TESADÜF SEN kitap kapağı

23. bölüm / 30

BÖLÜM 23: GÖLGE

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: BÖLÜM 23: GÖLGE

Bade, Nehir'in elini tutmaya devam ederken odadaki sessizliği dinliyordu.

Küçük kız çoktan uykuya dalmıştı.

Yüzündeki yorgunluk hâlâ belli oluyordu ama artık nefesi daha düzenliydi. Dün yaşanan korkunun ardından bugün onu böyle görmek Bade'nin içini rahatlatıyordu.

Tuğrul ise pencerenin yanında duruyordu.

Birkaç dakika önce konuştukları şeyler hâlâ ikisinin de aklındaydı.

Bade, onun yanında susmanın bile eskisi kadar zor olmadığını düşünüyordu.

Tuğrul da Bade'ye bakarken yüzünde belli belirsiz bir tebessüm taşıyordu.

Tam o sırada kapı çalındı.

İkisi de kapıya döndü.

Tuğrul'un annesi içeri girdi.

“Elinizde mi?”

Tuğrul başını salladı.

“Evet.”

Kadın Nehir'e baktı.

“Uyuyor mu?”

“Uyuyor.”

Kadın yatağa yaklaşıp kızının saçlarını okşadı.

Bade birkaç adım geriye çekildi.

Tuğrul'un annesi ona dönerek,

“Sen de biraz dinlen kızım,” dedi.

“İyiyim.”

“Senin iyiyim demene artık inanmıyorum.”

Bade gülümsedi.

“Galiba çok belli ediyorum.”

“Evet.”

Tuğrul araya girdi.

“Ben de aynısını söylüyorum.”

Bade ona baktı.

“Sen sus.”

Tuğrul güldü.

Tam o sırada koridordan ayak sesleri duyuldu.

Birileri hızlı adımlarla odaya doğru geliyordu.

Tuğrul'un yüzündeki ifade bir anda değişti.

Bade bunu fark etti.

“Ne oldu?”

Tuğrul cevap vermeden kapıya baktı.

Kapı açıldı.

İçeri giren adam uzun boylu, sert bakışlı biriydi.

Üzerinde askeri üniforma vardı.

Tuğrul'un annesi onu görür görmez ayağa kalktı.

“Sen burada ne yapıyorsun?”

Adamın bakışları önce Nehir'e, sonra Tuğrul'a kaydı.

“Nehir'in ameliyat olduğunu duydum.”

Tuğrul ayağa kalktı.

“Baba.”

Bade olduğu yerde kaldı.

Tuğrul'un babası...

Demek buydu.

Tuğrul'un daha önce bahsetmediği, hakkında pek fazla konuşmadığı babası.

Adam oğluna doğru birkaç adım attı.

“Nasılsın?”

“İyiyim.”

“Nehir?”

“Ameliyat başarılı geçti.”

Adam başını salladı.

“Doktor ne dedi?”

“Durumu iyi.”

Adam yatağa baktı.

Nehir hâlâ uyuyordu.

Bir süre onu izledi.

Sonra yeniden Tuğrul'a döndü.

“Sen neden haber vermedin?”

“Annem sana haber vermiş.”

“Ben senden duymak istedim.”

Tuğrul'un sesi sakin kaldı.

“Her şey çok hızlı gelişti.”

Adam birkaç saniye sustu.

Sonra gözleri Bade'ye kaydı.

Bade o an kendisini istemsizce toparladı.

Tuğrul bunu fark etti.

“Baba, Bade.”

Adam gözlerini Bade'den ayırmadan sordu.

“Bade?”

“Evet.”

“Doktor mu?”

Bade hafifçe başını salladı.

“Evet.”

“Burada mı çalışıyorsun?”

“Evet.”

Adamın bakışları Bade'nin üzerinde birkaç saniye daha kaldı.

Sonra başını salladı.

“Anladım.”

Bade ne diyeceğini bilemedi.

Tuğrul'un annesi araya girdi.

“Bade, Nehir'in yanında çok kaldı. Dün de buradaydı.”

Adam kısa bir bakış attı.

“Öyle mi?”

Bade sadece,

“Evet,” diyebildi.

Adam başka bir şey söylemedi.

Ama bakışındaki sertlik Bade'nin dikkatinden kaçmamıştı.

Bir süre sonra Tuğrul'un babası dışarı çıktı.

Tuğrul da peşinden gidecek gibi oldu.

Bade onun koluna hafifçe dokundu.

“Git.”

Tuğrul ona baktı.

“Sen burada kal.”

“Merak etme.”

Tuğrul başını salladı ve dışarı çıktı.

Koridora çıktığında babası birkaç metre ileride onu bekliyordu.

Tuğrul yanına geldi.

“Ne oldu?”

“Ne zamandır burada?”

“Kim?”

“Bade.”

Tuğrul'un yüzü sertleşti.

“Ne demek istiyorsun?”

“Bir şey demiyorum.”

“Baba.”

Adam oğluna döndü.

“Son zamanlarda hastaneye fazla geliyorsun.”

“Burada Nehir var.”

“Nehir için geldiğini biliyorum.”

“E o zaman?”

“Başka sebeplerin de var gibi.”

Tuğrul birkaç saniye sustu.

“Bu seni ilgilendirmez.”

Adamın kaşları çatıldı.

“Ben senin babanım.”

“Biliyorum.”

“Öyle konuşma.”

“Nasıl konuşacağımı da biliyorum.”

Aralarında kısa bir sessizlik oluştu.

Adam oğlunu uzun uzun inceledi.

“Büyüdün.”

“Evet.”

“Ama hâlâ aynı hataları yapıyorsun.”

Tuğrul'un yüzündeki ifade değişti.

“Ne hatası?”

“Duygularınla hareket etmek.”

“Ben duygularımla hareket etmiyorum.”

“Öyle mi?”

“Öyle.”

Babası başını iki yana salladı.

“Umarım öyledir.”

Sonra arkasını dönüp uzaklaştı.

Tuğrul birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Babasıyla yıllardır aralarında benzer konuşmalar geçiyordu.

Ne zaman Tuğrul kendi hayatıyla ilgili bir karar verse babası mutlaka bir şey söylerdi.

Nereye gideceğinden tutun da kimlerle görüşeceğine kadar...

Her konuda bir fikri vardı.

Tuğrul artık buna alışmıştı.

Ama bu kez babasının bakışındaki farklılığı anlamıştı.

Bade'yi fark etmişti.

Ve Tuğrul bunun iyi bir şey olmadığını hissediyordu.

---

Öğleden sonra hastanede yoğunluk biraz azalmıştı.

Bade, Nehir'in odasından çıktıktan sonra koridorda birkaç evrakla ilgilendi.

Tuğrul bir süredir görünmüyordu.

Bade telefonuna baktı.

Mesaj yoktu.

Tam telefonunu kapatacakken arkasından bir ses duydu.

“Bade Hanım.”

Bade döndü.

Tuğrul'un babasıydı.

Bade'nin yüzündeki ifade bir anda değişti.

“Buyurun.”

Adam koridorun daha sakin tarafını işaret etti.

“Bir dakika konuşabilir miyiz?”

Bade birkaç saniye tereddüt etti.

Sonra başını salladı.

“Tabii.”

Adam ilerlemeye başladı.

Bade de arkasından gitti.

Hastanenin daha tenha bir bölümünde durdular.

Adam doğrudan konuya girdi.

“Tuğrul'la aranızda ne var?”

Bade ne diyeceğini bilemedi.

“Anlamadım.”

“Anladın.”

Bade gözlerini kaçırdı.

“Biz arkadaşız.”

Adam hafifçe güldü.

“Arkadaş?”

“Evet.”

“Ben oğlumu tanırım.”

Bade sessiz kaldı.

Adam devam etti.

“Son zamanlarda davranışları değişti.”

Bade'nin kalbi hızlandı.

“Ben onun davranışlarından sorumlu değilim.”

“Olmalısın demiyorum.”

“Peki?”

“Uzak durmanı istiyorum.”

Bade'nin yüzündeki ifade değişti.

“Ne?”

“Tuğrul'dan.”

Bade birkaç saniye konuşamadı.

Adam sakin görünüyordu.

Sanki söylediği şey çok normalmiş gibi.

“Bunun nedenini bilmek isteyebilirsin.”

Bade başını kaldırdı.

“Evet.”

“Çünkü Tuğrul'un hayatı sandığın kadar basit değil.”

“Ben onun hayatının nasıl olduğunu biliyorum.”

“Hayır.”

“Bildiğimi düşünüyorum.”

“Düşünmek başka, bilmek başka.”

Bade derin bir nefes aldı.

“Tuğrul benimle ilgili kendi kararlarını verebilecek biri.”

Adamın yüzü sertleşti.

“Sen daha onu ne kadar tanıyorsun?”

Bade cevap veremedi.

Adam devam etti.

“Birkaç hastane görüşmesi, birkaç konuşma, birkaç güzel söz... Bunlar bir insanı tanımaya yetmez.”

Bade'nin içi sıkıştı.

Çünkü bu cümle, istemeden de olsa kendi korkularına dokunuyordu.

Babası da bir zamanlar annesine karşı iyi davranmıştı.

Çiçekler almıştı.

Güzel sözler söylemişti.

Sonra her şey bir anda değişmişti.

Bade geçmişin görüntülerini zihninden uzaklaştırmaya çalıştı.

“Tuğrul bana yalan söylemedi.”

“Şimdilik.”

Bade'nin gözleri doldu ama belli etmemeye çalıştı.

“Ne demek istiyorsunuz?”

“Şunu.”

Adam sesini biraz daha düşürdü.

“Tuğrul'un hayatında senin bilmediğin çok şey var.”

“Mesela?”

“Bunu ona sor.”

Bade bir şey söylemedi.

Adam bir süre bekledi.

Sonra,

“Sen kaçıncısın?” dedi.

Bade kaşlarını çattı.

“Ne?”

“Bizim oğlanın hızına yetişilmiyor.”

Bade'nin yüzü bembeyaz oldu.

Adam devam etti.

“Sen de ilk değilsin.”

Bade birkaç saniye boyunca konuşamadı.

Adamın sözleri zihninde yankılanıyordu.

İlk değilsin.

İlk değilsin.

İlk değilsin.

Bade'nin elleri titremeye başladı.

“Ben...”

Adam sözünü kesti.

“Yanlış anlama. Seni küçümsemiyorum.”

Ama söylediği şeylerin hepsi zaten Bade'nin canını yakmıştı.

“Ben sadece oğlumun hayatının karışmasını istemiyorum.”

Bade gözlerini yere indirdi.

“Ben onun hayatını karıştırmıyorum.”

“Bundan emin misin?”

“Evet.”

“Öyleyse uzak durmak senin için zor olmamalı.”

Bade başını kaldırdı.

“Tuğrul'un ne istediğini hiç sordunuz mu?”

Adam birkaç saniye sustu.

“Ben oğlumu senden daha iyi tanırım.”

“Belki.”

Bade'nin sesi titriyordu ama geri adım atmıyordu.

“Ama onun ne hissettiğine kendisinin karar vermesi gerektiğini düşünüyorum.”

Adam Bade'ye dikkatlice baktı.

“Sen gerçekten ona güveniyor musun?”

Bade'nin nefesi kesildi.

Bu soru...

Tam da korktuğu şeydi.

“Ben...”

“Güvenmek kolaydır.”

Adam devam etti.

“Sonra insanlar değişir.”

Bade'nin aklına babası geldi.

Biricik kızım.

Seni seviyorum.

Annesinin ağlayan yüzü.

Yere düşen papatyalar.

“Bazen insanlar değişmez,” dedi Bade kısık bir sesle. “Sadece gerçek yüzlerini gösterirler.”

Adamın yüzündeki ifade değişti.

Bade ilk kez başını kaldırıp ona doğrudan baktı.

“Ben geçmişte çok şey yaşadım.”

“Biliyorum.”

Bade şaşırdı.

“Ne biliyorsunuz?”

“Tuğrul bazı şeylerden bahsetti.”

Bade'nin kalbi hızlandı.

“Ne anlattı?”

“Her şeyi anlatmadı.”

Bade sustu.

Adam birkaç saniye sonra,

“Ben oğlumun üzülmesini istemiyorum,” dedi.

Bade'nin içindeki öfke yerini başka bir şeye bıraktı.

“Ben de istemiyorum.”

“Öyleyse uzak dur.”

“Bunu yapamam.”

Adamın kaşları çatıldı.

“Yapamazsın?”

Bade yutkundu.

“Çünkü Tuğrul bana hiçbir zaman sizden duyduğum şekilde davranmadı.”

“Daha çok yenisiniz.”

“Belki.”

“Ve bu yüzden hata yapabilirsiniz.”

Bade gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

“Belki.”

Sonra gözlerini açtı.

“Ama benim yerime karar vermeyin.”

Adam birkaç saniye sessiz kaldı.

“Bunu bir baba olarak söylüyorum.”

“Ben de bunu Bade olarak söylüyorum.”

Adam ona baktı.

“Ne demek istiyorsun?”

“Tuğrul'un hayatında ne olacağına Tuğrul karar vermeli.”

Adam başını hafifçe salladı.

“Sen bilirsin.”

Sonra arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı.

Bade olduğu yerde kaldı.

Bir süre hareket edemedi.

Adam birkaç adım attıktan sonra durdu.

Arkasına dönmeden son bir cümle söyledi.

“Bu işin sonunda üzülmeni istemiyorsan, şimdi vazgeç.”

Sonra yürüyüp gitti.

Bade'nin gözleri dolmuştu.

Ellerini birbirine kenetledi.

Kalbi hızlı atıyordu.

Babasının söyledikleri...

Tuğrul'un hayatında başkalarının olduğu iması...

“Sen de ilk değilsin.”

Bu cümle kafasından çıkmıyordu.

Bade birkaç saniye boyunca koridorun ortasında öylece kaldı.

Sonra derin bir nefes alıp yüzünü toparlamaya çalıştı.

Tam o sırada arkasından tanıdığı bir ses geldi.

“Bade?”

Bade olduğu yerde dondu.

Tuğrul.

Bade yavaşça arkasını döndü.

Tuğrul ona doğru geliyordu.

“Burada ne yapıyorsun?”

Bade cevap vermedi.

Tuğrul birkaç adım daha yaklaştı.

“Bade?”

“Hiç.”

“Yüzün neden böyle?”

“Bir şey yok.”

Tuğrul dikkatle yüzüne baktı.

“Biri bir şey mi söyledi?”

Bade'nin gözleri doldu.

“Hayır.”

“Bade.”

“Gerçekten bir şey yok.”

Tuğrul onun gözlerinin içine baktı.

“Bana bak.”

Bade bakamadı.

Çünkü baktığı anda ağlayacağından korkuyordu.

Tuğrul birkaç saniye bekledi.

Sonra daha yumuşak bir sesle,

“Bir şey olduysa anlatabilirsin.”

Bade dudaklarını birbirine bastırdı.

“Sonra.”

“Ne zaman?”

“Bilmiyorum.”

Tuğrul onun bu halinden hiçbir şey anlamıyordu.

Ama bir şeylerin değiştiğini hissediyordu.

“Babamla mı konuştun?”

Bade'nin gözleri bir anda Tuğrul'a döndü.

Bu tek bakış yeterliydi.

Tuğrul her şeyi anlamasa da tahmin etmişti.

“Ne söyledi?”

Bade başını iki yana salladı.

“Önemli değil.”

“Bade.”

“Tuğrul, gerçekten önemli değil.”

“Benim babam sana ne söyledi?”

Bade cevap vermedi.

Tuğrul'un yüzündeki sakinlik kaybolmaya başlamıştı.

“Bade.”

“Ben eve gideceğim.”

“Ben bırakayım.”

“Gerek yok.”

“Bade.”

“Gerçekten gerek yok.”

Bade arkasını dönüp yürümeye başladı.

Tuğrul birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Sonra peşinden gitmek istedi.

Ama Bade asansöre binmişti bile.

Kapılar kapanırken son kez göz göze geldiler.

Tuğrul'un bakışında soru vardı.

Bade'nin bakışında ise korku.

Asansör kapısı kapandı.

Bade yalnız kaldığında gözlerinden yaşlar süzüldü.

Elinin tersiyle gözlerini sildi.

“Hayır,” diye fısıldadı kendi kendine.

“Hayır, böyle olmayacak.”

Ama zihni ona itiraz ediyordu.

Babası gibi olursa?

Ya gerçekten değişirse?

Ya bir gün başka birini severse?

Ya Tuğrul'un babasının söyledikleri doğruysa?

Bade gözlerini kapattı.

İki gün önce Tuğrul'un yanında korkularını anlatmıştı.

“Ya sen de babam gibi olursan?”

Tuğrul ona,

“Ben senin geçmişin değilim,” demişti.

Bade o cümleyi hatırlayınca daha çok ağlamak istedi.

Çünkü şimdi ilk kez, Tuğrul'un değil...

başka birinin sözleri yüzünden ondan şüphe etmeye başlamıştı.

---

Akşam olduğunda Tuğrul hastanenin önünde tek başına duruyordu.

Telefonunu eline aldı.

Bade'nin numarasını açtı.

Mesaj yazdı.

Tuğrul: Eve vardın mı?

Gönderdi.

Cevap gelmedi.

Bir dakika bekledi.

Sonra tekrar baktı.

Hâlâ cevap yoktu.

Tuğrul kaşlarını çattı.

Bade normalde geç de olsa cevap verirdi.

Telefonu tekrar cebine koydu.

Tam arabasına doğru ilerlerken babasını gördü.

Adam aracının yanında bekliyordu.

Tuğrul yanına gitti.

“Bade'yle konuştun.”

Bu bir soru değildi.

Babası cevap vermedi.

“Ne söyledin?”

“Gerekli olanı.”

Tuğrul'un çenesi gerildi.

“Baba.”

“Ben senin iyiliğini düşünüyorum.”

“Ben senden bunu istemedim.”

“Bir gün teşekkür edeceksin.”

“Hayır.”

Babası ona baktı.

“Bu kız konusunda dikkatli ol.”

Tuğrul'un sesi sertleşti.

“Bade hakkında konuşurken dikkatli ol.”

Adam birkaç saniye sustu.

“Sen gerçekten bu kadar ciddisin.”

Tuğrul cevap vermedi.

Babası başını salladı.

“Göreceğiz.”

Tuğrul arkasını dönüp uzaklaştı.

Ama içindeki huzursuzluk artık daha da büyümüştü.

Çünkü babasının Bade'yle konuştuğunu biliyordu.

Ve Bade'nin yüzündeki o korkuyu unutamıyordu.

---

Bade ise evine girdiğinde ışıkları açmadı.

Ayakkabılarını çıkardı.

Çantasını koltuğun üzerine bıraktı.

Sonra sessizce odasına geçti.

Aynanın karşısında durdu.

Kendisine baktı.

Gözleri kızarmıştı.

Yüzünde yorgunluk vardı.

Ama asıl yorgun olan gözleri değildi.

Kalbiydi.

Telefonunu eline aldı.

Tuğrul'dan gelen mesaja baktı.

Eve vardın mı?

Parmakları ekranın üzerinde birkaç saniye durdu.

Cevap yazmak istedi.

“Evet.”

Sadece iki harf.

Ama yazamadı.

Telefonu kapattı.

Yatağın kenarına oturdu.

Sonra babasının sesi yeniden zihninde yankılandı.

“Sen de ilk değilsin.”

Bade gözlerini kapattı.

“Biliyorum,” diye fısıldadı.

Ama aslında hiçbir şey bilmiyordu.

Tuğrul'u seviyordu.

Bunu artık inkâr edemiyordu.

Onun yanında kendisini güvende hissediyordu.

Ama güvenmek...

Bade için hiçbir zaman sadece birine inanmak olmamıştı.

Güvenmek, kendini yeniden bir başkasının ellerine bırakmaktı.

Ve Bade bir kez ellerini yanlış kişiye bırakmıştı.

O ellerden kurtulması yıllar sürmüştü.

Şimdi ise yeniden aynı şeyi yaşamaktan korkuyordu.

Telefonu tekrar titredi.

Bade ekrana baktı.

Tuğrul arıyor.

Kalbi hızlandı.

Parmağı cevaplama tuşunun üzerinde bekledi.

Bir saniye...

İki saniye...

Üç saniye...

Sonra telefonu susturdu.

Bade'nin gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Özür dilerim,” diye fısıldadı.

Ama bu sözün kime olduğunu kendisi de bilmiyordu.

Tuğrul'a mı?

Kendisine mi?

Yoksa geçmişte kırılan ve hâlâ iyileşmeye çalışan o küçük kıza mı?

Telefon yeniden çaldı.

Bade bu kez yüzünü ellerinin arasına aldı.

Cevap vermedi.

Ve o gece ilk kez...

Tuğrul'un yanında kendini güvende hissettiği halde, ondan uzaklaşmanın nasıl bir şey olduğunu düşünmeye başladı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

51okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…