TESADÜF SEN kitap kapağı

26. bölüm / 30

BÖLÜM 26: ARADA KALAN

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: BÖLÜM 26: ARADA KALAN

Bade'nin telefon ekranında hâlâ aynı mesaj duruyordu.

Dikkatli ol.

Tuğrul'un cevabı da hemen altında yerini almıştı.

Olacağım.

Bade telefonu elinden bırakmıştı ama zihni hâlâ o iki kelimenin üzerindeydi.

Olacağım.

Bu kadar basit bir cümleydi.

Ama Bade için artık hiçbir şey basit değildi.

Tuğrul'un göreve çıkacağını biliyordu. Daha önce de çıkmıştı. Onu defalarca uğurlamış, defalarca geri dönüşünü beklemişti. Hatta bazı zamanlar görevde olduğunu bilmesine rağmen hayatına devam etmeyi öğrenmişti.

Ama bu kez farklıydı.

Çünkü Tuğrul'un babasının söyledikleri hâlâ zihninin bir köşesinde duruyordu.

“Senin onun hayatında ne kadar kalacağını bilmiyorsun.”

“Tuğrul'un hayatı sandığın kadar basit değil.”

“Bir gün başka biriyle evlenebilir.”

Bade bu cümleleri düşünmemeye çalıştıkça daha çok düşünüyordu.

Telefonunu tekrar eline aldı.

Tuğrul'un sohbet ekranını açtı.

Bir şey yazmak istedi.

Döndüğünde konuşalım.

Yazdı.

Sonra sildi.

İyi misin?

Onu da sildi.

Sonunda hiçbir şey göndermeden telefonu masanın üzerine bıraktı.

Kendi kendine kızıyordu.

Çünkü Tuğrul ona hiçbir şey yapmamıştı.

Hiçbir yanlışını görmemişti.

Hatta tam tersine, Tuğrul bugüne kadar onun güvenini kazanmak için elinden geleni yapmıştı.

Ama Bade'nin korkusu mantığını dinlemiyordu.

Ve korku, bazen insanın bildiği gerçeklerden daha yüksek sesle konuşuyordu.

---

Ertesi sabah hastanede işler her zamanki gibi başlamıştı.

Bade dosyaları kontrol ediyor, hastalarıyla ilgileniyor, doktorlarla kısa görüşmeler yapıyordu. Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünüyordu.

Ama Deniz onu tanıyordu.

Bade'nin normal görünen hâlinin altında bir şeylerin döndüğünü anlayabiliyordu.

Öğleye doğru Deniz hastanenin koridorunda Bade'yi yakaladı.

“Bade.”

Bade başını kaldırdı.

“Efendim?”

Deniz birkaç saniye yüzüne baktı.

“İyi misin?”

Bade hiç düşünmeden cevap verdi.

“İyiyim.”

Deniz kaşlarını kaldırdı.

“Emin misin?”

“Eminim.”

“Dün de iyiydin.”

Bade hafifçe gülümsedi.

“Çünkü iyiyim.”

Deniz onun yanına geldi.

“Peki.”

Bade şaşırdı.

“Peki mi?”

“Evet.”

“Normalde sorgulardın.”

“Sen anlatmak istemiyorsan zorlamanın bir anlamı yok.”

Bade birkaç saniye sustu.

Deniz devam etti.

“Ama ne zaman konuşmak istersen buradayım.”

Bade'nin yüzündeki gülümseme biraz daha belirginleşti.

“Biliyorum.”

Deniz onun omzuna hafifçe dokundu.

“Güzel.”

Tam o sırada Deniz'in telefonu çaldı.

Ekrana baktığında ifadesi değişti.

“Gitmem lazım.”

Bade başını salladı.

“Görev mi?”

“Evet.”

Deniz telefonunu cebine koydu.

“Sonra konuşuruz.”

“Tamam.”

Deniz birkaç adım attıktan sonra arkasını döndü.

“Bade?”

“Efendim?”

“Dikkat et kendine.”

Bade gülümsedi.

“Sen de.”

Deniz gittikten sonra Bade birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

İçinde garip bir his vardı.

Sanki bugün sıradan bir gün olmayacaktı.

---

Aynı saatlerde Yıldırım Timi hazırlıklarını tamamlıyordu.

Tuğrul masanın üzerinde duran haritaya bakarken Cenk yanına geldi.

“Komutanım.”

“Ne var?”

“Bu seferki görev biraz karışıkmış.”

Tuğrul gözünü haritadan ayırmadan cevap verdi.

“Önce bilgi alacağız. Sonra hareket edeceğiz.”

Cenk başını salladı.

“Anlaşıldı.”

Yiğit ekipmanlarını kontrol ederken Baran ona baktı.

“Deniz de sağlık ekibiyle gidecekmiş.”

Cenk'in başı anında kalktı.

“Deniz mi?”

Baran sırıttı.

“Ne oldu?”

“Bir şey olmadı.”

“Yüzün değişti.”

“Değişmedi.”

Mert araya girdi.

“Komutanım, sizin yüzünüzü artık hepimiz ezberledik.”

Cenk ona döndü.

“Ne diyorsun sen?”

Mert gülerek omuz silkti.

“Deniz'in adı geçince yüzünüz değişiyor.”

Cenk cevap vermeden önce Tuğrul konuştu.

“Yeter.”

Herkes sustu.

Cenk hafifçe gülümsedi.

“Emredersiniz komutanım.”

Tuğrul tekrar haritaya döndü.

Ama birkaç saniye sonra gözleri boşluğa kaydı.

Aklına Bade geldi.

Dün gece gönderdiği mesaj.

Dikkatli ol.

Tuğrul'un yüzünde belli belirsiz bir ifade oluştu.

Bade'nin onu düşündüğünü bilmek hoşuna gidiyordu.

Ama son birkaç gündür Bade'de bir değişiklik vardı.

Onunla konuşurken eskisi kadar rahat değildi.

Bir şey saklıyordu.

Tuğrul bunu hissediyordu.

Fakat ne olduğunu bilmiyordu.

Ve bilmediği şey, onu rahatsız ediyordu.

---

Görev yerine ulaştıklarında köyün girişinde birkaç araç bekliyordu.

Ortam ilk bakışta sakin görünüyordu.

Ama biraz ilerlediklerinde sesler duyulmaya başladı.

İki grup insan birbirine bağırıyordu.

Deniz araçtan inerken etrafına baktı.

“Burada bayağı kalabalık var.”

Tuğrul etrafı süzdü.

“Dağılın. Önce ne olduğunu anlayalım.”

Askerler çevreye yayıldı.

Bade ise sağlık ekibiyle birlikte biraz daha gerideydi.

Arabadan indiğinde çantasını aldı.

Sarp da onun yanına geldi.

“Bade, burada kal. Ortalık sakinleşene kadar yaklaşma.”

Bade başını salladı.

“Tamam.”

Sarp çevreyi kontrol ederken Bade gözlerini kalabalığa çevirdi.

İnsanlar birbirlerinin üzerine yürüyordu.

Bir adam yüksek sesle bağırdı.

“Sen benim aileme nasıl böyle konuşursun?”

Karşısındaki adam da ona doğru bir adım attı.

“Ben sadece gerçeği söyledim!”

Sesler giderek yükseliyordu.

Tuğrul hemen araya girdi.

“Geri çekilin!”

Cenk de diğer taraftan insanları ayırmaya çalışıyordu.

“Tamam, herkes sakin olsun!”

Deniz birkaç kadını ve çocuğu daha güvenli bir tarafa yönlendirdi.

Fakat gerginlik bir türlü dinmiyordu.

Bade bulunduğu yerden olayları takip ediyordu.

Bir süre sonra taraflardan biri geri çekildi.

Sanki kavga bitmiş gibi görünüyordu.

Ama birkaç saniye sonra her şey yeniden karıştı.

Bir adam öfkeyle öne çıktı.

Elindeki bıçağı gören insanlar geri çekildi.

“Bıçağı bırak!”

Tuğrul'un sesi sertleşti.

Adam onu dinlemiyordu.

Kalabalık bir anda hareketlendi.

Bade istemsizce birkaç adım geri gitti.

Sarp kolundan tuttu.

“Bade, geri!”

“Çocuk var!”

Bade ileride ağlayan küçük bir çocuğu gördü.

Çocuk kalabalığın arasında kalmıştı.

Bade düşünmeden ona doğru yöneldi.

“Bade!”

Sarp peşinden gitti.

Tam o sırada insanlar birbirine çarptı.

Bade çocuğu kenara çekmeye çalışırken Sarp onu kolundan yakalayıp geriye doğru çekti.

Bade dengesini kaybetti.

Elinin üzerinde keskin bir acı hissetti.

Bir an durdu.

Sonra eline baktı.

Küçük bir kesik oluşmuştu.

Sarp hemen onun önüne geçti.

“İyi misin?”

Bade elini kendine çekti.

“İyiyim.”

“Emin misin?”

“Evet.”

Sarp onun eline baktı.

“Bunu temizlememiz lazım.”

“Sonra.”

“Bade—”

“Önce diğerlerine bak.”

Sarp itiraz edecek gibi oldu ama tam o sırada Tuğrul yanlarına geldi.

“Ne oldu?”

Sarp cevap verdi.

“Bade arada kaldı. Elinden hafifçe yaralandı.”

Tuğrul'un bakışları anında Bade'nin eline indi.

“Bade.”

Bade ona baktı.

Tuğrul'un yüzündeki endişeyi görünce içinde bir şey sıkıştı.

“İyiyim.”

Tuğrul bir adım yaklaştı.

“Elini göster.”

“Tuğrul, gerçekten bir şey yok.”

“Bade.”

Sesindeki ton değişmişti.

Bade birkaç saniye tereddüt ettikten sonra elini uzattı.

Tuğrul dikkatlice baktı.

“Bu mu bir şey yok?”

“Çok küçük.”

“Yine de kanıyor.”

Bade elini geri çekti.

“Sarp halleder.”

Tuğrul'un bakışları kısa bir an Sarp'a kaydı.

Sonra tekrar Bade'ye döndü.

“Ben hallederim.”

Bade başını iki yana salladı.

“Gerek yok.”

Tuğrul birkaç saniye ona baktı.

Bade'nin gözlerinde bir şey vardı.

Kaçıyordu.

Sanki Tuğrul'un yanında fazla uzun kalmak istemiyordu.

“Peki,” dedi Tuğrul sonunda.

Ama sesi eskisi kadar sıcak değildi.

“Sen bilirsin.”

Arkasını dönüp diğer askerlere yöneldi.

Bade onun arkasından baktı.

İçinden bir ses onu durdurmak istiyordu.

Ama başka bir ses daha güçlüydü.

Uzak dur.

Sonra daha çok acır.

---

Olaylar biraz sonra kontrol altına alındı.

İnsanlar dağıtıldı.

Yaralanan birkaç kişi sağlık ekibine yönlendirildi.

Bade de elindeki kesiyle ilgilenmek için kenara geçti.

Sarp yanına oturdu.

“Şimdi gösterebilir misin?”

Bade elini uzattı.

Sarp dikkatlice temizleyip bandajladı.

“Çok ciddi değil.”

“Biliyorum.”

“Sen bugün dalgınsın.”

Bade ona baktı.

“Yorgunum.”

Sarp kısa bir süre sustu.

“Bunu herkes söyleyebilir ama ben sana inanmıyorum.”

Bade hafifçe gülümsedi.

“Sen de mi Deniz gibi oldun?”

“Deniz haklı olabilir.”

Bade cevap vermedi.

Biraz ileride Tuğrul onları görüyordu.

Sarp'ın Bade'nin elini bandajladığını gördü.

Normalde bundan rahatsız olmazdı.

Sarp doktordu.

Bade'nin de elinin tedavi edilmesi gerekiyordu.

Ama mesele Sarp değildi.

Mesele Bade'nin kendisiydi.

Bade neden ondan uzaklaşıyordu?

Tuğrul gözlerini birkaç saniye kapatıp açtı.

Sonra yanına gelen Cenk'e döndü.

“Her şey kontrol altında mı?”

“Evet komutanım.”

“Güzel.”

Cenk, Tuğrul'un yüzüne baktı.

“Bir sorun mu var?”

“Yok.”

“Bade yüzünden mi?”

Tuğrul ona baktı.

Cenk hemen ellerini kaldırdı.

“Tamam, tamam. Bir şey demedim.”

Tuğrul cevap vermedi.

Cenk birkaç saniye sonra daha ciddi bir sesle konuştu.

“Komutanım…”

“Efendim?”

“Bence onunla konuşmalısınız.”

Tuğrul gözlerini Bade'ye çevirdi.

“Konuşmak istemiyor.”

“Belki de konuşamıyordur.”

Tuğrul sustu.

Bu cümle aklında kaldı.

Belki de konuşamıyordu.

Belki Bade'nin söylemek istediği bir şey vardı.

Ama nasıl söyleyeceğini bilmiyordu.

---

Görev tamamlandığında akşam olmak üzereydi.

Ekip araçlara doğru ilerlerken Tuğrul geride kaldı.

Bade de sağlık ekibiyle birlikte aracına yöneliyordu.

“Bade.”

Bade durdu.

Arkasını döndüğünde Tuğrul'u gördü.

“Efendim?”

Tuğrul yanına geldi.

“Bir dakika konuşabilir miyiz?”

Bade'nin içi huzursuzlandı.

“Tabii.”

İkisi birkaç adım uzaklaştı.

Tuğrul ellerini cebine koydu.

“Son birkaç gündür bir şey var.”

Bade sessiz kaldı.

“Benimle konuşurken değiştin.”

“Hayır.”

“Bade.”

“Gerçekten bir şey yok.”

Tuğrul onun gözlerinin içine baktı.

“Benden kaçıyorsun.”

Bade'nin boğazı düğümlendi.

“Kaçmıyorum.”

“Bugün elin yaralandı. Bana bakmadın bile.”

“Çünkü görev vardı.”

“Sonra da benimle konuşmak istemedin.”

Bade başını eğdi.

Tuğrul biraz daha yumuşak bir sesle konuştu.

“Bir şey yaptım mı?”

Bade hemen başını kaldırdı.

“Hayır.”

“Bir şey söyledim mi?”

“Hayır.”

“O zaman ne oldu?”

Bade'nin gözleri dolacak gibi oldu ama kendini tuttu.

“Hiçbir şey olmadı.”

Tuğrul birkaç saniye sustu.

Sonra başını hafifçe salladı.

“Peki.”

Bade şaşırdı.

“Peki mi?”

“Evet.”

“Daha fazla sormayacak mısın?”

“Hayır.”

“Neden?”

“Çünkü bana anlatmak istemiyorsun.”

Bade cevap veremedi.

Tuğrul devam etti.

“Ne zaman anlatmak istersen dinlerim.”

Bade gözlerini kaçırdı.

Tuğrul onun karşısında birkaç saniye daha durdu.

Sonra yalnızca:

“Kendine dikkat et.”

dedi.

Bade güçlükle cevap verdi.

“Sen de.”

Tuğrul arkasını dönüp uzaklaştı.

Bade onu izledi.

Bir adım atmak istedi.

Onu çağırmak istedi.

“Tuğrul…”

Sesi çıkmadı.

---

Gece olduğunda Bade evine döndü.

Çantasını koltuğun üzerine bıraktı.

Ayakkabılarını çıkardı.

Sonra doğruca odasına geçti.

Elindeki bandaja baktı.

Gün boyunca yaşananları düşündü.

Tuğrul'un yanına gelişini…

Elini görmek isteyişini…

Sesindeki endişeyi…

Ve sonra hiçbir şey sormadan geri çekilmesini.

Bade yatağın kenarına oturdu.

Telefonunu çıkardı.

Tuğrul'dan mesaj vardı.

Eve vardın mı?

Bade uzun süre ekrana baktı.

Cevap yazdı.

Vardım.

Bir süre sonra Tuğrul'dan:

İyi. Dinlen.

Bade mesajı okudu.

Telefonu göğsünün üzerine bıraktı.

Gözlerini kapattı.

Ama yine babasının sözleri geldi aklına.

“Tuğrul bir gün başka biriyle evlenebilir.”

Bade gözlerini açtı.

“Hayır…”

Kendi kendine fısıldadı.

Ama korku susmadı.

Çünkü Bade'nin asıl korkusu Tuğrul'un bugün ne yaptığı değildi.

Yarın ne yapacağıydı.

Bir gün değişmesiydi.

Bir gün sevgisinin azalmasıydı.

Bir gün Bade'nin annesinin yaşadığı şeyi kendisinin de yaşamasıydı.

Bade başını ellerinin arasına aldı.

“Ben bunu kaldıramam…”

Gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü.

Tuğrul ona güvenmesi için zaman vermişti.

Ama Bade artık başka bir şeyden korkuyordu.

Güvenirse…

Ve bir gün kaybederse?

Belki hiç güvenmemek daha kolaydı.

Belki hiç başlamamak daha güvenliydi.

Telefonunu tekrar eline aldı.

Tuğrul'un sohbet ekranına baktı.

Bir mesaj yazdı.

Seni seviyorum.

Uzun süre ekrana baktı.

Sonra sildi.

Başka bir şey yazdı.

Keşke her şey bu kadar zor olmasaydı.

Onu da göndermedi.

Telefonu kapattı.

Başını yastığa koydu.

Karanlık odada gözlerini tavana dikti.

Ve ilk kez korkusunu bir cümleye dönüştürdü.

“Olmaz bizden…”

Bunu söylerken kendi sesinden bile ürktü.

Çünkü o cümleyi söyleyen kalbi değildi.

Korkusuydu.

Ama bazen insan, korkusunun sesini kendi gerçeği sanabilirdi.

Bade henüz bilmiyordu.

Ertesi gün Tuğrul'un karşısına geçip söyleyeceği cümleler, ikisinin de hayatında hiçbir şeyin eskisi gibi kalmamasına neden olacaktı.

Çünkü bazı vedalar bir anda başlamazdı.

Önce insan uzaklaşırdı.

Sonra susardı.

Sonra kendini ikna etmeye çalışırdı.

Ve en sonunda…

Sevdiği insanı kendi elleriyle kaybetmeye çalışırdı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

38okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…