TESADÜF SEN kitap kapağı

2. bölüm / 8

TESADÜF SEN

BÖLÜM 2-BİR HAFTA 📆

Vaveyla Yazarı: Leydi Leydi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: BÖLÜM 2-BİR HAFTA 📆

Hakkâri'ye gitmeme daha bir ay vardı.

Bir ay...

Kulağa uzun bir süre gibi geliyordu ama benim için günler oldukça hızlı geçiyordu. Her sabah hastaneye gidiyor, bütün günümü hastalarla geçiriyor, akşam olduğunda da yorgun argın eve dönüyordum.

Bir ay sonra burada olmayacaktım.

Ankara'daki son ayımdı.

Bunu her düşündüğümde içimde tuhaf bir his oluşuyordu.

Bir yandan yeni bir başlangıç yapacağım için heyecanlanıyor, diğer yandan yıllardır alıştığım hayatı geride bırakacağımı düşünüyordum.

Üstelik artık düzenim de belli olmuştu.

İki hafta çalışacak, ardından iki hafta izin yapacaktım.

İlk görev yerim için fena bir düzen değildi.

Ama şu an tek düşündüğüm şey hastaneye yetişmekti.

---

Hastaneye girdiğimde her zamanki yoğunluk vardı.

Üzerime önlüğümü geçirip odama geçtim.

Daha sabahın ilk saatlerinde birkaç hastayı kontrol ettim. Ardından dosyalar, muayeneler, tetkikler derken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.

Tam biraz nefes alacağımı düşünürken acilden haber geldi.

“Trafik kazası geçiren bir hasta getirildi.”

Hemen ayağa kalktım.

“Durumu nasıl?”

“Ciddi görünüyor.”

“Ameliyathaneyi hazırlayın.”

Kısa süre sonra ameliyathanedeydim.

Ameliyat beklediğimden uzun sürdü.

Beş saat...

Tam beş saat sonra ameliyathaneden çıktığımda üzerimdeki yorgunluğu bütün vücudumda hissediyordum.

Bir an koridorda durup gözlerimi kapattım.

Sadece birkaç dakika dinlenmek istiyordum.

Ama daha odama geçemeden başka bir hastanın geldiğini söylediler.

Onu kontrol ettim.

Ardından başka bir hasta...

Sonra başka bir dosya...

Saatler geçtikçe gözlerim ağırlaşmaya başladı.

Nöbetim vardı.

Eve gitme şansım yoktu.

Bir ara masama oturup dosyalara bakarken başımın masaya doğru eğildiğini fark etmedim bile.

Gözlerimi kapattım.

Sadece birkaç dakika...

---

“Bade abla!”

Bir çocuğun sesiyle gözlerimi açtım.

Başımı kaldırdığımda kapının önünde Nehir'i gördüm.

Tekerlekli sandalyesinde oturuyordu.

Yüzünde hafif bir sitem vardı.

“Nehir?”

Gülümseyerek ayağa kalktım.

“Ne işin var balım burada?”

Nehir dudaklarını büzdü.

“Sıkıldım.”

Sonra bana bakıp ekledi:

“Dün de gelip masal okumadın bana.”

Bir anda suçlu hissettim.

“Özür dilerim.”

Yanına doğru eğildim.

“Ameliyattaydım. Gerçekten gelemedim. Çok üzgünüm.”

Nehir başını kaldırıp bana baktı.

“Uyuyabildin mi?”

“Biraz.”

Nehir yüzünü sakladı.

“Seni affederim ama bir şartla.”

Gülümsedim.

“Nasıl bir şart?”

“Ben dışarı çıkmak ve seninle gezmek istiyorum.”

Bir an cevap veremedim.

Nehir'in annesi Ayşe Hanım'ı düşündüm.

Ayşe Hanım işi yüzünden Nehir'in yanında çok fazla kalamıyordu. Ama kızını hastanede yalnız bırakmak da istemiyordu. Ne kadar yoğun olursa olsun sürekli mesaj atıp Nehir'in durumunu soruyordu.

Onu her şeyden korumaya çalışıyordu.

Bir de Nehir'in abisi vardı.

Nehir ondan bahsettiğinde gözlerinin içi parlıyordu. Abisini çok sevdiğini söylüyordu ama onun hakkında fazla konuşmuyordu.

Nerede olduğunu, ne zaman geleceğini ben de bilmiyordum.

Nehir'e baktım.

“Annenle konuşmamız lazım balım.”

“Annem izin vermez.”

“Belki verir.”

“Vermez.”

Başını hafifçe eğdi.

“Ama abim verir.”

“Abin mi?”

“Evet.”

Sonra bana bakıp devam etti:

“Şu an burada değil. Gelecek. O zaman ona sorarsın, olmaz mı?”

“Annen izin vermese bile mi?”

Nehir başını salladı.

“Lütfen.”

Gülümseyerek başını okşadım.

“Tamam o zaman. Abine sorarız balım.”

Nehir'in yüzü bir anda aydınlandı.

“Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

“Yaşasın!”

“Şimdi kahvaltı yapmaya ne dersin?”

“Süper olur!”

Tam odadan çıkacakken birden durdum.

“Ay!”

Nehir bana baktı.

“Ne oldu?”

“Sana bir şey vermeyi unuttum.”

Dolabıma doğru gittim.

“Gözlerini kapat.”

Nehir hemen gözlerini kapattı.

Dolabın içinden küçük, pembe bir peluş ayıcık çıkardım.

“Elini uzat.”

Nehir ellerini uzattı.

Ayıcığı ellerine bıraktım.

“Tamam, aç gözlerini.”

Nehir gözlerini açtığında peluş ayıcığı görünce yüzü aydınlandı.

“Aaa! Çok güzel!”

“Ben seçtim canım.”

Nehir ayıcığı kucağına aldı.

“Biliyor musun, ben de peluş oyuncakları çok severim.”

“Ben de.”

Bir süre ayıcığa baktıktan sonra bana döndü.

“Ama senin odanda hiç yok.”

Gülmeye başladım.

“Bana alan yok çünkü.”

Sonra Nehir'in ayıcığına baktım.

“Benim yerime senin odanı peluş ayıcıklarla doldurabiliriz.”

Nehir heyecanlandı.

“Ben sana alırım.”

“Öyle mi?”

“Hem de istediğin kadar.”

Sonra gururla ekledi:

“Büyüyüp senin gibi olunca param da olur. Hepsini sana harcarım.”

Gülümseyerek ona baktım.

“Bak bunu unutmam.”

“Ben de unutmam.”

Elimi tuttu.

“Şimdi kahvaltı?”

“Şimdi kahvaltı.”

Birlikte odadan çıktık.

---

Deniz

Benim içinse gün biraz daha farklı geçiyordu.

Yıldırım Timi'ne katılmak için başvuran birkaç kişiyle birlikte belirlenen alanda toplandık.

Hepimiz yan yana durmuş, gelecek kişileri bekliyorduk.

Kimsenin fazla konuştuğu yoktu.

Herkes birbirini süzüyor, nasıl bir hafta geçireceğini düşünüyordu.

Tam o sırada kapı açıldı.

İçeri iki kişi girdi.

İlk giren adam oldukça dikkat çekiciydi.

Uzun boyluydu.

Yaklaşık bir doksan vardı.

Geniş omuzları ve güçlü bir yapısı vardı. Kumral saçları düzgünce taranmıştı. Ela gözleri sert bakıyordu. Buğday teni ve yüzündeki ciddi ifade onu olduğundan bile daha sert gösteriyordu.

Yanında yürüyen adam ise biraz daha farklıydı.

Sarışındı.

Mavi gözleri vardı.

Beyaz tenliydi ve o da oldukça uzundu. Duruşunda kendinden emin bir hava vardı.

Öndeki adam birkaç adım ilerledi.

“Ben Üsteğmen Tuğrul Sancak.”

Herkes bir anda sessizleşti.

“Bu timin komutanıyım.”

Yanındaki adamı gösterdi.

“Yüzbaşı Cenk Karahan.”

Cenk başıyla bizi selamladı.

Tuğrul konuşmaya devam etti.

“Burada bulunan herkes bu timde görev almak istediği için burada.”

Kısa bir süre bizi süzdü.

“Ama istemek yeterli değil.”

Sesi oldukça netti.

“Bir hafta boyunca sizi gözlemleyeceğiz. Disiplininiz, dayanıklılığınız, ekip çalışmanız ve verilen görevlere uyumunuz değerlendirilecek.”

Kimse konuşmadı.

Cenk ise sessizce bizi izliyordu.

Bir süre sonra gözleri benim üzerimde durdu.

Bana birkaç saniye baktı.

Sonra dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme belirdi.

Neden güldüğünü anlamadım.

Ama belli etmemeye çalıştım.

Ciddi durmaya devam ettim.

Tuğrul bir anda seslendi.

“Koşuya çıkıyoruz.”

Hepimiz harekete geçtik.

Koşmaya başladığımızda ilk başta kolay gibi görünüyordu.

Ama süre uzadıkça nefesim ağırlaşmaya başladı.

Yine de durmadım.

Kimse durmuyordu.

Koşu bittiğinde hepimiz oldukça yorulmuştuk.

Cenk yanımıza geldi.

Elindeki sulardan birini bana uzattı.

“Al.”

“Teşekkür ederim komutanım.”

Suyu aldım.

Ardından parkura geçtik.

Engellerden geçtik, çeşitli fiziksel çalışmalar yaptık.

Bütün günümüz bu şekilde geçti.

Akşam olduğunda bacaklarım ağrıyordu.

Ama daha ilk günden pes etmeye hiç niyetim yoktu.

---

Bade

Akşam olduğunda hâlâ hastanedeydim.

Nöbetim devam ediyordu.

Bir ara Deniz'le konuşmak için fırsat buldum ve hemen onu aradım.

Telefon açılır açılmaz esnedim.

“Deniz...”

“Bade, uykulu musun?”

“Hayır.”

Bir kez daha esnedim.

“Konuşuyorum.”

Deniz güldü.

“Senin gibi birinin nasıl doktorluk yaptığına şaşırıyorum.”

“Ne alaka ya?”

“Çok alaka.”

Gülüşünü duyabiliyordum.

“Sana kalsa günün yarısından fazlasını uyursun.”

“Abartma.”

“Nasıl dayanıyorsun, yorulmuyor musun?”

“Yoruluyorum.”

“Eve ne zaman gelsem seni bulamıyorum ya da uyuyorsun.”

“Ben hallediyorum, sen merak etme.”

Sonra ona sordum:

“Sen ne yaptın?”

“Koşu falan yaptırdılar.”

“İyi iyi.”

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra Deniz'in sesi değişti.

“Bu arada sana Cenk'i anlatacağım.”

“Anlat.”

“Bugün bana niye güldüğünü anladım bence.”

“Niye gülmüş?”

“Bilmiyorum ama...”

Bir an sustu.

“Gülüşünde garip bir şey vardı.”

“Ne gibi?”

“Bana su verdi.”

“Eee?”

“Acaba sapık olabilir mi?”

“Deniz!”

Gülmeye başladım.

“Ne bileyim Bade. Gülüşü öyleydi.”

Tam cevap verecektim ki arkamdan bir ses geldi.

“Bade Hanım!”

Başımı çevirdim.

“Acil hasta var.”

“Hah?”

Hemen ayağa kalktım.

“Geliyorum!”

Sonra telefona döndüm.

“Deniz, öptüm canım. Konuşuruz.”

Telefonu kapatıp hızla koridora çıktım.

---

O gece de dinlenemedim.

Bir hastayla ilgileniyor, diğerine geçiyor, dosyaları kontrol ediyor, tekrar hastaların yanına dönüyordum.

Saatler birbirini kovaladı.

Sabah olmaya yaklaşırken artık gözlerimi açık tutmakta zorlanıyordum.

Masama oturdum.

Bir dosyaya bakmaya çalıştım.

Sonra başımı masanın üzerine koydum.

Ve uyuyakaldım.

---

Deniz

Ertesi gün bizi yine erkenden topladılar.

Parkur, koşu ve çeşitli çalışmalar yaptık.

Günün sonunda hepimizi tek tek konuşmak için çağıracaklarını söylediler.

Akşam üzeri ismim söylendi.

“Deniz Özkan.”

İçeri girdim.

Tuğrul ve Cenk'in yanında bir kişi daha vardı.

Sarp.

Sarp bana bakıyordu.

Tuğrul işaret etti.

“Geç, otur.”

Oturmadım.

“Emredersiniz komutanım.”

Tuğrul dosyama baktı.

“Adın Deniz Özkan.”

“Evet komutanım.”

“Yaşın?”

“Yirmi altı.”

“Boyun?”

“Bir yetmiş beş.”

Cenk not aldı.

Tuğrul devam etti.

“Neden bu time katılmak istiyorsun?”

Bir an düşündüm.

“Arkadaşım için.”

Sarp hemen kaşlarını kaldırdı.

“Nasıl yani?”

Ona baktım.

“Arkadaşım da Hakkâri'ye atandı.”

“Eee?”

“O tek kalırsa kesin başına bir şey gelir.”

Cenk hafifçe gülümsedi.

“Arkadaşın da asker mi?”

“Hayır.”

“Ne?”

“Doktor.”

Cenk'in kaşları hafifçe kalktı.

“Ee, onun başına ne iş gelecek ki?”

“Biraz küçük çocuk gibi.”

Sarp'ın yüzünde bir gülümseme oluştu.

Tuğrul ise araya girdi.

“Tamam Cenk. Kızın özel hayatına inme. Orası bizi ilgilendirmez.”

Sarp hemen savunmaya geçti.

“Ne yaptım? Meraktan şey ettim.”

Tuğrul ona baktı.

“Şey mey etme.”

Sarp başını salladı.

“Tamam komutanım.”

Tuğrul yeniden bana döndü.

“Başka?”

“İşimi seviyorum komutanım. Zaten timde görev almak hep istediğim bir şeydi. Arkadaşım da buna güzel bir vesile oldu.”

Tuğrul birkaç saniye düşündü.

“Tamam. Çıkabilirsin.”

“Emredersiniz.”

Kapıya doğru yürüdüm.

Tam dışarı çıkacakken telefonumu düşündüm.

Bade'ye mesaj atmam gerekiyordu.

Telefonumu çıkarıp yazdım.

Deniz: Müsait olunca ara.

Telefonumu cebime koydum sanıyordum.

Ama o sırada telefonu salonda bıraktığımı fark etmedim.

---

Bade

Uyandığımda saat çoktan ilerlemişti.

Başımı kaldırıp etrafa baktım.

Telefonumu elime aldığımda Deniz'in mesajını gördüm.

Müsait olunca ara.

Bir saat önce göndermişti.

“Tamam.”

Hemen onu aradım.

Telefon çaldı.

Ama açan Deniz olmadı.

---

Cenk

Salona döndüğümde telefonumun masanın üzerinde kaldığını fark ettim.

Tam alacaktım ki telefon çaldı.

Ekrana baktım.

Oyuncak bebek 👸🏼

Bir an tereddüt ettim.

Sonra açtım.

“Efendim?”

Karşıdan bir kadın sesi geldi.

“Ne yaptın balım? Nasıldı bugün?”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Pardon, kimsiniz?”

Karşı taraf birkaç saniye sustu.

“Sen kimsin?”

“Cenk Karahan.”

“Ne?”

Sesindeki şaşkınlığı açıkça duyabiliyordum.

“Deniz'in telefonu değil mi o?”

“Bilmiyorum.”

“Telefon burada unutulmuş. Ben buldum. Deniz'e veririm, aradığınızı da söylerim.”

“Tamam. Teşekkürler. İyi günler.”

“İyi günler.”

Telefonu kapatırken.

Arkadan bir ses geldi.

“Bade Hanım, hasta geldi.”

Cevap verdi.

“Tamam.”

Telefon kapandı.

Sonra kendi kendime mırıldandım.

“Sanırım çocuk olan arkadaşı bu.”

Telefonu elime alıp koridora çıktım.

---

Bade'nin tarafında ise gün devam ediyordu.

Bir süre sonra Nehir'in yanına gittim.

Onunla biraz konuştum.

Sonra ona masal kitabını okudum.

Nehir kısa süre sonra uykuya daldı.

Ben de sessizce odadan çıktım.

Akşam olmuştu.

Hastaneden çıkıp eve doğru giderken telefonumu kontrol ettim.

Deniz'in mesajı vardı.

Deniz: Telefonumu unutmuşum. Aramışsın.

Altında bir mesaj daha vardı.

Denizimm cevapsız çağrı...

Deniz: İşin var sanırım. Görünce yazarsın. Uyumuş da olabilirim, bu saate.

Gülümsedim.

Bade: Sen dedin ya müsait olunca ara diye, o yüzden aradım.

Sonra bir mesaj daha yazdım.

Bade: Eve geliyorum.

Telefonu çantama koydum.

Eve geldiğimde doğrudan Deniz'in odasına baktım.

Uyuyordu.

Kapıyı sessizce kapattım.

Mutfağa geçip dolaptan su aldım.

Tam yatağıma gidecekken aklıma bir şey geldi.

İki gün sonra Deniz'in kabulü belli olacaktı.

Ona küçük bir sürpriz yapmaya karar verdim.

Mutfağa geçip dolapları açtım.

“Un, süt...”

Eksik olanları tek tek not aldım.

Trileçe yapıcaktım.

Deniz'in sevdiğini biliyordum.

Sonra odama geçip üzerimi değiştirdim.

Kendimi yatağa bıraktım.

Gözlerimi kapatırken tek düşündüğüm şey Deniz'in yüzündeki şaşkınlığı görmekti.

---

Ertesi sabah masaya geldiğimde kahvaltının hazır olduğunu gördüm.

Ama Deniz ortalıkta yoktu.

Etrafa baktım.

“Sanırım yine erken gitti.”

Kahvaltımı yaptım.

Sonra hazırlanıp hastaneye gittim.

Gün yine yoğun geçti.

Akşam işten çıkarken markete uğradım.

Eksik kalan birkaç malzemeyi aldım.

Eve geldiğimde trileceyi hazırladım.

Buzdolabına koyup sabah için hazır ettim.

---

Ertesi sabah hastaneye gittiğimde ilk işim Nehir'in yanına gitmek oldu.

“Günaydın balım.”

Nehir gülümsedi.

“Günaydın Bade abla.”

Yanıma aldığım tatlıdan ona verdim.

“Bak, sana bir şey getirdim.”

Nehir hemen aldı.

“Bu ne?”

“Tatlı.”

Gözleri parladı.

“Benim mi?”

“Senin.”

Birlikte biraz yedik.

Kalanını da odasındaki dolaba koydum.

Sonra biraz sohbet ettik.

Nehir yine peluş ayıcığından bahsetti.

Ben de ona gülümsedim.

Bir süre sonra saate baktım.

Öğlen olmuştu.

Artık gitmem gerekiyordu.

Çünkü bugün Deniz'e sürpriz yapacaktım.

Çantamı aldım.

Hastaneden çıktım.

Arabaya binip hazırladığım trileceyi dikkatlice yanıma koydum.

Deniz'in haberi yoktu.

Yüzünde nasıl bir ifade oluşacağını şimdiden merak ediyordum.

Telefonumu açıp saate baktım.

Sonra gülümsedim.

“Bekle Deniz.”

Motoru çalıştırdım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.