Bölümler 30Şu an: BÖLÜM 27: SON SÖZ
- 1 BÖLÜM 1-YENİ BİR BAŞLANGIÇ572 kelime
- 2 BÖLÜM 2-BİR HAFTA1.779 kelime
- 3 BÖLÜM 3- TESADÜFEN SEN1.493 kelime
- 4 BÖLÜM 4-BİR NUMARA2.528 kelime
- 5 BÖLÜM 5- ÇOK TATLISINIZ1.760 kelime
- 6 BÖLÜM 6: LUNAPARK1.813 kelime
- 7 BÖLÜM 7:YOLA ÇIKIYORUZ2.125 kelime
- 8 BÖLÜM 8: YARIN YİNE GELİR Mİ?1.419 kelime
- 9 BÖLÜM 9:BU MU KÖTÜ HABER ?1.379 kelime
- 10 BÖLÜM 10:İTİRAF ET ARTIK1.043 kelime
- 11 BÖLÜM 11: PAPATYA BUKETİ1.589 kelime
- 12 BÖLÜM 12 : SESSİZLİĞİN İÇİNDE1.325 kelime
- 13 BÖLÜM 13: ÖZÜR DİLERİM1.404 kelime
- 14 BÖLÜM 14 :YENİDEN GÜVEN1.298 kelime
- 15 BÖLÜM 15: ASIL GERÇEKLER1.970 kelime
- 16 BÖLÜM 16:BİR MESAJLIK GÜLÜMSEME1.358 kelime
- 17 BÖLÜM 17: DÖNDÜĞÜNDE BURAYA GEL1.308 kelime
- 18 BÖLÜM 18:DÖNDÜĞÜNDE1.417 kelime
- 19 BÖLÜM 19:YENİ BİR SABAH1.529 kelime
- 20 BÖLÜM 20: GÜVEN1.782 kelime
- 21 BÖLÜM 21: BEKLEYİŞ1.707 kelime
- 22 BÖLÜM 22: YANINDA1.623 kelime
- 23 BÖLÜM 23: GÖLGE1.907 kelime
- 24 BÖLÜM 24: UZAKLIK1.799 kelime
- 25 BÖLÜM 25:BİR DOSTUN SESSİZLİĞİ1.466 kelime
- 26 BÖLÜM 26: ARADA KALAN1.660 kelime
- 27 BÖLÜM 27: SON SÖZ1.654 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 BÖLÜM 28:GİT DEMENİN BEDELİ1.701 kelime
- 29 BÖLÜM 29: BİR SEBEP KALMADI1.854 kelime
- 30 BÖLÜM 30: ÇÜNKÜ ONU SEVİYORSUN1.707 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bade, gece boyunca neredeyse hiç uyuyamamıştı.
Sonunda kendi kendine söylediği o iki kelime hâlâ zihninde dönüp duruyordu.
Olmaz bizden.
Bunu kaç kere düşündüğünü bilmiyordu.
Belki on kere.
Belki yüz kere.
Ama her düşündüğünde içindeki başka bir ses ona aynı şeyi söylüyordu.
Olur.
Olabilir.
Tuğrul farklı olabilir.
Bade ise o sesi susturmaya çalışıyordu.
Çünkü umut etmekten korkuyordu.
Umut ederse bağlanacağını biliyordu.
Bağlanırsa kaybetmekten korkacağını biliyordu.
Ve kaybetmek…
Bade'nin en büyük korkusuydu.
Sabah olduğunda yataktan kalkmak bile zor geldi.
Telefonunu eline aldı.
Ekranda Tuğrul'un dün gece attığı son mesaj duruyordu.
Eve vardın mı?
Bade'nin cevabı da hemen altındaydı.
Vardım.
Sonrasında Tuğrul yalnızca:
İyi. Dinlen.
demişti.
Bade mesajın üzerine uzun süre baktı.
Sonra telefonu kapattı.
“Böyle olması daha iyi.”
Kendi kendine söylediği cümle, odanın sessizliğinde garip bir şekilde yankılandı.
Ama gerçekten daha iyi miydi?
Bade bunun cevabını bilmiyordu.
---
Hastaneye geldiğinde koridor her zamanki gibi hareketliydi.
Hemşireler bir yerlere yetişmeye çalışıyor, doktorlar dosyalarla ilerliyor, hastaların yakınları bekleme alanlarında oturuyordu.
Bade de önlüğünü giyip işlerine başladı.
Bir hastanın kontrolünü yaptı.
Başka bir hastayla ilgilendi.
Birkaç dosyaya baktı.
Kendini işine vermeye çalıştı.
Ama ne zaman birkaç saniyeliğine yalnız kalsa aklı yine Tuğrul'a gidiyordu.
Bir ara koridorun diğer ucunda tanıdık bir ses duydu.
“Bade!”
Nehir'di.
Bade başını kaldırdığında Nehir'in yanında Tuğrul'un annesini gördü.
Bade'nin kalbi bir anlığına hızlandı.
Sonra gözleri istemsizce arkasına kaydı.
Tuğrul yoktu.
İçinden fark etmemesi gereken bir rahatlama geçti.
Nehir yanına geldi.
“Bade abla!”
Bade gülümseyerek eğildi.
“Ne oldu bakalım?”
“İyiyim.”
“Sen nasıl hissediyorsun?”
“Çok daha iyiyim. Hem doktor bugün iyi olduğumu söyledi.”
Bade'nin yüzüne gerçek bir gülümseme geldi.
“Buna çok sevindim.”
Nehir onun elini tuttu.
“Lunaparka ne zaman gidiyoruz?”
Bade bir an durdu.
Sonra gülümseyerek:
“Sen iyice iyileş, ondan sonra.”
“Abim de gelecek mi?”
Bade'nin yüzündeki gülümseme bir anlığına dondu.
“Bilmiyorum.”
Nehir şaşırdı.
“Niye?”
Bade hemen toparlandı.
“Görevleri olur ya. Bakalım.”
Nehir dudaklarını büzdü.
“Ben üçünüz birlikte gidelim istiyorum.”
Bade'nin içi sızladı.
“Belki gideriz.”
“Kesin mi?”
Bade cevap vermeden önce birkaç saniye düşündü.
“Bakarız.”
Nehir'in yüzü düştü.
“Sen de son zamanlarda hep ‘bakarız’ diyorsun.”
Bade ne diyeceğini bilemedi.
Nehir'in annesi hafifçe gülümsedi.
“Sen onu dinleme, bugünlerde her şeyi fark ediyor.”
Nehir omuz silkti.
“Ben aptal değilim ki.”
Bade istemsizce güldü.
“Değilsin tabii.”
Nehir birkaç saniye onu inceledi.
Sonra:
“Bade abla?”
“Efendim?”
“Sen üzgün müsün?”
Bade'nin gülümsemesi yavaşça kayboldu.
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Eminim.”
Nehir ona dikkatlice baktı.
Sonra küçük ellerini onun elinden çekti.
“Tamam.”
Ama Bade, Nehir'in inanmadığını anlamıştı.
---
Öğlene doğru Bade'nin telefonu titredi.
Ekranda Tuğrul'un adı vardı.
Müsait misin?
Bade'nin parmakları ekranın üzerinde hareketsiz kaldı.
Cevap vermek istemedi.
Ama cevap vermemek de artık kaçmak gibi geliyordu.
Sonunda yazdı.
Evet.
Mesaj birkaç saniye içinde geldi.
Konuşabilir miyiz?
Bade gözlerini kapattı.
İşte korktuğu an gelmişti.
Olur.
Tuğrul:
Bahçeye gel.
Bade telefonunu cebine koydu.
Birkaç dakika boyunca olduğu yerde oturdu.
Sonra ayağa kalktı.
Hastanenin bahçesine çıktığında Tuğrul'u uzakta gördü.
Sırtı Bade'ye dönüktü.
Ellerini cebine koymuş, başını hafifçe öne eğmişti.
Bade birkaç adım attı.
Tuğrul onun geldiğini fark edip döndü.
Göz göze geldiler.
İkisinin de yüzünde aynı anda bir şey değişti.
Bade'nin içinde özlem vardı.
Tuğrul'un gözlerinde ise yorgunluk.
“Geldin.”
Bade başını salladı.
“Evet.”
Tuğrul birkaç saniye konuşmadı.
Sonra:
“Son günlerde bir şeylerin değiştiğini hissediyorum.”
Bade bakışlarını yere indirdi.
“Bir şey yok.”
“Var.”
Bade sessiz kaldı.
Tuğrul birkaç adım yaklaştı.
“Bade, günlerdir benimle konuşurken gözlerini kaçırıyorsun.”
“Yorgunum.”
“Dün görevde elin yaralandı. Bana doğru düzgün bakmadın.”
“Görev vardı.”
“Görev bittiğinde de benimle konuşmak istemedin.”
Bade başını kaldırdı.
“Ne söylememi istiyorsun?”
Tuğrul'un yüzünde kısa bir kırgınlık belirdi.
“Gerçeği.”
Bade cevap veremedi.
Tuğrul derin bir nefes aldı.
“Benden kaçıyorsun.”
“Kaçmıyorum.”
“Kaçıyorsun.”
Bu kez Bade sustu.
Tuğrul onun yüzüne baktı.
“Ben sana ne yaptım?”
“Hiçbir şey.”
“Bir hata mı yaptım?”
“Hayır.”
“Seni kıracak bir şey mi söyledim?”
“Hayır.”
“O zaman neden?”
Bade'nin gözleri doldu.
Ama ağlamamak için başını çevirdi.
Tuğrul onun bu hâlini görünce sesini yumuşattı.
“Bade…”
Bade gözlerini kapattı.
Sonunda fısıltıyla:
“Baban benimle konuştu.”
Tuğrul olduğu yerde kaldı.
Bir an ne diyeceğini bilemedi.
“Ne?”
“Baban.”
“Ne zaman?”
“Birkaç gün önce.”
“Ne söyledi?”
Bade başını eğdi.
“Boş ver.”
“Hayır.”
Tuğrul'un sesi ilk kez sertleşmişti.
“Ne söyledi?”
Bade dudaklarını birbirine bastırdı.
“Senden uzak durmamı istedi.”
Tuğrul'un yüzündeki ifade değişti.
“Ne?”
“Senin hayatının benim sandığım kadar basit olmadığını söyledi.”
“Başka?”
Bade cevap vermedi.
Tuğrul birkaç saniye bekledi.
“Bade, ne söyledi?”
Bade'nin gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
“Bir gün başka biriyle evlenebileceğini söyledi.”
Tuğrul'un yüzü tamamen değişti.
“Babam bunu mu söyledi?”
Bade başını salladı.
“Evet.”
“Ve sen ona inandın.”
“Bilmiyorum.”
“Bade.”
“Bilmiyorum dedim!”
Sesi yükseldiği anda ikisi de sustu.
Bade birkaç saniye nefesini toparlamaya çalıştı.
“Ben sana inanmak istiyorum.”
Tuğrul'un gözleri yumuşadı.
“Öyleyse bana inan.”
“Keşke bu kadar kolay olsa.”
“Kolay olmak zorunda değil.”
“Benim için değil.”
Bade başını iki yana salladı.
“Sen anlamıyorsun.”
“Anlamaya çalışıyorum.”
“Hayır.”
Bade gözlerini sildi.
“Sen benim yaşadıklarımı bilmiyorsun.”
Tuğrul sustu.
Bade devam etti.
“Ben çocukken babama çok güvendim. Anneme çok güvendiğini sanıyordum. Bizi sevdiğini düşünüyordum.”
Sesi titriyordu.
“Sonra annemi aldattığını öğrendim.”
Tuğrul hiçbir şey söylemedi.
“Annemin yüzündeki o hâli gördüm. Bir insanın sevdiği kişi tarafından nasıl kırılabileceğini gördüm.”
Bade'nin sesi gittikçe küçüldü.
“Babam bana da çok iyi davranırdı. Hediyeler alırdı. Çiçek getirirdi. Bana ‘biricik kızım’ derdi.”
Tuğrul onu dinliyordu.
“Ben onun iyi biri olduğuna inanıyordum. Sonra bir gün annemin karşısında başka birini sevdiğini öğrendim.”
Bade gözlerini kapattı.
“Ben o günden sonra erkeklere güvenmeyi bıraktım.”
Tuğrul yavaşça:
“Ben baban değilim.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse…”
“Ama ya bir gün olursan?”
Bu cümle Tuğrul'u susturdu.
Bade devam etti.
“Ya bir gün değişirsen?”
“Değişmeyeceğim.”
“Bunu şimdi söylüyorsun.”
“Çünkü şimdi buradayım.”
“Peki ya yarın?”
Tuğrul cevap veremedi.
Bade'nin korkusu tam olarak buydu.
Bugün verilen sözlerden değil, yarından korkuyordu.
“Ben annem gibi olmak istemiyorum.”
“Sen annen değilsin.”
“Biliyorum.”
“Ben de babam değilim.”
“Biliyorum.”
“Bade, o zaman neden bizi onun yaptığı bir şey yüzünden cezalandırıyorsun?”
Bade'nin gözleri doldu.
“Çünkü korkuyorum.”
Bu kez sesi çok küçüktü.
“Çok korkuyorum Tuğrul.”
Tuğrul'un yüzündeki sertlik tamamen kayboldu.
“Biliyorum.”
“Hayır, bilmiyorsun.”
Bade başını kaldırdı.
“Ben sana bağlanırsam… Seni gerçekten seversem… Sonra bir gün beni bırakırsan ne yaparım?”
Tuğrul'un gözleri Bade'den ayrılmadı.
“Bunu yapmayacağım.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Çünkü seni seviyorum.”
“Babam da annemi seviyordu.”
Tuğrul sustu.
Bade'nin söylediği şeyin onun için ne kadar ağır olduğunu biliyordu.
Birkaç saniye sonra:
“Ben sana sonsuza kadar hiçbir şeyin değişmeyeceğini garanti edemem.”
Bade'nin gözleri doldu.
Tuğrul devam etti.
“Ama bugün sana ne söylüyorsam, yarın da onun arkasında duracağımı söyleyebilirim.”
“Ya duramazsan?”
“Bunu yaşanmadan bilemeyiz.”
Bade başını eğdi.
“İşte ben bunu yaşamak istemiyorum.”
Tuğrul ona birkaç saniye baktı.
Sonra:
“Bade, hayatımızda hiçbir şeyin garantisi yok.”
Bade sustu.
“Ben görevime giderim. Sen hastanede çalışırsın. Günler geçer. Hayat değişir. Bunların hiçbirini kontrol edemeyiz.”
Bir adım yaklaştı.
“Ama sana verdiğim değeri bugün kendi isteğimle seçiyorum.”
Bade'nin gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Ben sana güvenmeyi öğrenmek istiyorum.”
“Öyleyse öğren.”
“Yapamıyorum.”
“Zaman ver.”
“Ya zaman verirsem ve sonunda kaybedersem?”
Tuğrul acı bir gülümsemeyle başını eğdi.
“Ya hiç vermezsen ve beni daha başlamadan kaybedersen?”
Bade'nin içi parçalandı.
Çünkü haklıydı.
Bade onunla savaşmıyordu.
Kendi korkusuyla savaşıyordu.
Ama karşısındaki insan, korkusunun bedelini ödüyordu.
Tuğrul bir süre sessiz kaldı.
Sonra:
“Ben sana hiçbir zaman ‘bana güvenmek zorundasın’ demedim.”
Bade başını kaldırdı.
“Biliyorum.”
“Ben sadece yanımda kalmanı istedim.”
Bade'nin dudakları titredi.
“Ben de kalmak istiyorum.”
Tuğrul bunu duyunca gözlerinde kısa bir umut belirdi.
Ama Bade devam etti.
“Fakat…”
O tek kelime, Tuğrul'un yüzündeki umudu söndürdü.
“Fakat ne?”
Bade gözlerini kapattı.
“Olmaz bizden.”
Tuğrul birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sanki cümleyi anlamaya çalışıyordu.
“Ne dedin?”
Bade gözyaşlarını sildi.
“Olmaz.”
“Bade…”
“Sen iyi bir insansın.”
“Bunu söyleme.”
“Gerçekten öylesin.”
“Bade, bunları söyleme.”
“Ben seni üzmek istemiyorum.”
“Beni zaten üzüyorsun.”
Bade'nin gözleri tekrar doldu.
“Biliyorum.”
Tuğrul başını başka tarafa çevirdi.
Birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra yeniden Bade'ye baktı.
“Babamın söylediği şey yüzünden mi?”
Bade cevap vermedi.
“Yoksa gerçekten beni istemiyor musun?”
Bu soru Bade'nin bütün savunmasını yıktı.
“İstiyorum.”
Tuğrul'un gözleri doldu.
“Öyleyse?”
Bade ağlayarak:
“İstemek yetmiyor.”
Tuğrul'un sesi çok kısık çıktı.
“Benim için yetiyor.”
“Benim için yetmiyor.”
İkisi de sustu.
Rüzgâr hafifçe esiyordu.
Bahçedeki ağaçların yaprakları hareket ediyordu.
Hastanenin içinden uzaktan birkaç ses geliyordu.
Ama Bade'ye göre dünya o anda sadece ikisinden ibaretti.
Tuğrul birkaç saniye sonra konuştu.
“Benden gitmemi mi istiyorsun?”
Bade cevap vermedi.
Tuğrul bir kez daha sordu.
“Bade.”
Bade başını kaldırdı.
“Ne?”
“Sana son kez soruyorum.”
Tuğrul'un sesi sakindi.
Ama o sakinliğin altında ne kadar kırıldığını Bade hissedebiliyordu.
“Gitmemi mi istiyorsun?”
Bade'nin kalbi deli gibi atıyordu.
Hayır demek istiyordu.
Gitme.
Kal.
Beni bırakma.
Ben senden vazgeçmek istemiyorum.
Bunların hiçbirini söyleyemedi.
Çünkü babasının sözleri yine zihninde yankılandı.
Bir gün başka biriyle evlenecek.
Bade gözlerini kapattı.
Bir damla yaş yanağından süzüldü.
“Evet.”
Tuğrul'un yüzündeki ifade değişti.
Ama yine de sordu.
“Emin misin?”
Bade'nin içi paramparça oluyordu.
Ama başını salladı.
“Evet.”
Tuğrul uzun süre ona baktı.
Sonra çok yavaş bir şekilde:
“Peki.”
Bade'nin kalbi kırıldı.
“Tuğrul…”
Tuğrul elini kaldırarak onu durdurdu.
“Bir daha sormayacağım.”
Bade sustu.
“Çünkü kararına saygı duyacağım.”
“Ben…”
“Biliyorum.”
Tuğrul'un sesi titremiyordu.
Ama gözleri her şeyi söylüyordu.
“Sen benden vazgeçmek istediğin için değil, korktuğun için bunu yaptın.”
Bade'nin gözleri büyüdü.
“Bunu nereden biliyorsun?”
Tuğrul hafifçe gülümsedi.
“Çünkü seni tanıyorum.”
Bade ağlamaya başladı.
Tuğrul ona yaklaşmadı.
Sarılmadı.
Elini tutmadı.
Çünkü Bade gitmesini istemişti.
Ve Tuğrul, hayatında belki de ilk kez, sevdiği birinin isteğine rağmen ona yaklaşmamayı seçti.
“Hoşça kal, Bade.”
Bade'nin dudakları titredi.
“Hoşça kal…”
Bu sefer hoşça kal dedi. Görüşürüz değil..
Tuğrul arkasını döndü.
Bade olduğu yerde kaldı.
Bir adım atmasını bekledi.
Bir kez daha arkasına bakmasını bekledi.
Bir şey söylemesini bekledi.
Ama Tuğrul yürümesini sürdürdü.
Bade'nin içindeki bütün sesler bir anda bağırmaya başladı.
Gitme.
Gitme.
Gitme.
Ama ağzından tek kelime çıkmadı.
Tuğrul hastanenin kapısına doğru ilerledi.
Bade birkaç saniye daha onu izledi.
Sonra gözlerinden yaşlar boşandı.
Kendi kendine fısıldadı.
“Ben senden gitmeni istemedim…”
Ama Tuğrul artık duyamazdı.
Bade ellerini yüzüne kapattı.
“Ben sadece korktum.”
Bir süre öylece kaldı.
Sonra yavaşça yere çömeldi.
Hastanenin bahçesinde, kimsenin dikkatini çekmeden ağladı.
Çünkü insan bazen sevdiği kişiyi kaybetmemek için ondan uzaklaşırdı.
Ama bazı korkular insanı korumazdı.
Tam tersine…
En çok sevdiği şeyi kendi elleriyle kaybetmesine neden olurdu.
Bade bunu henüz bilmiyordu.
Ama o gün, hayatında ilk kez Tuğrul'un gerçekten gittiğini hissetti.
Ve içindeki tek bir cümle, diğer bütün düşüncelerin üzerinde kaldı:
“Keşke git demeseydim.”
Bölüm etkileşimi
