TESADÜF SEN kitap kapağı

3. bölüm / 8

TESADÜF SEN

BÖLÜM 3- TESADÜFEN SEN 💕

Vaveyla Yazarı: Leydi Leydi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: BÖLÜM 3- TESADÜFEN SEN 💕

Bade

Arabayı askeriyenin kenarına park ettikten sonra derin bir nefes aldım.

Üzerimde beyaz, çiçek desenli, tatlı mı tatlı mini bir yazlık elbise vardı. Aslında altına topuklu ayakkabı giymek istemiştim ama şu sıralar hastanede terlik bile giymek istemiyordum. Topukluyla askeriyeye gelmek biraz fazla iddialı olurdu zaten. Bu yüzden beyaz spor ayakkabılarımı tercih etmiştim.

Saçlarımı da hafif dalgalı yapmıştım.

Elime hazırladığım tatlı poşetini aldım ve askeriyenin girişine doğru yürümeye başladım.

Güvenlikte görevli asker beni durdurdu.

Adımı, soyadımı ve imzamı aldıktan sonra içeri girmeme izin verdi.

Koridorda yürümeye başladığımda istemsizce etrafa bakıyordum. Duvarlarda Atatürk'ün fotoğrafları, çeşitli askerlerin ve timlerin toplu fotoğrafları vardı.

Bir fotoğrafa bakarken garip bir hisse kapıldım.

Sanki...

Bunlara daha önce bakmışım gibi.

Kaşlarımı hafifçe çattım ama üzerinde durmadım.

Etrafta birçok asker vardı. Yanımdan geçenlerin çoğu dönüp bana bakıyordu. Açıkçası biraz utanmaya başlamıştım.

Tam o sırada siyah saçlı, buğday tenli bir asker bana bakıp gülümsedi.

Belki Deniz'i tanıyordur, diye düşündüm.

Yanına doğru yaklaşıp,

— Affedersin, dedim.

Çocuk bana döndü.

— Buyurun.

— Şey... Ben Deniz'in yanına geldim ama onu bulamadım. Nerede olduğunu biliyor musunuz?

Çocuk hafifçe gülümsedi.

— Sizli bizli konuşmaya gerek yok. Merhaba, ben Kaan Demir.

Elini bana doğru uzattı.

Önce yüzüne, sonra uzattığı eline baktım.

Elini sıktım.

— Ben de Bade Koral.

Kaan elimi bıraktıktan sonra gülümseyerek,

— İsminiz çok güzelmiş. Sizin gibi, dedi.

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

Sonra gülümseyerek,

— Teşekkür ederim, dedim.

Tam o sırada koridorun diğer ucunda sarışın, uzun boylu birini gördüm.

Kaan bir anda ciddileşip hazır ola geçti.

— Merhabalar komutanım!

Sarışın adam bize doğru yaklaşırken Kaan'a baktı.

— Bu kim? Yeni sevgilin mi?

Gözlerim kocaman oldu.

Kaan'ın yüzüne baktım.

Sarışın adam da hemen,

— Bacım, uzak dur şu çocuktan. Sonra bizim başımıza bela açıyor, dedi.

Ne?

Bir an gerçekten ne olduğunu anlayamadım.

— Ne? Yanlış anladınız, öyle bir şey yok, dedim hemen.

Kaan başını sallayıp,

— Sizin yüzünüzden yok komutanım. Yoksa olacaktı, dedi.

Sarışın adam Kaan'a ters ters baktı.

— Yürü git lan.

Kaan hiçbir şey demeden uzaklaşmaya başladı.

Ben ise arkasından bakıp hafifçe gülümsedim.

Sonra tekrar sarışın adama döndüm.

— Pardon ama siz Deniz'i tanıyor musunuz?

Adam bana baktı.

— Deniz mi?

— Evet, Deniz.

Bir an yüzüme baktıktan sonra,

— Siz onun kardeşi misiniz? dedi.

Gözlerim parladı.

— Hayır.

Cenk'in yüzündeki ifade bir anda değişti.

— Arkadaşıyım.

Cenk birkaç saniye sustu.

Sonra bana doğru biraz eğilip daha alçak bir sesle,

— Bir şey söyleyeceğim ama aramızda kalsın.

Şaşırdım.

Karşımda ciddi suratlı, kocaman bir adam duruyordu ve bana resmen hevesle bir şey sorucaktı.

Gülümseyerek,

— Nedir? dedim.

— Deniz'in sevgilisi ya da sevdiği biri var mı?

Gülmemek için kendimi zor tuttum.

— Hayır, yok. Ama onu seven biri var sanırım.

Cenk'in kaşları havaya kalktı.

— Ne? Kim? Nerede?

Gülümsememi daha fazla tutamadım.

— Karşımda sanırım şu an.

Cenk'in yüzündeki ifadeyi görmeniz gerekiyordu.

Ben daha ne olduğunu anlamadan Cenk bir anda hazır ola geçti.

— Emredin komutanım.

Şaşkınlıkla arkamı döndüm.

Önce sadece bir vücut gördüm.

Başımı biraz daha kaldırdım.

Sonra bir çift ela gözle karşılaştım.

Adam bana bakıyordu.

Bir süre kimse konuşmadı.

Sonra sesi geldi.

— Sevgilin mi?

Cenk'in yüzü bir anda değişti.

— Ne? Yok komutanım! Ne yaptınız?

Cenk telaşla konuşmaya başladı.

— Deniz duymasın ya... Bade Hanım, Deniz'in arkadaşı. Onu görmeye gelmiş, kaybolmuş. Yardım ediyordum.

Komutan bana baktı.

— Tamam.

Tam o sırada koridorun başından tanıdığım bir ses geldi.

— Bade!

Başımı çevirdim.

Deniz geliyordu.

Derin bir nefes aldım.

— Sanırım benim onu bulmama gerek kalmadı.

Deniz yanımıza geldi.

— Merhabalar komutanım, dedi ve selam verdi.

Cenk hemen araya girdi.

— Bana selam yok mu? Ayıp ama.

Deniz Cenk'e dönmeden,

— Sus cenk.Şey, kusura bakmayın komutanım. Arkadaşımın geleceğinden haberim yoktu. Siz misafir gelmesini sevmezsiniz.

Deniz bunu söylerken ben şaşkınlıkla komutana baktım.

— Ay, yasak mı? Ben sürpriz diye şey ettim...

Deniz hemen bana döndü.

— Sus kız!

Komutan ise sakin bir şekilde,

— Önemli değil, dedi.

Deniz'e döndü.

— İzninizle komutanım, biz gidelim.

— Tabii.

Ben de gülümseyerek,

— Teşekkür ederim. Görüşürüz.

Komutan hafifçe gülümsedi.

Sonra Deniz'le birlikte koridorda yürümeye başladık.

— Nerelerdeydin ya? Ara ara bulunmuyor, kayboluyordum resmen.

Deniz bana baktı.

— Kızım, haber versene! Ne bileyim geleceğini?

— Sürpriz ya, adı üstünde! Allah Allah... Düşünmek de suç bak. Hem tatlı da yaptım.

Deniz'in gözleri büyüdü.

— Ooo! Hemen yiyelim o zaman.

— Gerçi Cenk sana daha iyilerini alır ama olsun.

Deniz bir anda durdu.

— Ay dur, onu boş ver de... Komutan sana mı gülümsedi?

— İnsan ya, güler.

— Şu Cenk denen adam bana "Deniz'in kardeşi misin?" dedi biliyor musun?

Gülmeye başladı.

— Miniciksin ondandır.

— Gülme ya!

Deniz kahkaha attı.

— Boş ver sen onu. Herkese takılır o.

Ben kaşlarımı kaldırdım.

— Gözlerinde bir sana takılıyor gibi ama...

Deniz bir anda koluma vurdu.

— Ne alaka!

Öyle beklemediğim bir anda ve sert vurdu ki ayağım takıldı.

— Aa!

Bir anda kendimi yerde buldum.

Pat diye yere yapışmıştım.

Bir an ne olduğunu anlayamadım.

Sonra acı geldi.

Ve arkamdan Cenk'in sesi duyuldu.

— Bade Hanım, iyi misiniz?

Deniz'in yüzü bembeyaz olmuştu.

— Kızım!

O sırada komutan çoktan birkaç adım ilerlemişti. Sesimizi duyunca durdu ve arkasına baktı.

Yerde olduğumu görünce bir anda yönünü değiştirip bize doğru yürümeye başladı.

Ben ise kendimi tutamıyordum.

Acıyla hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.

Başımı kaldırdığımda üzerime düşen iki büyük gölge gördüm.

Cenk ve komutan başımdaydı.

Komutan kaşlarını çatmıştı.

— Burada ne oluyor?

Deniz anında hazır ola geçti.

— Kusura bakmayın komutanım. Sesi sevmezsiniz... Bade hemen susacak, değil mi Bade?

Ben ağlamaktan cevap bile veremiyordum.

Sesim gittikçe kısılıyordu.

Komutan Deniz'e baktı.

— Ondan bahsetmiyorum. Neden ağlıyor?

Denizden gözlerimi kaçırmadan,

— Çünkü arkadaşım bir hayvan, dedim.

Elimin tersiyle gözlerimi sildim.

Komutan bana baktı.

Ben de ağlaya ağlaya,

— Bana kızınca vurdu. Tabi buna vurmak denirse...

demeye çalıştım.

Ayağa kalkmaya çalışırken yüzümü buruşturdum.

Tam o sırada komutan elini bana doğru uzattı.

Bir an durdum.

Sonra elini tuttum.

Elim onun kocaman avucunun içinde neredeyse kaybolmuştu.

Yavaşça beni ayağa kaldırdı.

— Teşekkür ederim, dedim.

— Önemli değil.

Sonra Deniz'e döndü.

— Karşında bir sivil var. Ne kadar arkadaşın olsa da biraz sakin olman lazım. Aranızdaki vücut farkının farkındasın, değil mi?

Deniz başını öne eğdi.

— Kusura bakmayın komutanım. Ben alışınca bir an Bade'nin böyle olduğunu unuttum.

Ben yere baktım.

Tatlı poşetini görünce içim daha da yandı.

— Yaptığım tatlı da bozuldu. Al, mutlu musun?

Deniz bana bakıp,

— Derin tatlı deme.

Dişlerinin arasından konuştu.

— Derdimiz o değil kızım. Gidelim.

— Ama benim yüzümden kirlendi. Temizlemem lazım.

Komutan,

— Gerek yok. Cenk halleder, değil mi Cenk?

Cenk iç çekti.

— Yine her iş bana kaldı.

Komutan bana baktı.

— İyi misiniz?

— İyiyim, sağ olun.

Komutan birkaç saniye bana baktı. Sonra gözleri elbisemin altında kalan bacağıma kaydı.

— Sanırım pek de iyi değilsiniz.

Ben de bacağıma baktım.

Dizim soyulmuş, biraz kanamış ve hafiften morarmıştı.

— Önemli değil. Temizlerim.

Komutan Deniz'e döndü.

— Deniz revire götür sen Bade Hanım'ı .

— Emredersiniz komutanım.

Deniz koluma girdi.

Tam giderken bana eğilip,

— Kızım, nesin sen? Oyuncak bebek misin? Çok da hızlı vurmadım oysaki.

Kaşlarımı çattım.

— Ne bu, hızlı değil miydi? Hayvan!

Komutan bunu duyunca hafifçe gülümsedi.

Biz uzaklaşırken arkasından bakmadım.

Ama onun bizi izlediğini bilmiyordum.

---

Tuğrul

Deniz'in gerçekten çok da hızlı vuracağını düşünmüyordum.

Belki Bade beklemediği için bir anda dengesini kaybetmişti.

Ya da...

Deniz'in dediği gibi gerçekten bir oyuncak bebekti.

Az önce yerde oturup ağladığı hâli aklıma geldi.

Yanakları kıpkırmızı olmuştu.

Gözleri doluydu.

İnsan o hâline bakınca ister istemez gülümsemek istiyordu.

Tam dudaklarımın kenarı yeniden kıvrılacakken koridorda bizi gizlice izleyen birkaç askeri fark ettim.

Bir anda yüzüm ciddileşti.

— İşinizin başına!

Askerler hemen dağıldı.

Ben de kendi odama doğru yürüdüm.

---

Bade

Revire geldiğimizde Deniz beni oturttu.

— Hadi bakalım, ayağını uzat.

— Tamam.

Deniz pansuman malzemelerini hazırlayıp dizimdeki yarayı temizlemeye başladı.

Canım yine yandı.

Gözlerim doldu.

Biraz daha ağladım.

Deniz şaşkınlıkla bana baktı.

— Yetmedi mi kızım? Hani iyiydin? Ne oldu?

Burnumu çekip,

— İyi değilim, dedim.

— Öyle dedin ya...

Deniz bir an sustu.

— Komutan sanki çok sinirli biri gibiydi. Karşında böyle biri olunca insan ister istemez geriliyor. Sana, bana vurduğum için bir de yeri kirlettiğim için kızar diye düşündüm.

Deniz başını salladı.

— Aslında kızardı. Hatta baya baya. Koridorda doğru düzgün ses bile çıkmaz. Ama senin ağlamana bir şey demedi.

Bir an düşündüm.

— İnsani bir şey çünkü.

Deniz güldü.

Sonra aklıma Cenk geldi.

— Asıl Cenk'e üzüldüm. Benim yüzümden iş kaldı ona. Bir ara kahve ısmarlayayım. Al gel Cenk'i.

Deniz şaşkınlıkla baktı.

— Ne gerek var kızım?

— Yok yok. Dediğimi yap.

Deniz iç çekti.

— Tamam. Seninle zıtlaşamam, kaybedeceğimi biliyorum.

İçimden gülümsedim.

Cenk, bu kıyağımı da unutma.

Sonra merakla sordum:

— Bu komutan çok mu yüksek rütbeli biri? Herkes tırsıyor.

Deniz başını salladı.

— Evet. Namıdeğer Üsteğmen Tuğrul Sancak kendisi.

İsmi zihnimde birkaç kez yankılandı.

Tuğrul Sancak...

Hmm.

— Anladım.

Bir süre sustuktan sonra aklıma başka bir şey geldi.

— Peki benim bir daha buraya gelmeme kızar mı?

Deniz omuz silkti.

— Bilmiyorum. Bugünkü olaydan sonra bana ne derse. Ama ben sorarım. Sen bir daha sürpriz yapmadan gel. Geleceğini haber et, ona göre hallederim.

Başımı salladım.

— Tamamm.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.