TESADÜF SEN kitap kapağı

6. bölüm / 8

TESADÜF SEN

BÖLÜM 6: LUNAPARK 🎢

Vaveyla Yazarı: Leydi Leydi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: BÖLÜM 6: LUNAPARK 🎢

Bade

Ertesi sabah gözlerimi açtığımda aklıma ilk gelen şey Nehir oldu.

Bugün lunaparka gidecektik.

Hızlıca hazırlanıp dolabımın karşısına geçtim. Deniz'in birkaç gün önce bize aldığı kıyafetleri görünce gülümsedim.

Kırmızı kısa kollu bir crop'un üzerine şortlu tulumumu giydim. Saçlarımı da açık bıraktım.

Nehir'in de aynı kıyafetin küçüğünü giyeceğini düşününce yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.

Bir süre sonra telefonuma mesaj geldi.

Tuğrul:

Çıkıyoruz. On dakika içinde oradayız.

Telefonu çantama koyup aşağı indim.

Apartmanın önünde arabayı görünce yavaşladım.

Tam o sırada arka kapının açılmadığını fark ettim.

Nehir içeriden camdan bana el sallıyordu.

Demek ki bugün de önüme oturacaktım.

Derin bir nefes alıp ön kapıyı açtım.

— Merhaba.

Tuğrul bana kısa bir bakış attı.

— Merhaba.

Arka koltuktan Nehir'in sesi geldi.

— Hoş geldiiin!

Gülerek arkamı döndüm.

— Hoş buldum küçük hanım.

Sonra Tuğrul'a baktım.

— Seni de yordum, kusura bakma. Ben gelirdim aslında.

Tuğrul direksiyona bakarak cevap verdi.

— Arabayı Deniz almış. Otobüsle falan gelmeye uğraşma diye. Hem Nehir de başımın etini yedi.

Arka koltuktaki Nehir hemen başını kaldırdı.

— Ben bir şey demedim.

Tuğrul dikiz aynasından ona baktı.

— Tabii.

Ben gülerek Nehir'e döndüm.

— Gerçekten hiçbir şey demedin mi?

— Demedim.

Bir saniye düşündü.

— Belki birazcık üstelemiş olabilirim ama birazcık.

Tuğrul başını iki yana salladı.

— Birazcıkmış.

Gülümseyerek camdan dışarı baktım.

---

Tuğrul

Bade'nin binadan çıkışını beklerken gözüm istemsizce apartmanın girişine takılmıştı.

Sonra onu gördüm.

Üzerinde kırmızı bir crop, üzerine de şortlu bir tulum vardı.

Ardından Nehir'in kıyafetine baktım.

O da Bade'yle aynı kıyafetin küçüğünü giymişti.

Kaşlarımı hafifçe kaldırıp Nehir'e döndüm.

— Ayarladınız mı?

Nehir gururla başını salladı.

— Evet. Deniz abla ikimize de almıştı.

Bir an kıyafetlerine tekrar baktım.

— Deseydin ben de kırmızı giyerdim.

Cümle ağzımdan çıkar çıkmaz durdum.

Ne diyordum ben?

Nehir bana baktı.

— Sen ve kırmızı mı, abi? Giymessin diye demedim.

— Anladım.

Bade arka koltuğa doğru ilerledi.

Nehir kapıyı açmayınca Bade bir an durdu.

Sonra tekrar önüme gelip oturdu.

İçimden güldüm.

Nehir gerçekten bunu bilerek yapıyordu.

Bade kemerini taktı.

Nehir hemen öne doğru eğildi.

— Abi, şarkı açalım.

— Ne açacağız?

— Fark etmez. Güzel bir şey aç.

Ses konusunda pek sabırlı biri değildim.

Ama bugün Nehir'in keyfini bozmak istemiyordum.

Telefonumdan bir şarkı açtım.

Bade camdan dışarı bakıyordu.

Bir süre sonra ona göz ucuyla baktım.

Yol boyunca fazla konuşmadık.

Arabanın içinde müzik ve Nehir'in arada bir yükselen sesi vardı.

---

Bade

Lunaparkın girişini gördüğüm anda gözlerim büyüdü.

Burası şimdiye kadar gördüğüm en büyük lunaparktı.

Arabadan iner inmez etrafa baktım.

— Ohaa...

Nehir de benim gibi etrafa bakıyordu.

— Çok güzel!

Bir an Tuğrul'a baktım.

Sonra nedense başımı eğdim.

Tuğrul bunu fark etmiş olacak ki,

— Bugün yanımda rahat davranabilirsin.

dedi.

Gülerek ona baktım.

— Sen teklif ettin. Haber ederim.

Tuğrul bir şey söylemedi.

Sadece gülümsememe birkaç saniye baktı.

Ben ne olduğunu anlamadan Nehir'in sesi geldi.

— Aaa! Taçlar var!

Hemen bana döndü.

— Badem, alalım mı? Lütfen!

Gülerek elini tuttum.

— Sorman saçmalık. Hadi gidelim.

İkimiz önden hızlı hızlı yürümeye başladık.

---

Tuğrul

Arkalarından yürürken başımı iki yana salladım.

Ben buraya iki yetişkin ve bir çocukla geldiğime emin miyim acaba?

Gülerek içeri girdim.

Bade ve Nehir çoktan taçların başına geçmişti.

İkisinin de yüzündeki heyecanı görünce bir süre uzaktan onları izledim.

Bade pembe, kurdele şeklinde ve önünde küçük bir prenses tacı bulunan bir taç aldı.

Nehir'e gösterdi.

— Bak, bunu nasıl buldun?

Nehir'in yüzü aydınlandı.

— Çok güzel!

Nehir tacı ona uzattı.

Bade hemen başına taktı.

— Sen prenses olduğun için sana seçtim. Al.

Bade güldü.

— Teşekkür ederim.

Sonra kendi tacını başına takıp bir tur döndü.

— Nasılım?

Nehir ellerini çırptı.

— Çok güzel!

Onları izlerken istemsizce gülümsedim.

Bade bir anda bana döndü.

— Ben de sana seçeceğim. Dur bakalım, nasıl bir şey istiyorsun?

Nehir hemen araya girdi.

— Sen istediğini seç. Ben beğenirim.

Bir süre sonra üçümüz farklı taraflara dağıldık.

Bade bir tarafta taçlara bakıyor, Nehir başka tarafta kendi seçimini yapıyordu.

Ben de yanlarına yaklaşırken arkadan Bade'nin sesi geldi.

— Buldum!

Döndüm.

Elinde beyaz, melek kanatlarını andıran bir taç vardı.

— Nasıl ama?

Nehir hemen yanına koştu.

— Çok güzel!

Tacını Bade'nin başına taktı.

Sonra bana döndü.

— Abi, sen seçtin mi?

— Neyi?

Nehir şaşkınlıkla baktı.

— Tacı neyi olacak? Ben sana buldum. Sen bulmadıysan.

— Takmam ben. Sizinkileri alıp çıkalım.

Nehir'in yüzü düştü.

Bade de bana baktı.

İki yeşil göz, iki mavi göz...

İkisinin bakışında da aynı şey vardı.

Lütfen.

Nehir dudaklarını büzdü.

— Eğlenmeyeceksen niye geldin o zaman?

Sonra Bade'ye baktı.

Bade başını salladı.

— Katılıyorum.

İç çektim.

— Tamam.

Nehir'e döndüm.

— Ne seçtin?

Nehir elime bir taç tutuşturdu.

Elimdeki taça baktım.

Sonra Bade'nin kafasındaki taça baktım.

İkisi de birbirine uyuyordu.

— Bunu mu takacağım?

— Evet.

Bir süre tacı elimde tuttum.

— İyi madem.

Tacımı başıma taktım.

Nehir başını yana eğdi.

— Yamuk oldu. Badem, düzeltsene. Ben yetişemiyorum.

Bade kaşlarını kaldırdı.

— Sence ben yetişir miyim?

Tam o sırada biraz eğildim.

Bade tacı düzeltti.

— Oldu.

Sonra hızla doğruldu.

— Hadi gidelim.

---

Bade

Lunaparkın içine girdiğimiz anda her tarafa bakmaya başladım.

Her şey o kadar renkli ve hareketliydi ki neye bakacağımı şaşırıyordum.

Nehir bir anda Tuğrul'un yanına gitti.

— Abi!

— Efendim?

— Peluş oyuncak oyunu oynamak istiyorum. Badem'e alacağım.

Tuğrul güldü.

— Tamam.

Ben arkadan onları takip ederken Tuğrul bana seslendi.

— Bade, bu taraftan.

Döndüm.

Onlara doğru ilerlerken birkaç kişiyle neredeyse çarpışacaktım.

Bir anda Tuğrul kolumdan tutup beni kenara çekti.

Şaşkınlıkla ona baktım.

Yüzümün ısındığını hissediyordum.

— Teşekkür ederim.

— Dikkat et.

Başımı salladım.

— Tamam.

Peluş oyununun başına geldik.

Nehir birkaç kez denedi ama kazanamadı.

Sonunda dudaklarını büzüp bana döndü.

— İlk hediyemi şimdi alacaktım ama olmadı.

Sonra Tuğrul'a döndü.

— Abi, sen yaparsın. Silah oyununu kazan!

Tuğrul gülerek,

— Kızım bağırma. Oynarım, tamam.

dedi.

Oyunu eline aldı.

Bir süre sonra hedeflerin hepsini vurdu.

Çalışan şaşkın bir ifadeyle yanımıza geldi.

— Hangisini istersiniz?

Tuğrul bana döndü.

— Seç.

Hemen başımı salladım.

— Gerek yoktu. Nehir'e alalım.

Nehir kaşlarını kaldırdı.

— Senin hani hiç oyuncağın yoktu, alan da yoktu? Abim aldı işte. Ne istiyorsun?

Gülerek ona baktım.

— Teşekkür ederim.

Sonra büyük, sarı bir civciv peluş seçtim.

Çalışan uzattığında kucağıma aldım.

Gerçekten büyüktü.

Taşırken biraz zorlandığımı görünce Nehir hemen konuştu.

— Abi, Badem'in kucağından alsana. Sen güçlüsün.

Tuğrul peluşa baktı.

— Ben bununla bütün lunaparkı mı gezeceğim?

Nehir hiç düşünmeden cevap verdi.

— Evet! Sen gezemezsin, Bade de gezemez. O yüzden dediğimi yap. Eğlenceyi bölme.

Tuğrul pes etmiş gibi başını salladı.

— Peki.

Sonra gezmeye devam ettik.

Önce atlıkarıncaya bindik.

Ardından dönme dolaba ve birkaç başka oyuncağa.

Her seferinde Nehir'in heyecanı biraz daha artıyordu.

Sonunda gözüm hız trenine takıldı.

— Ben buna bineceğim!

Tuğrul hemen,

— Siz binin. Ben beklerim. Taşınması gerekenler var.

dedi.

Peluşa bakıyordu.

Ben ise çoktan görevlinin yanına gitmiştim.

— İki kişiyiz, yan yana oturabilir miyiz?

Biraz konuştuktan sonra görevli bizi sıraya aldı.

Nehir yanımdaydı.

Tam oturacakken,

— Çişim geldi!

dedi.

— Ne?

— Hemen geliyorum.

— Nehir, yalnız bırakma beni!

Ama Nehir çoktan koşmuştu.

Ben arkasından bakarken o, Tuğrul'un yanına gitti.

---

Tuğrul

Nehir bir anda yanıma koştu.

Elinde hâlâ oyuncaklar vardı.

— Abi!

— Ne oldu?

Nefes nefese konuştu.

— Badem'in bacağı sıkıştı! Adamlar çıkaramıyor! Yardım edin!

Bir an ne dediğini anlayamadım.

Elimdeki eşyaları hemen ona verdim.

— Ne?

Hiç düşünmeden Bade'nin olduğu yere koştum.

Görevlinin yanında Bade vardı.

— Ne oldu? İyi misin?

Bade bana baktı.

Şaşkın görünüyordu.

— Nehir nerede? Çişim geldi demişti.

Görevli araya girdi.

— Beyefendi, binecek misiniz? Parası ödendi. Yoksa çalıştıracağız.

Bade hemen başını salladı.

— Hayır! Ben burada kalamam. Beni de çıkarın o zaman.

Görevli sakin bir şekilde,

— Süre dolmadan açılmıyor maalesef. Sizin için de üzgünüm ama bekletemem, herkes bekliyor.

Bade'nin yüzüne baktım.

Korktuğu belliydi.

Düşünmeden boş koltuğa oturdum.

Görevli beni de güvenlik aparatının içine yerleştirdi.

Bade bana baktı.

— Nehir neden gelmedi?

— Midesi bulandı sanırım. Seni tek bırakma, git dedi.

Bade'nin yüzündeki gerginlik biraz azaldı.

— Teşekkür ederim.

— Ne için?

— Tek bırakmadığın için.

Bir an ona baktım.

— Korkuyor musun?

Bade başını salladı.

— Hem de nasıl.

Sonra derin bir nefes aldı.

— En son bindiğimde bayıldım.

Bir an donup kaldım.

— Neden bindin o zaman?

Bade çaresizce bana baktı.

— Nehir çok istedi. Ben sizi bindireceğim ama siz de bana “sen bin” deyince mecbur kaldım.

Tam o sırada oyuncak hareket etmeye başladı.

Bade'nin sesi yükseldi.

Ben ise ne yapacağımı düşünüyordum.

Birkaç saniye sonra,

— Üzgünüm, çok ses çıkarıyorum.

dedi.

— Merak etme. Senin sesin olmasa bile her yerde ses var.

Bir süre sonra ona baktım.

Eli titriyordu.

Düşünmeden elini tuttum.

Sonra kendi kendime,

Ne yapıyorum ben?

diye geçirdim içimden.

Ama Bade elini çekmedi.

Aksine elimi daha sıkı tuttu.

Bir süre öyle kaldık.

Sonunda oyuncak durdu.

Ayağa kalkarken kolundan tuttum.

— Yavaş.

Bade başını salladı.

Tam o sırada Nehir yanımıza geldi.

Bizi görünce yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

Telefonunu çıkarıp kimse fark etmeden bir fotoğraf çekti.

---

Bade

Nehir yanımıza geldiğinde hâlâ biraz sersemlemiştim.

Tuğrul bana baktı.

— Bu kadar yeter. Eve gidelim bence.

Sonra bana döndü.

— İyi olduğuna eminsin, değil mi?

— Şu an biraz daha iyiyim. Merak etme.

Bir an durup gülümsedim.

— Sağ ol, yardımların için.

— Önemli değil.

Bir süre yürüdük.

Tam çıkışa doğru ilerlerken bir erkek önüme geçip,

— Bakabilir misiniz?

dedi.

— Buyurun?

— Numaranızı alabilir miyim?

Tuğrul tam o sırada boğazını temizleyerek öksürdü.

Adam bir an durdu.

Ben Tuğrul'a baktım.

Tuğrul ise kendi kendine şaşırmış gibiydi.

Adam,

— Pardon.

deyip uzaklaştı.

Ben şaşkınlıkla Tuğrul'a baktım.

— Ne oluyor?

Nehir hemen araya girdi.

— Sanırım abinle seni...

Tuğrul hemen sözünü kesti.

— Bade, gitsek mi? İyi değil gibisin.

Ben de fazla uzatmadım.

— Olur.

---

Akşama doğru arabaya bindik.

Yol boyunca yorgunluktan gözlerim kapanmaya başladı.

Bir süre sonra uyuyakaldım.

Nehir de arka koltukta uyuyordu.

---

Tuğrul

Araba sessizdi.

Dikiz aynasından arkaya baktığımda Nehir uyuyordu.

Yanımdaki Bade'nin de gözleri kapanmıştı.

Bir süre sonra tamamen uyudu.

Arabayı binasının önüne çektiğimde saate baktım.

İçimden onu uyandırmak geldi.

Ama sonra yüzüne baktım.

Çok güzel uyuyordu.

Uyandıramazdım.

...

Ne düşünüyorum ben?

Arabayı kapatıp bekledim.

Yaklaşık yarım saat sonra Bade gözlerini açtı.

— Ay... Geldik mi?

Sonra dışarı baktı.

— Keşke uyandırsaydın.

— Daha yeni geldik.

Bunu söylerken içimden başka bir şey geçiyordu.

Çok güzel uyuyordun. Uyandıramazdım.

Ama bu düşünceyi kendime bile açıklayamadım.

Bade başını salladı.

— Anladım.

Arka koltuktan peluş oyuncağı aldım.

— Arkadaşın.

Bade peluşu kucağına aldı.

— Bugün için tekrardan teşekkürler. Nehir çok mutlu. Tabii ben de... Çok güzel bir gündü. Sonu hariç ama.

Gülümsedim.

— Ben de teşekkür ederim. Nehir'i mutlu ettiğin için.

Bade kapıyı açmadan önce bana döndü.

— Tutmayayım sizi. Nehir'in hastaneye gitmesi lazım. İyi geceler. Sen de iş yerinde, kendinde dikkat et.

— İyi geceler.

Bade arabadan indi.

Ben arkasından bakarken içimde bir ses konuştu.

Sen mi dedi?

Siz demedi.

Sen dedi.

Sonra kendi kendime baktım.

— Dikkat mi edecekmişim ben?

Başımı iki yana salladım.

Bade apartmana doğru yürüdü.

İçeri girdi.

Ben arabada beklemeye devam ettim.

Bir süre sonra üçüncü kattaki ışık yandı.

O an arabayı çalıştırdım.

Yola çıkarken yüzümde istemsiz bir gülümseme vardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.