TESADÜF SEN kitap kapağı

15. bölüm / 30

BÖLÜM 15: ASIL GERÇEKLER

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: BÖLÜM 15: ASIL GERÇEKLER

ON YIL ÖNCE

Bade o zamanlar on yedi yaşındaydı.

Hayatının en güzel döneminde olduğunu düşünüyordu.

Lisenin son senesiydi.

Üniversite sınavına hazırlanıyor, annesiyle birlikte gelecek planları yapıyor, Deniz'le saatlerce konuşuyor ve hayatının geri kalanının nasıl olacağını hayal ediyordu.

Ama bütün bunların yanında Bade'nin dünyasında değişmeyen bir şey vardı.

Babası.

Bade'nin babası onun için her zaman ilk güvendiği adam olmuştu.

Çocukken düştüğünde ilk ona koşardı.

Korktuğunda onun elini tutardı.

Bir sınavdan yüksek not aldığında ilk ona koşup sarılırdı.

Babası da her seferinde onu aynı cümleyle karşılardı.

— Benim biricik kızım.

Bade için babası, dünyadaki bütün erkeklerden farklıydı.

Çünkü babası ona göre sevginin ne olduğunu biliyordu.

Annesine de çok iyi davranıyordu.

En azından Bade'nin gördüğü kadarıyla.

Her ay maaşı yattığında eve eli boş gelmezdi.

Bazen annesinin sevdiği bir tatlıyı alırdı.

Bazen küçük bir hediye.

Ama en çok...

Papatya.

Her ay mutlaka bir buket papatya getirirdi.

Kapı açılır, babası elinde çiçeklerle içeri girerdi.

— Bunlar senin.

Annesi gülümserdi.

— Yine mi?

— Yine.

— Ne gerek var?

— Sevdiğim kadına çiçek almak için gerekçe mi lazım?

Bade çoğu zaman salondan onları izlerdi.

Ve içinden geçirirdi:

Ben de böyle bir sevgi istiyorum.

Babası annesinin yanağına küçük bir öpücük kondurur, sonra Bade'ye dönerdi.

— Kızım, anneni bugün çok mutlu ettim.

Bade gülerek cevap verirdi.

— Hep mutlu ediyorsun zaten.

Babası gülerdi.

— Çünkü anneni çok seviyorum.

Bu cümleyi o kadar çok duymuştu ki...

Bade artık bunun değişmeyeceğine inanıyordu.

Bir gün annesinin elindeki papatyalara baktı.

— Anne?

— Efendim kızım?

— Babam sana niye sürekli çiçek alıyor?

Annesi hafifçe gülümsedi.

— Bilmiyorum.

— Ama her ay alıyor.

— Seviyor demek ki.

Bade başını salladı.

— Seni çok seviyor, değil mi?

Annesi kızına baktı.

— Öyle görünüyor.

Bade gülümsedi.

— Ben de sizi çok seviyorum.

Annesi onu kendine çekip sarıldı.

— Biz de seni çok seviyoruz.

O gün Bade'nin aklında hiçbir şüphe yoktu.

Çünkü onun dünyasında ailesi mutluydu.

Babası annesini seviyordu.

Annesi babasını seviyordu.

Ve üç kişilik küçük dünyaları yerli yerindeydi.

Ta ki bir gün...

Her şey değişene kadar.

---

BADE

O gün okuldan eve erken dönmüştüm.

Deniz'le ders çalışmayı planlamıştık ama öğretmenimiz son derste sınavı erteleyince eve dönmeye karar vermiştim.

Anahtarı kapıya soktuğumda içeriden sesler geliyordu.

Annemle babam konuşuyordu.

İlk başta önemsemedim.

Ayakkabılarımı çıkarırken annemin sesini duydum.

— Artık bunu sürdüremem.

Olduğum yerde kaldım.

Babamın sesi geldi.

— Ne olur, bir kez daha konuşalım.

— Konuşacak bir şeyimiz kalmadı.

Kalbim hızlandı.

Sessizce salona doğru ilerledim.

Kapının arkasında durdum.

Annem ağlıyordu.

Babamın elinde yine papatya vardı.

Ama bu kez annem çiçeklere bakmıyordu bile.

— Artık beni sevmediğini anlayabiliyorum, dedi annem.

Babam başını eğdi.

— Seni seviyorum.

Annem acı bir şekilde güldü.

— Seviyor musun?

— Evet.

— O zaman neden yaptın?

Sessizlik.

Ben kapının arkasında nefesimi tuttum.

Ne yapmıştı?

Babam konuştu.

— Sadece bir hataydı.

Annem gözlerini sildi.

— Senin için bir hata olabilir.

Sesi titriyordu.

— Ama benim için hayatımın ortasına bırakılmış bir yıkım.

Babam yaklaşmaya çalıştı.

— Bir daha olmadı.

— Olmayacağının garantisi ne?

— Çünkü pişmanım.

— Bir kere yaptın.

Annemin sesi yükseldi.

— Bir kere yaptın ama bir daha yapmayacağının ne malum?

Babam sustu.

Annem elindeki papatyalara baktı.

— Bu çiçekleri almayı bırak.

Babamın yüzü düştü.

— Ama...

— Ne çiçeklerini istiyorum ne de yüzünü görmek istiyorum.

Bunu duyduğumda nefesim kesildi.

Babam annemi aldatmıştı.

Aldatmak kelimesini tam olarak anlamlandırmak bile istemiyordum.

Ama anlamıştım.

Babam anneme ihanet etmişti.

Annem devam etti.

— Bade'nin seni kötü biri olarak bilmesini istemiyorum.

Bir an durdu.

— Bu yüzden ona hiçbir şey söylemeyeceğim.

Babam başını kaldırdı.

— Ona anlatmayalım.

— Evet.

— Kızımız...

Annem gözlerini kapattı.

— Kızımızın son senesi.

Sonra sesi biraz daha yumuşadı.

— Üniversiteye gidecek. Önünde bir hayat var. Onun hayatını da mahvetmeyeceğim.

Babam ağlamaklı bir sesle konuştu.

— Merak etme. Kızıma çok iyi bakacağım.

Annem başını salladı.

— Arada onu görmek istersen görürsün.

Bir an sustu.

— Ama benim hayatımdan çık.

Gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı.

Artık dayanamadım.

Kapıyı açıp içeri girdim.

— Anne?

İkisi de bana döndü.

Annemin yüzündeki ifade değişti.

Babamın elindeki papatyalar yere düşecek gibi oldu.

— Bade...

— Anne ne anlatıyor?

Babam bana doğru bir adım attı.

— Kızım, ben sana açıklayabilirim.

Gözyaşlarımı sildim.

— Neyi açıklayacaksın?

— Bade...

— Neyi açıklayacaksın baba?

Sesim yükseldi.

— Hani annemi çok seviyordun?

Babam sustu.

— Hani ona her ay çiçek alıyordun?

Elindeki papatyalara baktım.

— Hani onu dünyanın en güzel kadını olarak görüyordun?

Babam cevap vermedi.

— Hani ben senin biricik kızıydım?

Sesim kırıldı.

— Sen nasıl bunu bize yapabilirsin?

Babam yaklaşmaya çalıştı.

— Sadece bir hataydı.

Bu cümleyle birlikte daha çok ağlamaya başladım.

— Hata mı?

— Bade, lütfen...

— Hata dediğin şey bu mu?

Elindeki papatyalara baktım.

Sonra gidip buketi elinden aldım.

Bir saniye bile düşünmeden yere attım.

Papatyalar yere dağıldı.

— Her kötü bir şey yaptığında bir şey alınca düzelmiyor baba!

Babam donup kaldı.

— Bade...

— Ben sana her küstüğümde bana bir şey alırdın!

Gözyaşlarım yüzümden akıyordu.

— Bazen bir oyuncak, bazen çikolata, bazen çiçek...

Sesim titredi.

— Sonra ben sana sarılırdım.

Başımı iki yana salladım.

— Sen ne zannediyorsun?

Babam cevap vermedi.

— Küçücük bir şey alırsan aramızın düzeleceğini mi sanıyorsun?

Annem yanıma geldi.

— Kızım...

Ama durmadım.

— Benim seninle aramın düzelme sebebi sana çok değer vermemdi!

Babamın gözleri doldu.

— Ben seni seviyordum baba.

Bir an sesim tamamen kesildi.

— Hâlâ seni seviyordum.

Annem beni tutmaya çalıştı.

— Bade, sakin ol.

— Nasıl sakin olayım anne?

Kollarımı çekmeye çalıştım.

— Benim babam...

Nefesim kesiliyordu.

— Benim babam anneme bunu nasıl yaptı?

Babam bana yaklaşınca geri çekildim.

— Bana dokunma!

— Kızım...

— Bana dokunma!

Babam olduğu yerde kaldı.

— Sen benim gözümde farklıydın.

Başımı iki yana salladım.

— Herkesten farklıydın.

Sonra ağlayarak ona baktım.

— Ben sana güveniyordum.

Babamın gözlerinden yaş süzüldü.

— Pişmanım.

— Pişman olman yetmiyor!

Sesim evin içinde yankılandı.

— Annemin canını yaktın!

Annem bu kez beni kendine çekti.

— Yeter kızım. Yeter.

Ama ben hâlâ babama bakıyordum.

— Senin amacın neydi?

Cevap vermedi.

— Ne istedin?

Sessizlik.

— Git.

Babam başını kaldırdı.

— Bade...

— Git.

— Kızım...

— Bir daha seni görmek istemiyorum!

Annem beni daha sıkı tuttu.

Ben ağlamaya devam ettim.

Babam yerdeki papatyalara baktı.

Sonra bana.

Ve hiçbir şey söylemeden kapıya doğru yürüdü.

Kapı kapandığında dizlerimin bağı çözüldü.

Annem beni tuttu.

— Anne...

— Buradayım kızım.

— Ben ne yapacağım?

Annem saçlarımı okşadı.

— Önce sakinleşeceksin.

— Nasıl sakinleşeceğim?

— Ben buradayım.

— Ama her şey değişti.

Annem gözyaşlarını sildi.

— Evet.

Bir süre sustu.

Sonra bana baktı.

— Ama biz hâlâ birbirimize sahibiz.

Başımı annemin omzuna koydum.

— Ben seni bırakmayacağım.

Annem saçlarımı okşadı.

— Sen beni merak etme.

— Anne...

— Yeter ki bu adamdan kurtulalım.

O cümleyle yeniden ağlamaya başladım.

---

BİR AY SONRA

Bade'nin hayatı bir ay içinde tamamen değişmişti.

Babası artık evde değildi.

Annesiyle babası boşanma sürecindeydi.

Ev eskisi kadar kalabalık değildi.

Ama Bade'nin yanında Deniz vardı.

Deniz neredeyse her gün geliyordu.

Bazen konuşmadan yanında oturuyordu.

Bazen ders çalıştırıyordu.

Bazen Bade ağladığında sadece elini tutuyordu.

Bir akşam Bade annesinin yanına oturdu.

— Anne?

— Efendim?

— Yeni bir hayat kuralım.

Annesi kızına baktı.

— Kuracağız.

— Sadece ikimiz.

— Sadece ikimiz.

Bade başını annesinin omzuna koydu.

— Sana bir daha kimse zarar vermeyecek.

Annesi gülümsedi.

— Sen önce üniversiteni güzelce oku.

Bade başını kaldırdı.

— Ama...

— İşini eline al.

Annesi onun elini tuttu.

— Kendi ayaklarının üzerinde dur.

Bade sessizce başını salladı.

— Sana hiç mahcup olmayacağım.

— Sen zaten beni hiç mahcup etmedin.

Bade o günden sonra derslerine daha çok sarıldı.

Saatlerce çalıştı.

Bazen gözleri yorulana kadar kitap okudu.

Çünkü artık tek bir düşüncesi vardı.

Annem için güçlü olacağım.

Ve zamanla Bade'nin içinde başka bir düşünce daha oluştu.

Kimseye tamamen güvenemezsin.

Çünkü en sevdiği adam...

Babası...

Annesini seviyormuş gibi davranırken bile ona ihanet edebilmişti.

Bade'nin gözünde sevgi artık güven demek değildi.

Papatya demek değildi.

Sürekli yanında olacağını söylemek hiç değildi.

Çünkü babası da bunların hepsini yapmıştı.

Ve sonunda annesini kırmıştı.

Bu yüzden Bade erkeklerle kolay konuşamazdı.

Birinin ona yaklaşması bile onu huzursuz edebilirdi.

Birinin onu sevdiğini söylemesi ise daha da korkutucuydu.

Ta ki Tuğrul karşısına çıkana kadar.

Tuğrul'un yanında farklı hissediyordu.

Onun yanında kendini güvende hissediyordu.

Sessizliğinden rahatsız olmuyordu.

Kızdığında bile ondan korkmuyordu.

Çünkü Tuğrul ona hiçbir şey zorla yaptırmıyordu.

Ama sonra...

O papatyalar geldi.

Tuğrul'un elindeki papatyaları gördüğünde yıllar önceki salon gözünün önüne gelmişti.

Babası.

Annesi.

Yerde duran papatyalar.

Ve o cümle.

“Seni seviyorum.”

Tuğrul da ona sevgisini söylemişti.

“Seni seviyorum.”

Bade o anda Tuğrul'u değil...

Babasıyla ilgili bütün o anıları görmüştü.

Bu yüzden kaçmıştı.

Tuğrul'u sevmediği için değil.

Tam tersine...

Belki de fazla sevdiği için.

---

BUGÜN

Hastanenin koridoru sessizdi.

Bade hâlâ odasında uyuyordu.

Deniz ve Cenk koridordaki sandalyelerde oturuyordu.

Tuğrul birkaç dakika sonra onların yanına geldi.

Deniz başını kaldırdı.

— Komutanım?

Tuğrul durdu.

— Efendim?

Deniz etrafa baktı.

— Şey...

Bir an gülümsedi.

— Ben halüsinasyon görmüyorum, değil mi komutanım?

Tuğrul hafifçe kaşlarını kaldırdı.

— Hayır.

— Güzel.

Deniz derin bir nefes aldı.

— O zaman rahat konuşabilir miyim?

— Konuşabilirsin Deniz.

Deniz birkaç saniye düşündü.

— Sizin ikinizin arasına girmek bana düşmez.

Tuğrul sessizce onu dinledi.

— Ama sadece şunu söylemek istiyorum.

— Dinliyorum.

— Bade sizi gerçekten seviyor.

Tuğrul'un yüzündeki ifade değişti.

Deniz devam etti.

— Çünkü normalde böyle bir şey olsa asla böyle tepki veren biri değildi.

— Ne demek istiyorsun?

— Ona çıkma teklif eden insanlar oldu.

Tuğrul sustu.

— Ama hepsini reddetti.

Deniz gözlerini yere indirdi.

— Sonra arkasından saatlerce ağladı .

Tuğrul'un kaşları çatıldı.

— Ne?

— Ağladı.

Deniz başını kaldırdı.

— Sizin arkanızdan.

Tuğrul hiçbir şey söylemedi.

Deniz devam etti.

— Tek kişi sizdiniz.

Tuğrul'un bakışları uzaklara kaydı.

— Neden reddettiğini biliyorum.

— Neden?

Deniz başını iki yana salladı.

— Onu benim anlatmam doğru değil.

Bir an sustu.

— Bunu size Bade anlatmalı.

Tuğrul başını salladı.

— Bana güvenin.

Deniz'in sesi yumuşadı.

— O hazır olduğunda size her şeyi anlatacak.

Tuğrul birkaç saniye düşündü.

Deniz devam etti.

— Ben Bade'yi uzun zamandır tanıyorum.

— Biliyorum.

— Ama onu sizin yanınızda gördüğüm hâli...

Gülümsedi.

— Çok farklı.

Tuğrul ona baktı.

— Sizinle konuşurken mutlu oluyor.

— ...

— Uzun zamandır Bade'yi ilk kez gerçekten mutlu gördüm.

Deniz'in gözleri doldu.

— Sizinle tanışmadan önce sürekli bir şeyleri kafasında büyütürdü. Sürekli kendini korumaya çalışırdı.

— Şimdi?

— Şimdi de korkuyor.

Deniz gülümsedi.

— Ama ilk kez birinin yanında korkusunun üzerine gitmeye çalışıyor.

Tuğrul derin bir nefes aldı.

— Teşekkür ederim, Deniz.

Deniz başını salladı.

— Asıl ben teşekkür etmeliyim.

— Neden?

— Bade'yi eski hâline geri getirdiğiniz için.

Tam o sırada Cenk araya girdi.

— Ne bu ya?

Deniz ona baktı.

— Ne?

Cenk ellerini iki yana açtı.

— Sende benim hayatımı güzeleştirmeye ne dersin?

Deniz gözlerini devirdi.

— Cenk, sus.

Cenk gülümsedi.

— Tamam, sustum.

Tuğrul hafifçe gülümsedi.

— Ben Nehir'in yanına gideyim.

Deniz ona baktı.

— Nehir mi?

— Bade bugün onun yanına gitmediyse meraklanmıştır. Sürekli mesaj atıp duruyordu.

— Tamam.

Tuğrul ayağa kalktı.

— Görüşürüz.

— Görüşürüz komutanım.

Tuğrul koridorda uzaklaşırken Deniz arkasından baktı.

Sonra Cenk'e döndü.

— Umarım gerçekten iyi olurlar.

Cenk başını salladı.

— Olurlar.

— Nereden biliyorsun?

Cenk gülümsedi.

— Çünkü ikisi de birbirinden vazgeçmeyecek kadar inatçı.

Deniz istemsizce güldü.

---

DENİZ

Tuğrul gittikten sonra bir süre koridorda oturdum.

Sonra Bade'nin odasına girdim.

Bade hâlâ uyuyordu.

Yanına yaklaştım.

Saçlarını yavaşça düzelttim.

— Geç kaldığım için özür dilerim.

Bade cevap vermedi.

Yatağın kenarına oturdum.

— Keşke her şeyi daha önce fark edebilseydim.

Bir süre yüzüne baktım.

— Ama artık oldu.

Saçlarını bir kez daha okşadım.

— Umarım mutlu olursunuz.

Gülümsedim.

— Ben size inanıyorum.

Sonra sandalyeye geçip oturdum.

Hastanenin sessizliği odayı yeniden doldurdu.

Bade'nin düzenli nefes alışını dinledim.

Bir süre sonra gözlerim ağırlaşmaya başladı.

Başımı sandalyenin arkasına yasladım.

— Umarım bu sefer kaçmazsın Bade...

Fısıltımın ardından gözlerimi kapattım.

Ve birkaç dakika sonra ben de onun yanında uyuyakaldım.

O gece ilk kez...

Bade'nin geçmişi ile bugünü aynı odada sessizce yan yana duruyordu.

Ve belki de ilk kez, geçmişin gölgesi geleceğin önüne geçemeyecekti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

133okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…