Bölümler 30Şu an: BÖLÜM 29: BİR SEBEP KALMADI
- 1 BÖLÜM 1-YENİ BİR BAŞLANGIÇ572 kelime
- 2 BÖLÜM 2-BİR HAFTA1.779 kelime
- 3 BÖLÜM 3- TESADÜFEN SEN1.493 kelime
- 4 BÖLÜM 4-BİR NUMARA2.528 kelime
- 5 BÖLÜM 5- ÇOK TATLISINIZ1.760 kelime
- 6 BÖLÜM 6: LUNAPARK1.813 kelime
- 7 BÖLÜM 7:YOLA ÇIKIYORUZ2.125 kelime
- 8 BÖLÜM 8: YARIN YİNE GELİR Mİ?1.419 kelime
- 9 BÖLÜM 9:BU MU KÖTÜ HABER ?1.379 kelime
- 10 BÖLÜM 10:İTİRAF ET ARTIK1.043 kelime
- 11 BÖLÜM 11: PAPATYA BUKETİ1.589 kelime
- 12 BÖLÜM 12 : SESSİZLİĞİN İÇİNDE1.325 kelime
- 13 BÖLÜM 13: ÖZÜR DİLERİM1.404 kelime
- 14 BÖLÜM 14 :YENİDEN GÜVEN1.298 kelime
- 15 BÖLÜM 15: ASIL GERÇEKLER1.970 kelime
- 16 BÖLÜM 16:BİR MESAJLIK GÜLÜMSEME1.358 kelime
- 17 BÖLÜM 17: DÖNDÜĞÜNDE BURAYA GEL1.308 kelime
- 18 BÖLÜM 18:DÖNDÜĞÜNDE1.417 kelime
- 19 BÖLÜM 19:YENİ BİR SABAH1.529 kelime
- 20 BÖLÜM 20: GÜVEN1.782 kelime
- 21 BÖLÜM 21: BEKLEYİŞ1.707 kelime
- 22 BÖLÜM 22: YANINDA1.623 kelime
- 23 BÖLÜM 23: GÖLGE1.907 kelime
- 24 BÖLÜM 24: UZAKLIK1.799 kelime
- 25 BÖLÜM 25:BİR DOSTUN SESSİZLİĞİ1.466 kelime
- 26 BÖLÜM 26: ARADA KALAN1.660 kelime
- 27 BÖLÜM 27: SON SÖZ1.654 kelime
- 28 BÖLÜM 28:GİT DEMENİN BEDELİ1.701 kelime
- 29 BÖLÜM 29: BİR SEBEP KALMADI1.854 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 BÖLÜM 30: ÇÜNKÜ ONU SEVİYORSUN1.707 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aradan birkaç gün geçmişti.
Hastanenin koridorları yine aynı telaşın içindeydi. Hemşireler bir odadan diğerine gidiyor, doktorlar ellerindeki dosyalarla hızlı adımlarla ilerliyor, hastaların yakınları koridorlarda bir şeyler soruyordu.
Ama Bade için bütün bu kalabalığın içinde değişmeyen tek bir şey vardı.
Tuğrul yoktu.
Daha doğrusu, hayatının bir yerlerinde olduğunu biliyordu.
Ama karşısına çıkmıyordu.
Bade de onu aramıyordu.
İkisi de birbirlerinden uzak duruyordu.
Bade bunu kendisinin istediğini biliyordu.
En azından kendine böyle söylüyordu.
Fakat bazı geceler yatağına uzandığında telefonunu eline alıyor, Tuğrul'un adının olduğu yere bakıyor ve hiçbir şey yapmadan telefonu tekrar bırakıyordu.
Mesaj atmak istiyordu.
“İyi misin?”
demek istiyordu.
“Beni özledin mi?”
demek istiyordu.
Hatta bazen sadece adını yazıp göndermek bile yeterli olacakmış gibi hissediyordu.
Ama yapamıyordu.
Çünkü ardından aynı kelime geliyordu aklına.
Git.
Ve Tuğrul gitmişti.
Bade bunu kabullenmek zorunda kalmıştı.
---
Nehir'in hastaneden çıkacağı gün geldiğinde hastanenin havası biraz daha farklıydı.
Nehir artık iyiydi.
Ameliyatının ardından geçen günlerde durumu toparlanmış, doktorlar gerekli kontrolleri yaptıktan sonra evine çıkmasına izin vermişti.
Tuğrul sabah erkenden hastaneye gelmişti.
Yanında annesi ve babası da vardı.
Nehir odasında eşyalarını toplarken sürekli konuşuyordu.
“Anne, şu çantayı da al.”
“Tamam kızım.”
“Tuğrul abi, benim kitabım nerede?”
Tuğrul elindeki telefondan başını kaldırdı.
“Çantanda.”
“Yok.”
“Var.”
“Yok.”
“Bak.”
Tuğrul çantayı açıp kitabı çıkardı.
Nehir gülmeye başladı.
“Ben koymamıştım onu oraya.”
Tuğrul başını iki yana salladı.
“Ben koydum.”
“Niye?”
“Kaybetme diye.”
Nehir ona bakıp gülümsedi.
“Bade abla olsaydı bulurdu.”
Tuğrul'un eli bir an durdu.
Annesi Nehir'e baktı.
“Nehir…”
“Ama doğru.”
Nehir yatağından aşağı indi.
“Bade abla nerede?”
Kimse hemen cevap vermedi.
Nehir tekrar sordu.
“Bade abla bugün gelecek mi?”
Tuğrul'un yüzündeki ifade değişti.
“Bilmiyorum.”
Nehir'in yüzü düştü.
“Gelmez mi?”
“İşi vardır.”
Nehir dudaklarını büzdü.
“Ben çıkarken onu görmek istiyordum.”
Tuğrul cevap vermedi.
Çünkü kendisi de aynı şeyi istiyordu.
Bade'yi görmek.
Sadece birkaç saniyeliğine bile olsa.
Ama Bade'nin gelmeyeceğini düşünüyordu.
Belki de gelmek istemiyordu.
---
Öğle saatlerinde Nehir'in çıkış işlemleri tamamlanmak üzereydi.
Tuğrul koridorda birkaç kişiyle konuşurken Nehir'in annesi odada eşyaları toparlıyordu.
Tam o sırada Tuğrul'un bakışları koridorun diğer ucuna kaydı.
Bade.
Tuğrul olduğu yerde kaldı.
Uzun zamandır ilk kez onu görüyordu.
Bade elindeki dosyalarla koridorda ilerliyordu.
Yüzünde yorgun bir ifade vardı.
Saçları dağınık bir şekilde omuzlarına düşmüştü.
Üzerinde doktor önlüğü vardı.
Tuğrul'un gözleri istemsizce yumuşadı.
Onu gördüğü için içinde küçücük de olsa bir mutluluk oluştu.
Ama o mutluluğun hemen yanında büyük bir üzüntü vardı.
Çünkü Bade ona doğru gelmiyordu.
Hatta Tuğrul'un olduğu tarafa bile bakmıyordu.
Bade ise Nehir'in odasına doğru ilerlerken bir anda kapının önünde durdu.
Çünkü Tuğrul'un yanında bir kadın vardı.
Kadın onunla konuşuyordu.
Tuğrul da kadını dinliyordu.
Bade'nin adımları yavaşladı.
Kadının ne söylediğini duyamıyordu.
Ama Tuğrul'un ona cevap verdiğini gördü.
Bade'nin içi sıkıştı.
Bir an gözlerini kaçırmak istedi.
Ama bakmaya devam etti.
Kim bu?
Kendi kendine kızdı.
Ne önemi var?
Sonra Tuğrul'un kadına doğru hafifçe eğilip bir şey söylediğini gördü.
Bade'nin yüzü düştü.
İçindeki huzursuzluk büyüdü.
“Ben ne yapıyorum?”
Kendi kendine fısıldadı.
“Gitmesini isteyen bendim.”
Bir an gözlerini kapattı.
“Şimdi de kıskanıyorum.”
Dudaklarını birbirine bastırdı.
“Benim suçum.”
Tam o sırada arkasından Deniz'in sesi geldi.
“Bade?”
Bade hemen döndü.
Deniz onun yüzüne baktı.
Sonra bakışlarını Tuğrul'a çevirdi.
Ardından tekrar Bade'ye baktı.
“Merak etme.”
Bade kaşlarını çattı.
“Ne merakı?”
Deniz bir an sustu.
“Aranızda ne oldu bilmiyorum.”
Bade'nin bakışları yere indi.
“Ama…”
Deniz devam etti.
“İkiniz de çok belli ediyorsunuz.”
“Ben bir şey yapmıyorum.”
“Bade.”
“Gerçekten.”
Deniz başını iki yana salladı.
“Sen onu görünce yüzünün değiştiğinin farkında değilsin.”
Bade cevap vermedi.
Deniz hafifçe iç çekti.
“Bence biraz konuşsanız…”
“Konuşmayacağız.”
Bade sözünü kesti.
“Ben ona git dedim.”
Deniz sustu.
Bade'nin gözleri dolmuştu.
“Şimdi gidip neden başka biriyle konuşuyor diye kızmaya hakkım yok.”
Deniz ona baktı.
“Belki de konuştuğu kişi sandığın şey değildir.”
Bade başını kaldırdı.
“Ama ne fark eder?”
Tam o sırada geri dönüp yürümeye başladı.
Birkaç adım sonra koridorda gelen birine dalgınlıkla çarptı.
“Pardon.”
Bade başını kaldırdı.
Karşısındaki kişi özür diledi.
“Ben özür dilerim.”
Bade kısa bir baş hareketiyle karşılık verip yürümeye devam etti.
Tuğrul bütün bunları uzaktan görmüştü.
Bade'nin Deniz'le konuşmasını…
Sonra birine çarpmasını…
Ve hızlıca uzaklaşmasını.
İki gündür değil, sanki çok daha uzun zamandır görmediği kadını ilk kez karşısında görmek onu mutlu etmişti.
Ama yanına gidemiyordu.
Bir adım atsa her şey değişebilirdi.
Ama Bade ona gitmesini söylemişti.
Tuğrul olduğu yerde kaldı.
Bade ise arkasına dönmedi.
---
Nehir'in çıkış işlemleri tamamlandığında Tuğrul'un ailesi hastaneden ayrılmak için hazırlanmaya başladı.
Nehir ise son kez odasına baktı.
“Bade abla gelmedi.”
Annesi kızının saçlarını düzeltti.
“İşi vardır kızım.”
“Ama bana geleceğini söylemişti.”
“Bir daha görüşürsünüz.”
Nehir dudaklarını büzdü.
“Ben onu özledim.”
Tuğrul bu sözleri duydu.
İçinden bir şey koptu sanki.
Çünkü kendisi de aynı şeyi düşünüyordu.
Bade'yi özlemişti.
Ama bunu söylemeye hakkı yoktu.
Nehir tam çıkacakken telefonu çaldı.
Bade'den mesaj gelmişti.
Nehir hemen telefonu açtı.
Bade: Nehircim, işim çıktı. Gelemedim. Bunu telafi edeceğim. Bir ara baş başa bir yere gidelim, olur mu?
Nehir'in yüzü hemen güldü.
“Anne!”
Annesi döndü.
“Ne oldu?”
“Bade abla bana mesaj atmış.”
Tuğrul istemsizce Nehir'e yaklaştı.
“Ne yazmış?”
Nehir telefonu ona uzattı.
“Bak.”
Tuğrul mesajı okudu.
Bir süre ekrana baktı.
Bade hâlâ Nehir'i düşünüyordu.
Demek ki gelmek istemişti.
Ama gelmemişti.
Belki de onun yüzünden.
Tuğrul telefonu Nehir'e geri verdi.
Nehir gülümsedi.
“Ben Bade ablayla baş başa çıkacağım.”
Tuğrul hafifçe gülümsedi.
“Çıkarsın.”
Ama içindeki burukluk geçmedi.
Çünkü artık Nehir'in hastanede olması, Bade'yi görmesi için bir sebep değildi.
Nehir iyileşmişti.
Çıkıyordu.
Ve Tuğrul bunu düşündükçe, Bade ile arasındaki mesafenin biraz daha büyüdüğünü hissediyordu.
---
Hastanenin başka bir koridorunda Bade hızlı adımlarla ilerliyordu.
Elindeki dosyaya bakıyordu.
Tam köşeyi dönerken karşısında Tuğrul'un babasını gördü.
Bade'nin adımları bir an yavaşladı.
Ama adamın yüzüne bile bakmadı.
Yanından geçip gidecekti.
“Bade.”
Bade durmadı.
Adam arkasından seslendi.
“Bade, bir dakika…”
Bade sonunda durdu.
Ama dönmedi.
“Hasta var.”
Adam sustu.
Bade'nin sesi soğuktu.
“Şu an müsait değilim.”
“Ben sadece…”
Bade bu kez döndü.
Ama gözlerinde hiçbir yumuşama yoktu.
“İyi günler.”
Adam şaşkınlıkla ona baktı.
Bade devam etti.
“Merak etmeyin.”
Adam bir şey söylemeye çalıştı.
Ama Bade sözünü tamamlamasına izin vermedi.
“İstediğiniz oldu umarım.”
Adam sustu.
“Beni rahatsız etmeyi de bırakırsınız.”
Bade hemen arkasını döndü.
“Bade…”
Ama Bade çoktan uzaklaşmıştı.
Adam arkasından bakakaldı.
Bade ise hızlı adımlarla yürümeye devam etti.
İçinde hem öfke hem de yorgunluk vardı.
Onun yüzünden Tuğrul'u kaybetmiş gibi hissediyordu.
Ve şimdi Tuğrul'un babasını her gördüğünde aynı düşünce aklına geliyordu.
İstediğini aldı.
---
Nehir ve ailesi hastaneden ayrılırken Tuğrul arabayı kullanıyordu.
Nehir arka koltukta annesinin yanında oturuyordu.
Babası da yanlarındaydı.
Nehir bir süre sessiz kaldı.
Sonra annesine döndü.
“Anne.”
“Efendim kızım?”
“Bade abla niye gelmedi keşke gelseydi.”
“İşi çıkmıştır.”
“Ama zaten kaç gündür sürekli çalışıyor.”
Tuğrul'un elleri direksiyonda sıkılaştı.
Nehir devam etti.
“Biliyor musun, hemşireler söyledi.”
Annesi merakla sordu.
“Neyi?”
“Bade abla sürekli çalışıyormuş.”
Tuğrul'un bakışları yola sabitlendi.
Nehir konuşmaya devam etti.
“Bu gidişle bayılmasa iyiymiş.”
Annesi endişelendi.
“Kim söyledi bunu?”
“Hemşireler.”
Nehir'in sesi ciddileşti.
“Yemek bile yememiş.”
Tuğrul'un yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Ne?”
Nehir devam etti.
“Ben bir ara canım bir şeyler çekiyor diye onun yanına gittim.”
Annesi gülümsedi.
“Sen mi yemek yedirdin?”
“Evet.”
“İyi yapmışsın.”
“Ama yine de çok yemedi.”
Tuğrul hiçbir şey söylemedi.
Gözleri yoldaydı ama aklı çoktan hastaneye dönmüştü.
Bade'nin yüzü geldi gözlerinin önüne.
Yorgun gözleri…
Dalgın bakışları…
Koridorda hızlı hızlı yürüyüşü…
Ve iki gün önce ona söylediği:
“Git.”
Tuğrul başını hafifçe yana çevirdi.
Camdan dışarı baktı.
Babası da arka koltukta sessizce oturuyordu.
Nehir'in söylediklerini o da duymuştu.
Bade'nin yemek yemediğini…
Kendini işe verdiğini…
Sürekli çalıştığını…
Adamın aklına Bade'nin birkaç gün önce söyledikleri geldi.
“İstediğiniz oldu umarım.”
Yüzündeki ifade değişti.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra o da başını cama çevirdi.
Kimse bir şey söylemedi.
Ama arabada bulunan herkes aynı kadını düşünüyordu.
---
Askeriyede ise Deniz koridorda yürürken Cenk'i gördü.
Cenk, başka bir kadın askerle konuşuyordu.
Kadın bir şey söylemiş, ardından gülmeye başlamıştı.
Cenk de gülümsedi.
Deniz'in adımları yavaşladı.
Bir saniye durdu.
Sonra yüzünü başka tarafa çevirdi.
Ayaklarını yere vura vura yanlarından geçti.
Cenk bunu hemen fark etti.
Kadın askere kısa bir bakış attı.
“Bir dakika.”
Sonra Deniz'in peşinden gitti.
“Nasılsın Denizciğim?”
Deniz yürümeye devam etti.
“Sana kaç kere söyledim?”
Cenk güldü.
“Ne söyledin?”
“Şöyle söyleme diye.”
“Ben de kaç kere ne dedim?”
Deniz dönüp ona baktı.
“Ne dedin?”
“Ben böyle diyeceğim diye.”
Deniz gözlerini devirdi.
“Bana söylediklerinle yaptıkların hiç orantılı değil.”
Cenk kahkaha attı.
Deniz ona baktı.
“Ne gülüyorsun?”
“Bir şey yok.”
“Bir şey var.”
“Yok.”
Deniz kaşlarını çattı.
“Az önceki kızdan mı bahsediyorsun?”
Deniz hemen cevap verdi.
“Beni ilgilendirmez.”
Cenk'in gülümsemesi büyüdü.
“Bayağı ilgilendirmiyor.”
Deniz yürümeye devam etti.
“Cenk, saçmalama.”
“Ben bu günü asla unutmam.”
Deniz durdu.
“Ne?”
“Not almam lazım.”
Cenk cebinden hayali bir kalem çıkarıyormuş gibi yaptı.
“Deniz Hanım, ilk defa ‘beni ilgilendirmez’ dedi.”
Deniz başını iki yana salladı.
“Saçmalıklarını dinleyemem.”
Cenk onun yanına yetişti.
“Merak etme, benim için değildi.”
Deniz istemeden ona baktı.
Cenk devam etti.
“Benim için değil. Mert için yanımdaydı kız.”
Deniz'in yüzündeki ifade bir an değişti.
“Mert?”
“Bizim Mert işte.”
Cenk omuz silkti.
“Sevgilisi var mı diye sordu. Benlik bir şey değil.”
Deniz hemen bakışlarını kaçırdı.
“Tamam.”
Cenk gülümsedi.
“Ne oldu?”
“Hiçbir şey.”
“Peki.”
“Gerçekten hiçbir şey.”
“Doğru. Sen öyle diyorsan öyledir.”
Deniz yürümeye devam etti.
Cenk de arkasından bitişti.
Deniz hızlandı.
Cenk de hızlandı.
“Denizciğim.”
“Cenk.”
“Deniz Hanım.”
“Yeter.”
“Tamam.”
Birkaç saniye sonra yine:
“Denizciğim?”
Deniz derin bir nefes aldı.
“Allah'ım sabır.”
Cenk güldü.
---
Tuğrul odasında yalnız kaldığında Nehir'in söyledikleri aklına geliyordu.
“Bade abla sürekli çalışıyor.”
“Yemek bile yememiş.”
“Ben yanına gidip yemek yemesini sağladım.”
Tuğrul sandalyesinde geriye yaslandı.
Gözlerini kapattı.
Sonra Bade'nin koridorda arkasından gidişi geldi aklına.
İki gündür ilk kez onu görmüştü.
Uzun zaman sonra yüzünü görmek içini bir anlığına ısıtmıştı.
Ama ona gidememişti.
Şimdi ise öğrendiği şey yüzünden içi daha da sıkılmıştı.
“İyi misin acaba?”
Sesi odada yankılandı.
Masasının üzerindeki telefona baktı.
Bir süre sadece baktı.
Sonra eline aldı.
Bade'nin numarasını buldu.
Ekranda adı göründü.
Parmağı mesaj kısmına gitti.
Bir şey yazacak gibi oldu.
“İyi misin?”
Yazmadı.
Bir süre ekrana baktı.
Sonra her şeyi sildi.
Telefonu kapattı.
Çünkü ne yazarsa yazsın, bir şeyin değişmeyeceğini düşünüyordu.
Bade ona gitmesini söylemişti.
O da gitmişti.
Şimdi geri dönmek…
Sanki onun kararına saygısızlık etmek gibi geliyordu.
---
Hastanede Bade de masasının başında oturuyordu.
Gün boyunca yüzlerce işle uğraşmıştı.
Ama Nehir'in bugün hastaneden çıktığını biliyordu.
Bu düşünce aklına geldikçe içi burkuluyordu.
Artık Tuğrul'un buraya gelmesi için bir sebep kalmadı.
Nehir hastaneden çıkmıştı.
Ameliyatı geçmişti.
Her şey yolundaydı.
Tuğrul'un buraya gelmesini gerektiren hiçbir şey kalmamıştı.
Bade bunu düşünürken telefonunu eline aldı.
Ekranı açtı.
Tuğrul'un adı yoktu.
Mesaj yoktu.
Arama yoktu.
Bir an parmağı onun numarasının üzerinde durdu.
Aramak istedi.
Sadece sesini duymak istedi.
Sonra telefonu tekrar masaya bıraktı.
“Ne yapıyorsun?”
Kendi kendine fısıldadı.
Başını masaya koydu.
Gözlerini kapattı.
Bir süre öylece kaldı.
Acaba nasıl?
Beni gördüğünde ne düşündü?
Benim için üzülüyor mu?
Yoksa artık alıştı mı?
Sonra aklına Tuğrul'un koridorda kendisine bakışı geldi.
Bade gözlerini açtı.
O bakışta bir şey vardı.
Özlem.
Bunu görmüştü.
Emin değildi ama…
Sanki Tuğrul da gitmek istememişti.
Bade gözlerini tekrar kapattı.
“Keşke…”
Cümlesini tamamlayamadı.
Çünkü bazen insanın söyleyebildiği en büyük kelime bile hiçbir şeyi değiştirmeye yetmiyordu.
Ve o gece, aynı şehirde birbirlerinden yalnızca birkaç kilometre uzakta iki insan, aynı şeyi düşünüyordu.
Birbirlerine ulaşmak istiyorlardı.
Ama ikisi de ilk adımı atamıyordu.
Çünkü biri hâlâ söylediği kelimenin altında eziliyordu.
Diğeri ise o kelimeye verdiği sözün altında kalıyordu.
Git.
Bade başını masadan kaldırmadı.
Tuğrul ise telefonunu yeniden eline almadı.
İkisi de sustu.
Ama kalpleri, sustukları kadar sessiz değildi.
Bölüm etkileşimi
