TESADÜF SEN kitap kapağı

10. bölüm / 30

BÖLÜM 10:İTİRAF ET ARTIK

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: BÖLÜM 10:İTİRAF ET ARTIK

Tuğrul

Bade'nin yanından ayrıldıktan sonra arabaya bindim.

Motoru çalıştırmadan önce birkaç saniye direksiyona baktım.

“Birkaç güne unutulur.”

Bunu ben söylemiştim.

Ve nedense söylediğim için içimde garip bir rahatlık vardı.

Herkesin bizi sevgili sanması...

Normalde sinir olmam gerekirdi.

Ama Bade'nin yüzü kızardığında aklıma geldikçe istemsizce gülümsüyordum.

Sonra kendime kızdım.

— Ne mutlu oluyorsun lan?

Başımı koltuğa yasladım.

— Kızın sevgilisi vardır belki.

Bir an sustum.

Eğer varsa?

Bu düşünce hiç hoşuma gitmedi.

Hatta gereğinden fazla rahatsız etti.

Kaşlarımı çattım.

— Sana ne oğlum?

Ama cevabını ben de biliyordum.

Bir şey vardı.

Adını koyamadığım ama her geçen gün biraz daha büyüyen bir şey.

---

Bade

Tuğrul'un “Birkaç güne unutulur” demesinden sonra gerçekten fazla üzerinde durmamaya çalıştım.

İnsanlar konuşurdu.

Sonra başka bir şey bulup onu konuşurlardı.

En fazla birkaç gün sürerdi.

Ben de işime devam ettim.

Ama ertesi akşam hastanenin girişinde Tuğrul'u görünce şaşırdım.

Yanıma geldi.

— Nehir'i görmeye geldim.

Gülümsedim.

— Tabii.

Birlikte koridora yürüdük.

Tam köşeyi döndüğümüzde iki hemşirenin bizi gördüğünü fark ettim.

Biri diğerine eğilip bir şey söyledi.

Diğeri de bana baktı.

Sonra ikisi birden gülümsedi.

Ben gözlerimi kapattım.

Yine mi?

Tuğrul ise hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam ediyordu.

— Sen fark ettin mi?

— Neyi?

— Bizi gördüler.

— Görsünler.

Şaşkınlıkla ona baktım.

— Hani unutulacaktı?

Tuğrul bir an durdu.

— Unutulur.

— Ama sen yine geldin.

— Nehir için.

Başımı salladım.

— Tabii.

İçimden nedense küçük bir gülümseme geçti.

Tuğrul Nehir'in yanına girdi.

Ben de işime döndüm.

Ama birkaç saat sonra tekrar karşıma çıktığında yine aynı bahaneyi söyledi.

— Nehir'i kontrol etmeye geldim.

Bu böyle birkaç gün devam etti.

Tuğrul işlerini erken bitiriyor, sonra soluğu hastanede alıyordu.

Her geldiğinde aynı şey oluyordu.

Çalışanlar bizi görüyor...

Fısıldaşıyor...

Sonra gülümsüyordu.

Bir gün hemşirelerden biri yanımızdan geçerken,

— Bade Hanım, bugün de komutan geldi.

dedi.

Ben utanarak,

— Nehir için geliyor.

dedim.

Kadın gülümsedi.

— Tabii canım.

Sonra yürüyüp gitti.

Tuğrul kadının arkasından baktı.

— İnsanlara açıklama yapmaya çalışmaktan vazgeç.

Güldüm.

— Sen vazgeçtin galiba.

— Ben zaten bir şey yapmıyorum.

— Her gün hastaneye geliyorsun ama.

Bir an sustu.

— Nehir için.

Bu sefer ben gülümsedim.

— Tabii.

---

Tuğrul

Bade'nin “Her gün hastaneye geliyorsun” demesi kafama takılmıştı.

Çünkü gerçekten de geliyordum.

İşim bitince başka yere gitmek yerine hastaneye gidiyordum.

Nehir'i görüyordum.

Sonra Bade'yi.

Ve bunu kendime açıklamak giderek zorlaşıyordu.

Bir gün hastaneden çıkarken telefonuma baktım.

Saat daha erkendi.

Normalde bu saatte askeriyede olurdum.

Ama ben yine hastanedeydim.

Ne yapıyorsun oğlum?

Tam arabaya binecekken arkamdan bir ses geldi.

— Komutanım!

Cenk.

Başımı çevirdim.

— Ne var?

Yanıma geldi.

— Sizinle özel bir şey konuşacaktım ya.

— Başımı ağrıtma Cenk.

— Çok ayıp komutanım. Ben size yardımcı olacağım.

— Tam olarak hangi konuda?

Cenk kollarını bağladı.

— Duygularınızı itiraf etme konusunda.

Kaşlarımı çattım.

— Ne duygusu lan?

Cenk bir an sustu.

— Komutanım demeyeyim, demeyeyim diyorum ama iyi salak ayağına yatıyorsunuz. Gören de gece uykumda Bade'yi ben sayıkladım sanacak.

Bir an donup kaldım.

— Sen ne diyorsun oğlum?

Cenk sırıttı.

— Rüyada ne gördünüz bilmem ama Bade'nin orada olduğu kesin. Tabi kalbinizde de olduğu gibi.

— Cenk...

— Gidin söyleyin bence.

Başımı iki yana salladım.

— Ne söyleyeceğim?

— Seviyorum seni diyeceksiniz.

— Saçmalama.

— Bence Bade de size karşı boş değil yani.

Kaşlarımı kaldırdım.

— Nereden biliyorsun?

Cenk hiç düşünmeden cevap verdi.

— Siz çok belli ediyorsunuz komutanım.

— Nasıl?

— Kafamı ne zaman çevirsem gözleriniz onu izliyor. Ama arada onun da gözleri sizi arıyor, fark ettim.

Bir an sustum.

— Sanırım buna çok güleceğim.

Cenk kahkaha attı.

— Siz de fark etmiyorsunuz.

— Ne zaman bana baktı?

Cenk gözlerini devirdi.

— İşte siz fark etmiyorsunuz. Ben nasıl anlıyorum mesela?

Sonra kendinden emin bir şekilde ekledi.

— Deniz de beni seviyor komutanım.

Başımı iki yana salladım.

— Siktir git lan. Bir de seni dinliyorum ben.

Cenk güldü.

— Dinleyin tabii.

Sonra bir anda ciddileşti.

— Ama ben size bir şey söyleyeyim. Siz böyle koştur koştur oturun, o Sarp denen doktor sizden önce Bade'yle konuşursa “Cenk demişti” demeyin.

Yüzüm bir anda düştü.

— Şu önlükten bahsedip durmayın. Sinir katsayım artıyor. Sülük mü ne, kızı buraya kadar takip etmiş.

Cenk kahkahayı bastı.

— İşte aşk her şeyi yaptırıyor. Siz burada Bade'yi düşünürken Sarp her gün dibinden ayrılmıyordur kızın.

— Cenk...

— Hatta ayrılmıyor bile. Deniz'le ne zaman Bade konuşsa arkasından sesi geliyor. Sanırım cidden sülük.

Derin bir nefes aldım.

— Ya sabır...

Cenk gülerek,

— Oğlum sen bana kafayı mı yedireceksin? Niye anlatıyorsun bunları bana?

— Çünkü siz anlamıyorsunuz.

Sonra parmağını bana doğru uzattı.

— Ben de üstünden geçiyorum.

Bir adım yaklaştı.

— Gidin deyin komutanım. “Seni seviyorum” deyin.

— Cenk...

— Bilsin en azından.

Bir süre sustum.

Cenk devam etti.

— Hem sevgili sanıyor herkes sizi. Çiçek alın, gidin.

Bir an düşündüm.

Çiçek.

Bade çiçek sever miydi?

Hangi çiçeği severdi?

Gülleri mi?

Papatyaları mı?

Belki de başka bir şeyi seviyordu.

Kaşlarımı çattım.

Ben niye bunu düşünüyorum şimdi?

Cenk yüzüme bakıp gülümsedi.

— Bak, düşündünüz bile.

— Kes sesini.

— Dinleyin beni. Hem size gönlü olmasa o gün “Sevgili değiliz” derdi.

Başımı kaldırdım.

Doğruydu.

Bade itiraz etmemişti.

Hatta kızarmıştı.

— Doğru...

Ağzımdan istemeden çıktı.

Cenk hemen yakaladı.

— Gördünüz mü?

Ama kız ne diyecek? diye düşündüm.

Cenk güldü.

— Kız ne diyecek ki? Demeyin komutanım.

Kaşlarımı çattım.

— Lan, dışarıdan mı dedim?

— Yok ama yüzünüzden belli oluyor.

Cenk bir anda telefonunu çıkardı.

— Neyse, bana müsaade. Bir de resminizi yolladım, telefona bakarsınız.

— Ne resmi?

— Ona da bakarsınız.

— Cenk...

— Görüşürüz komutanım.

Daha fazla konuşmama fırsat vermeden uzaklaştı.

Ben arkasından bakakaldım.

Sonra askeriyeye doğru yürüdüm.

---

Tuğrul

Odaya girdiğimde doğrudan masama oturdum.

Telefonumu çıkardım.

Cenk'in gönderdiği mesaja baktım.

Fotoğrafı açtım.

Bade...

Yanımda uyuyordu.

Otobüsteki o an.

Fotoğrafa birkaç saniye baktım.

Sonra bir daha.

Bir daha.

Ne kadar zaman geçtiğini anlamadım.

Sanki birkaç dakika olmuştu.

Ama duvardaki saate baktığımda neredeyse bir saat geçmişti.

Hâlâ aynı fotoğrafa bakıyordum.

Bade'nin yüzüne...

Saçlarına...

O anki hâline...

Kendi kendime fark etmeden gülümsedim.

Sonra bir anda telefonu kapatıp cebime koydum.

Ayağa kalktım.

Sandalyeyi geriye ittirdim.

Kapıyı açıp hızla odadan çıktım.

Koridorda beni gören Cenk olduğu yerde durdu.

Bana baktı.

Sonra yüzünde yavaşça bir gülümseme oluştu.

Hiçbir şey söylemedi.

Sadece arkamdan baktı.

Ben ise askeriyenin çıkışına doğru hızlı adımlarla ilerledim.

Cenk kollarını göğsünde birleştirip kendi kendine mırıldandı.

— Sonunda...

Gülümsemesi biraz daha büyüdü.

Tuğrul'un nereye gittiğini zaten anlamıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

153okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…