Bölümler 30Şu an: BÖLÜM 24: UZAKLIK
- 1 BÖLÜM 1-YENİ BİR BAŞLANGIÇ572 kelime
- 2 BÖLÜM 2-BİR HAFTA1.779 kelime
- 3 BÖLÜM 3- TESADÜFEN SEN1.493 kelime
- 4 BÖLÜM 4-BİR NUMARA2.528 kelime
- 5 BÖLÜM 5- ÇOK TATLISINIZ1.760 kelime
- 6 BÖLÜM 6: LUNAPARK1.813 kelime
- 7 BÖLÜM 7:YOLA ÇIKIYORUZ2.125 kelime
- 8 BÖLÜM 8: YARIN YİNE GELİR Mİ?1.419 kelime
- 9 BÖLÜM 9:BU MU KÖTÜ HABER ?1.379 kelime
- 10 BÖLÜM 10:İTİRAF ET ARTIK1.043 kelime
- 11 BÖLÜM 11: PAPATYA BUKETİ1.589 kelime
- 12 BÖLÜM 12 : SESSİZLİĞİN İÇİNDE1.325 kelime
- 13 BÖLÜM 13: ÖZÜR DİLERİM1.404 kelime
- 14 BÖLÜM 14 :YENİDEN GÜVEN1.298 kelime
- 15 BÖLÜM 15: ASIL GERÇEKLER1.970 kelime
- 16 BÖLÜM 16:BİR MESAJLIK GÜLÜMSEME1.358 kelime
- 17 BÖLÜM 17: DÖNDÜĞÜNDE BURAYA GEL1.308 kelime
- 18 BÖLÜM 18:DÖNDÜĞÜNDE1.417 kelime
- 19 BÖLÜM 19:YENİ BİR SABAH1.529 kelime
- 20 BÖLÜM 20: GÜVEN1.782 kelime
- 21 BÖLÜM 21: BEKLEYİŞ1.707 kelime
- 22 BÖLÜM 22: YANINDA1.623 kelime
- 23 BÖLÜM 23: GÖLGE1.907 kelime
- 24 BÖLÜM 24: UZAKLIK1.799 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 BÖLÜM 25:BİR DOSTUN SESSİZLİĞİ1.466 kelime
- 26 BÖLÜM 26: ARADA KALAN1.660 kelime
- 27 BÖLÜM 27: SON SÖZ1.654 kelime
- 28 BÖLÜM 28:GİT DEMENİN BEDELİ1.701 kelime
- 29 BÖLÜM 29: BİR SEBEP KALMADI1.854 kelime
- 30 BÖLÜM 30: ÇÜNKÜ ONU SEVİYORSUN1.707 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Telefon bir süre daha çaldı.
Bade, yatağın kenarında oturmuş, ekranın üzerinde duran isme bakıyordu.
Tuğrul.
İsmini görmek bile kalbinin hızlanmasına yetiyordu.
Birkaç gün önce olsa, onun aramasını beklemeden telefonu eline alırdı. Sesini duymak için bütün yorgunluğunu bir kenara bırakırdı. Nehir'in ameliyatından sonra koridorda onun yanında yürürken hissettiği huzur hâlâ çok tazeydi.
Ama şimdi...
Aynı isim, içinde huzurdan çok korku uyandırıyordu.
Telefon sustu.
Bade derin bir nefes aldı.
Tam rahatladığını düşündüğü anda telefon yeniden titredi.
Bu kez mesaj gelmişti.
Ekranı açtı.
Tuğrul: İyi misin?
Bade mesajı okudu.
Cevap yazmak için klavyeyi açtı.
“İyiyim.”
Yazdı.
Bir süre ekrana baktı.
Sonra sildi.
“Özür dilerim.”
Yazdı.
Onu da sildi.
En sonunda telefonu kapattı.
Yatağa uzandı.
Gözlerini kapatmaya çalıştı ama birkaç saniye sonra tekrar açtı.
Uyuyamıyordu.
Çünkü insan bazen gözlerini kapattığında zihnindeki düşünceler daha da büyüyordu.
Bade de bunu yaşıyordu.
Tuğrul'un yüzü...
Nehir'in gülümsemesi...
Hastane koridoru...
Tuğrul'un ona verdiği ceket...
“Ben senin geçmişin değilim.”
Sonra babasının sesi.
“Sen de ilk değilsin.”
Bade gözlerini kapattı.
“Yeter.”
Ama düşünceler durmadı.
“Bizim oğlanın hızına yetişilmiyor.”
Bade'nin boğazı düğümlendi.
Ya doğruysa?
Ya Tuğrul'un hayatında gerçekten bilmediği insanlar varsa?
Ya ona söylediği güzel sözler daha önce başkalarına da söylenmişse?
Ya bir gün Tuğrul da değişirse?
Bade'nin gözlerinden yaş süzüldü.
“Ben ne yapıyorum?”
Kendi kendine sorduğu sorunun cevabını bilmiyordu.
Tek bildiği şey, korktuğuydu.
Hem de çok.
---
Sabah olduğunda Bade neredeyse hiç uyumamıştı.
Alarm çaldığında birkaç saniye tavana baktı.
Sonra doğruldu.
Telefonunu eline aldı.
Gece boyunca Tuğrul'dan birkaç mesaj daha gelmişti.
Tuğrul: Eve vardın mı?
Tuğrul: Cevap vermiyorsun.
Tuğrul: Bir şey olduysa bana söyle.
Son mesaj ise sabaha karşı gelmişti.
Tuğrul: Günaydın Bade. Hazır olduğunda konuşuruz.
Bade mesajı uzun süre izledi.
Bu kadar sakin olmasına şaşırmıştı.
Kızmıyordu.
Hesap sormuyordu.
Sadece bekliyordu.
Belki de tam olarak bu yüzden daha çok korkuyordu.
Çünkü Tuğrul'un iyi davranması, Bade'nin içinde oluşan şüpheyi ortadan kaldırmıyordu.
Aksine...
Ona daha fazla bağlanmaktan korkmasına neden oluyordu.
Telefonu bıraktı.
Hazırlandı.
Aynada kendisine baktığında gözlerinin altındaki yorgunluk hemen belli oluyordu.
Biraz kapatmaya çalıştı.
Sonra vazgeçti.
Bugün kimseye güzel görünmek zorunda değildi.
Hastaneye gitti.
Koridorda yürürken Nehir'in odasına doğru ilerledi.
Kapının önüne geldiğinde içeriden Tuğrul'un sesi duyuldu.
Bade olduğu yerde durdu.
Bir an geri dönmeyi düşündü.
Ama kapı açıldı.
Tuğrul karşısında duruyordu.
İkisi birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar.
Tuğrul'un yüzündeki ifade önce rahatladı.
Sonra Bade'nin bakışlarını görünce o rahatlama kayboldu.
“Geldin.”
Bade başını salladı.
“Evet.”
“Dün seni aradım.”
“Telefonum sessizdeydi.”
Tuğrul ona dikkatle baktı.
“Mesajlarımı da görmedin mi?”
Bade birkaç saniye sustu.
“Gördüm.”
Tuğrul'un kaşları hafifçe çatıldı.
“Peki neden cevap vermedin?”
Bade gözlerini kaçırdı.
“Bilmiyorum.”
“Bade.”
“Gerçekten bilmiyorum.”
Tuğrul bir adım yaklaştı.
“Bir şey oldu.”
Bade hemen,
“Hayır,” dedi.
“Oldu.”
“Tuğrul...”
“Bade, dün babam seninle konuştu.”
Bade sustu.
Tuğrul'un yüzündeki ifade değişti.
“Ne söyledi?”
Bade cevap vermedi.
“Bana söyle.”
“Önemli değil.”
“Benim için önemli.”
Bade derin bir nefes aldı.
“Bence biraz fazla büyütüyorsun.”
Tuğrul birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sanki bu cümleyi beklemiyordu.
“Birkaç gün önce bana güvenmek istediğini söyleyen sendin.”
Bade'nin kalbi sıkıştı.
“Biliyorum.”
“Ne değişti?”
“Hiçbir şey.”
“Bade.”
“Gerçekten hiçbir şey.”
Tuğrul onun gözlerine baktı.
“Bana bakmadan hiçbir şey diyorsun.”
Bade başını kaldırdı.
Göz göze geldiler.
Bade'nin gözleri dolmuştu.
Tuğrul bunu gördü.
“Benden mi korkuyorsun?”
Bade hemen başını iki yana salladı.
“Hayır.”
“Öyleyse neden benden uzak duruyorsun?”
Bade cevap veremedi.
Çünkü cevabı kendisi de bilmiyordu.
Tuğrul'un kendisinden korkmuyordu.
Tuğrul'un bir gün değişmesinden korkuyordu.
Ama bunu nasıl anlatacağını bilmiyordu.
“Biraz yalnız kalmam lazım,” dedi sonunda.
Tuğrul'un yüzü düştü.
“Ne kadar?”
“Bilmiyorum.”
“Tamam.”
Bade şaşırdı.
Tuğrul geri çekildi.
“Hazır olduğunda konuşuruz.”
Bade bir şey söylemek istedi.
Ama söyleyemedi.
Tuğrul kapının kenarından çekildi.
“İçeri gir. Nehir seni bekliyordu.”
Bade başını salladı.
Yanından geçip odaya girdi.
Tuğrul arkasından baktı.
Bir süre sonra koridorda tek başına kaldı.
İlk kez...
Bade'nin yanında olmasına rağmen ona ulaşamadığını hissetti.
---
Nehir'in yanına girdiğinde Bade yüzüne gülümseme yerleştirmeye çalıştı.
Nehir onu görünce hemen doğruldu.
“Bade abla!”
Bade yatağın yanına geldi.
“Günaydın güzel kız.”
“Bugün daha iyiyim.”
“Belli oluyor.”
Nehir gözlerini kıstı.
“Sen iyi misin?”
Bade şaşırdı.
“Ben mi?”
“Evet.”
“İyiyim.”
Nehir birkaç saniye onu inceledi.
“Yalan.”
Bade istemsizce güldü.
“Sen ne ara insanları böyle sorgulamaya başladın?”
“Sen böyle söyleyince kesin bir şey var.”
Bade başını iki yana salladı.
“Bir şey yok.”
Nehir yatağın üzerinde hafifçe gerindi.
“Tuğrul abi de sabah çok sessizdi.”
Bade'nin gülümsemesi kayboldu.
“Neden?”
“Bilmiyorum. Bir şey düşünüyordu.”
Bade cevap vermedi.
Nehir onu izledi.
“Aranız mı bozuldu?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Nehir küçük bir gülümsemeyle,
“İnşallah,” dedi.
Bade yatağın kenarına oturdu.
Nehir'in elini tuttu.
“Sen iyileş de gerisini düşünürüz.”
“Lunaparka gidecek miyiz?”
Bade gülümsedi.
“Tabii.”
“Tuğrul abi de gelecek.”
Bade'nin yüzündeki gülümseme bir anda küçüldü.
Nehir bunu fark etmedi.
“Üçümüz gideceğiz.”
“Bakarız.”
“Hayır. Söz verdin.”
Bade başını salladı.
“Tamam. Söz.”
Ama içinden geçen tek şey şuydu:
Acaba o zamana kadar her şey değişir mi?
---
Öğlene doğru Deniz hastaneye geldi.
Üzerinde askerî kıyafetleri vardı. Elinde de Bade için aldığı küçük bir kahve vardı.
Bade'yi koridorda görünce gülümsedi.
“Sonunda.”
Bade ona sarıldı.
Deniz birkaç saniye arkadaşını inceledi.
Sonra geri çekildi.
“Sen ne yaptın kendine?”
“Ne olmuş?”
“Gözlerinin altına bak.”
“Uyuyamadım.”
“Neden?”
“Öyle.”
Deniz kollarını bağladı.
“Bade.”
“Efendim?”
“Bana ‘öyle’ deme.”
Bade gülümsemeye çalıştı.
“Gerçekten bir şey yok.”
Deniz başını yana eğdi.
“Peki.”
Bade şaşırdı.
Deniz devam etti.
“Şimdi söylemeyeceksen söyleme.”
“Deniz...”
“Ama şunu bil.”
Deniz onun elini tuttu.
“Ben buradayım.”
Bade'nin gözleri doldu.
Deniz onu daha fazla zorlamadı.
Birlikte kantine indiler.
Bir süre sessizce oturdular.
Deniz kahvesinden bir yudum aldı.
“Tuğrul'la mı ilgili?”
Bade'nin eli durdu.
Deniz iç çekti.
“Cevap vermene gerek yok.”
Bade başını eğdi.
“Bilmiyorum.”
“Ne bilmiyorsun?”
“Ne yapacağımı.”
Deniz sessiz kaldı.
Bade kahvesine baktı.
“Her şey güzel gidiyordu.”
“Biliyorum.”
“Gerçekten güzeldi.”
“Biliyorum.”
“İlk defa birinin yanında kendimi bu kadar rahat hissettim.”
Deniz onu dinliyordu.
“Ama sonra...”
Bade'nin sesi titredi.
“Sonra babası benimle konuştu.”
Deniz'in yüzündeki ifade değişti.
“Ne dedi?”
Bade hemen cevap vermedi.
Sanki cümleleri yeniden kurmak bile canını acıtıyordu.
“Benden uzak durmamı istedi.”
Deniz'in kaşları çatıldı.
“Ne?”
“Tuğrul'un hayatını karıştırdığımı söyledi.”
“Sen mi?”
Bade başını salladı.
“Tuğrul'un hayatında benim bilmediğim şeyler olduğunu söyledi.”
Deniz birkaç saniye sessiz kaldı.
“Başka?”
Bade'nin gözleri doldu.
“Tuğrul'un hayatında başka insanların olduğunu ima etti.”
Deniz yavaşça,
“Ne demek ima etti?”
Bade dudaklarını birbirine bastırdı.
“Bana...”
Sesi çıkmadı.
Deniz elini tuttu.
“Bade.”
“Bana ‘Sen kaçıncısın?’ dedi.”
Deniz'in yüzü düştü.
Bade artık kendini tutamadı.
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Bir de ‘Bizim oğlanın hızına yetişilmiyor’ dedi.”
Deniz birkaç saniye ne diyeceğini bilemedi.
Sonra öfkeyle nefes verdi.
“Bade, bu doğru olsa bile—”
Bade hemen sözünü kesti.
“Doğru olsa bile mi?”
Deniz sustu.
Bade başını iki yana salladı.
“Gördün mü? Ben de böyle düşünüyorum işte.”
“Hayır. Yanlış anladın.”
“Ya doğruysa?”
“Ne?”
“Ya Tuğrul gerçekten böyleyse?”
Deniz ona baktı.
“Tuğrul'un nasıl olduğunu sen biliyorsun.”
“Ben de öyle sanıyordum.”
“Bade.”
“Ben babama da güveniyordum.”
Bu cümle Deniz'i susturdu.
Bade gözlerini sildi.
“Babamı düşünmeden duramıyorum.”
Deniz hiçbir şey söylemedi.
“Çocukken ona bakardım ve dünyanın en iyi babası olduğunu düşünürdüm.”
Bade'nin sesi titriyordu.
“Annem için de aynıydı. Onu seviyordu. En azından ben öyle sanıyordum.”
Deniz elini daha sıkı tuttu.
“Sonra bir gün her şey değişti.”
Bade başını eğdi.
“Bir insanı yıllarca tanıdığını sanıyorsun. Sonra bir gün aslında hiç tanımadığını öğreniyorsun.”
Deniz sessizce dinledi.
“Ben Tuğrul'a güvenmek istiyorum.”
“Güven.”
“İstiyorum ama korkuyorum.”
“Bade...”
“Ya o da bir gün değişirse?”
Deniz hemen cevap verdi.
“Tuğrul baban değil.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse?”
Bade gözlerini kapattı.
“Kalbim bilmiyor.”
Deniz'in gözleri doldu.
Bade ağlayarak devam etti.
“Ben ona güvenmek istiyorum Deniz. Gerçekten istiyorum. Ama biri bana ‘sonunda üzülürsün’ dediğinde kafamın içinde babamın yaptıkları dönüyor.”
Deniz hiçbir şey söylemedi.
Bade'nin ağlamasına izin verdi.
“Tuğrul bana iyi davranıyor.”
“Evet.”
“Beni dinliyor.”
“Evet.”
“Bana zaman veriyor.”
“Evet.”
“Beni zorlamıyor.”
Deniz başını salladı.
“Ama bütün bunlar yarın da böyle olacak mı bilmiyorum.”
Deniz bir süre düşündü.
“Bade, geleceği kimse bilmiyor.”
Bade ona baktı.
“Biliyorum.”
“Ama sırf bir şey değişebilir diye bugün sahip olduğun güzel şeyi kendinden uzaklaştırırsan...”
Cümlesini tamamlamadı.
Bade gözlerini sildi.
“Ben ne yapacağımı bilmiyorum.”
“Şimdilik hiçbir şey yapma.”
“Nasıl?”
“Karar verme.”
Bade sustu.
“Ne Tuğrul'dan ayrıl. Ne de kendini ona mecbur hisset.”
Deniz yumuşak bir sesle konuştu.
“Biraz düşün.”
Bade başını salladı.
“Ben sadece korkuyorum.”
“Biliyorum.”
“Ya onu kaybedersem?”
Deniz'in yüzünde hüzünlü bir gülümseme oluştu.
“Bazen insan kaybetmekten korktuğu için elindekini kendisi bırakıyor.”
Bade'nin gözlerinden yeniden yaş geldi.
Deniz ayağa kalkıp ona sarıldı.
Bade hiç düşünmeden arkadaşına sarıldı.
Uzun süre öylece kaldılar.
Bade'nin bütün gece tuttuğu gözyaşları artık durmuyordu.
“Sanırım yine her şeyi mahvedeceğim.”
Deniz saçlarını okşadı.
“Hayır.”
“Ya mahvedersem?”
“Bu kez yalnız değilsin.”
---
Akşamüstü Bade yeniden hastanenin koridoruna çıktığında Tuğrul'u gördü.
Duvara yaslanmış telefonuna bakıyordu.
Bade onu görünce durdu.
Tuğrul da başını kaldırdı.
Göz göze geldiler.
Tuğrul telefonu cebine koydu.
“Bade.”
Bade birkaç adım yaklaştı.
“Ne oldu?”
“Hiç.”
“Bana kızgın mısın?”
Tuğrul başını iki yana salladı.
“Hayır.”
“Dün için...”
“Özür dilemene gerek yok.”
Bade sustu.
Tuğrul ona baktı.
“Hazır olmadığın bir şeyi anlatman için seni zorlamayacağım.”
Bade'nin gözleri doldu.
“Tuğrul...”
“Ben buradayım.”
Bu cümle Bade'nin kalbine dokundu.
Ama aynı anda korkusunu da büyüttü.
Çünkü Tuğrul hâlâ aynıydı.
Hâlâ sakin.
Hâlâ anlayışlı.
Hâlâ onu zorlamıyordu.
Ve Bade artık kendisini sorguluyordu.
Sorun gerçekten Tuğrul muydu?
Yoksa sorun kendi korkuları mıydı?
“Biraz zamana ihtiyacım var,” dedi.
Tuğrul başını salladı.
“Tamam.”
“Bana kızmayacak mısın?”
“Hayır.”
“Neden?”
Tuğrul birkaç saniye sustu.
“Çünkü seni anlamaya çalışıyorum.”
Bade gözlerini kaçırdı.
“Ya anlayamazsan?”
“Anlamam için zaman gerekir.”
Bade ona baktı.
Tuğrul'un gözlerinde öfke yoktu.
Sadece yorgunluk vardı.
Ve belki biraz da kırgınlık.
Bade bunu gördüğünde içi acıdı.
“Ben gitmeliyim.”
“Tamam.”
Bade yürümeye başladı.
Birkaç adım sonra durdu.
Arkasına dönmek istedi.
Dönmedi.
Çünkü dönerse ona sarılmak isteyeceğini biliyordu.
Ve şu anda en çok korktuğu şey buydu.
Birine sarılmak.
Birine yeniden inanmak.
Birine yeniden bağlanmak.
---
Gece olduğunda Bade evine döndü.
Deniz hâlâ onun yanındaydı.
İkisi salonda sessizce oturuyordu.
Bade telefonunu masanın üzerine bıraktı.
Ekran yine yandı.
Tuğrul: İyi geceler.
Bade mesaja baktı.
Bu kez ağlamadı.
Sadece uzun süre ekrana baktı.
Sonra telefonu ters çevirdi.
Deniz bunu gördü.
“Cevap vermeyecek misin?”
Bade başını iki yana salladı.
“Şimdilik.”
Deniz bir şey söylemedi.
Bade pencereye doğru yürüdü.
Dışarıda şehir sessizdi.
Bade camın önünde durdu.
Kendi yansımasına baktı.
Bir zamanlar güvenmekten korkan kız...
Şimdi yeniden aynı korkunun içinde kalmıştı.
Ama bu kez karşısındaki insan babası değildi.
Bunu biliyordu.
Biliyordu ama kalbi hâlâ ikna olmuyordu.
Telefon yeniden titredi.
Bade ekrana bakmadı.
Bir süre sonra titreme durdu.
Ev yeniden sessizliğe büründü.
Deniz yanına geldi.
“Bade.”
“Efendim?”
“Bir gün konuşacaksın onunla.”
Bade başını eğdi.
“Bilmiyorum.”
“Konuşacaksın.”
“Ya çok geç olursa?”
Deniz ona baktı.
“Bazı şeyler için geç olabilir. Ama şu an daha karar vermedin.”
Bade derin bir nefes aldı.
“Ben onu kaybetmek istemiyorum.”
Deniz'in yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.
“Bunu ona söyle.”
Bade gözlerini kapattı.
“Şimdi değil.”
“Tamam.”
Bade pencereye tekrar döndü.
“Şimdi değil.”
Ama o gece yatağına uzandığında, Tuğrul'un yüzü yine gözlerinin önüne geldi.
Ve ilk kez Bade şunu fark etti:
Ondan uzaklaşmak istediği için değil...
Onu kaybetmekten korktuğu için uzaklaşıyordu.
Bazen insanın en büyük korkusu, sevdiği kişiyi kaybetmek değil;
onu kaybetmemek için kendi elleriyle araya mesafe koymaktı.
Bade de tam olarak bunu yapıyordu.
Ve Tuğrul...
Henüz bunun nedenini bilmiyordu.
Bölüm etkileşimi
