29. bölüm · Son Tişört/BAY

2.9

Sude Askm

Keyifli okumalarrrrr

&

Üç ay sonra.

Beyaz ayakkabılarımı giydiğimde, ellerim titriyordu. Aynamın karşısında oturmuş, annemin saçımı düzleştirirken çıkardığı her ses, kalbimin çarpışına eşlik ediyordu.

“Bugün, Zeynep Barış’ın eşi oluyor. Ay Allah’ım… benim küçük kızım!” dedi annem, gözleri dolarak. “Bak şimdi, ağlarsam makyajım akar diyeceğim ama zaten ağlayacağım!”

Ağlamamak için gülmem gerekiyordu, onu da yapabildim.

Kapı tıklandı.

“Girebilir miyim?” dedi Sude, buruk bir gülümsemeyle girdi içeri, bu arada şu küçücük 3 ayda çok şey değişmişti, Sude’nin bile sevgilisi olmuştu.

Kapı tekrar tıklandı.

Bu kez Barış’tı. Tabii beni görmeden.

“Zeynep hazır mı?” diye sordu dışarıdan, sesi titrek.

İçimden bir şey aktı, tüm sinirlerim gevşedi. “Hazırım!” dedim neşeyle ama gözümden yaş süzüldü.

Sonra her şey hızlı gelişti.

Nikah salonu…
Barış’ın bana doğru yürüyüşü…
Yelda’nın ağlarken videoya çekmesi…
Babamın beni zar zor damat tarafına teslim edişi…
Ve…

“Zeynep, Barış’ı eş olarak kabul ediyor musun?”

“Evet,” dedim. En net, en sağlam ses tonumla.

“Barış, Zeynep’i eş olarak kabul ediyor musun?”

“Ben onu zaten ilk günden eşim gibi sevdim. Evet.”

O an, arka sıralardan Sude’nin sesi duyuldu:
“Damat çok konuştu, kırmızı kart!”

Salondaki herkes güldü.

“Peki, şahitlerimiz kabul ediyor mu?” dedi nikah memuru, İrem ve Kerem birbirlerine baktı.

“Kabul edelim mi karıcığım?” dedi Kerem.

“Daha evlenmedik hayatım, düğünümüze daha 2 ay var, ‘evet’ de ve sus.” dedi İrem, Kerem ile aynı anda ‘evet!’ diye bağırdı.

İmzaları attıktan sonra Sude ayağa kalkıp “ayağına bas!” diye bağırınca mecburi bir şekilde ayağına bastım.

Barış yüzünü buruşturdu, “biraz daha hızlı bassaydın şu topuklularla ayağım yerinden çıkıyordu.” dediğinde kahkahalar salonu doldurdu.

“Mecburdum aşkım, Sude komut verdi, dedim omuz silkerek.

Nikah memuru gülümseyerek sözünü tamamladı. “Ben de sizleri karı-koca ilan ediyorum. Artık öpebilirsiniz!”

Barış, “Allah razı olsun,” diyerek usulca eğildi ve alnıma bir öpücük kondurdu. Kalbim o an sanki yeniden atmayı öğrenmişti.

Arka sıradan Berkan’ın sesi yükseldi.
“Bir öpücükle yetinmeyin, biz ikinizi izlemeye geldik!”

“Şuna da bir sevgili bulalım da susturalım artık ya!” dedi İrem, Konfetiler patladı.
Sude, sevgilisi dans ederken topuklu ayakkabısından neredeyse düşüyordu.
İrem telefonla annesini arayıp “gelin olduk anne, yani sayılırım ben de!” diye bağırıyordu.

Barış elimi tuttu, gözümün içine baktı.
“Zeyno… Biz gerçekten evlendik.”

Başımı salladım. “Evet. Ama bu daha başlangıç.”

Dışarı çıktığımızda hava serin, ama içimiz sıcacıktı. Fotoğrafçılar, arkadaşlarımız, ailemiz… herkes bizimleydi.

Tam o sırada sahneden bir müzik yükseldi, İcardi, ‘aşkın olayım.’ açtırmıştı, kahkahalarımı tutamamış ve gülmüştüm, tam bu sırada üzerime koşarak gelen Mete’ye sarıldım.

“İyi öğretmenimsin öğretmenim!” dedi heyecanla, güldüm, Barışı ve beni yanağımızdan öptükten sonra koşarak eski yerine gitti.

Barış koluma girdi, kalabalığın içinden yavaşça yürümeye başladık. İcardi hâlâ sahnede gülerek ritme eşlik ediyordu, Yunus ve Apo abi yanımızdan geçerken bize “Allah bir yastıkta kocatsın!” diye seslendi.

İrem ile Kerem köşede dans ediyordu, Sude ise sevgilisi ile birlikte düğün pastasının etrafında dönüp fotoğraf çektirmeye çalışıyordu.

Tam Barış’a dönüp “Bu gece asla bitmesin istiyorum.” diyecektim ki arkamızdan gelen bir ses bizi durdurdu:

“Pardon! Damat bey! Gelin hanım! Küçük bir ricamız olacak!”

Berkan’dı. Elinde mikrofonla DJ setinin yanına geçmişti, kurnaz bir ifadeyle gülümsüyordu.

Barış elini alnına götürdü, “Yandık…” dedi kısık sesle.

Berkan mikrofonu ağzına götürdü:

“Hazır herkes buradayken… Şu meşhur tanışma hikayenizi duymayan kalmasın diyorum. O ilk kavga? İlk buluşma? Haydi anlatın da gençlere umut olsun!”

Kalabalık alkış kıyamet koptu, herkes merakla bize döndü.

Barış bana bakarak gülümsedi.

“Başlayalım mı, hayatım?” dedi.

Gözlerimi kıstım. “Anlat bakalım Barış bey.”

“Ben bir gün sırf yeni sezon tişörtlerini almak için bir mağazaya gittim, tek bir tişört kalmıştı tabii,” diye başladı Barış, her şeyi bir bir anlattı, biz anlatıyorduk, etrafımızdaki insanlar bizi gülerek izliyordu.

Yabancı oyuncularımız anlamadığı için birkaç arkadaşımızda çeviriyordu, onları izlerken gülmemi tutamamıştım, Ciro etrafta dolanıyordu ve Mertens, Ciroyu fark etmemiş, bizi izlemeye dalmıştı.

Berkan, mikrofona eğildi. “Ve işte çocuklar, bazen bir tişört… bir ömür sürecek bir aşkın bahanesi olabilir.”

Herkes alkışlarken Barış, elimi tuttu ve başını yana eğerek bana baktı.
“İyi ki o tişörtü sen kaptın,” dedi fısıltıyla.
“İyi ki o mağazaya sen girdin,” dedim ben de.

Sonra kalabalığın içinden gelen bir ses daha yankılandı:

“Yeter be! Öp artık şu kızı!”

Tabii ki Sude’ydi.

Ve Barış, gülerek başını sallayıp beni alnımdan öptü, gülmek ve ağlamak karışımı bir yerdeydim, hem ağlıyor hem de gülüyordum.

“Zeyno…” dedi fısıltıyla, ellerim hala ellerindeydi. “Biliyorum, sana hep ‘başlangıç’ dedim ama bugün sana bir de ‘sonsuzluk’ demek istiyorum.”

Yutkundum. Ağzımdan tek kelime çıkmıyordu çünkü içimde kocaman bir fırtına kopuyordu. Gözlerimden yaşlar süzülürken başımı hafifçe salladım.

“Mükemmel bir düğün istememiştim aslında…” dedim, sesi zor çıkararak. “Ama bu an, bu his her şeyin üstünde.”

Sude ise telefonunu tutmuş bizi çekiyordu. “Yarın bütün storylerde bu sahne olacak, haberiniz olsun. TikTok da dahil!”

Barış kahkaha attı. “Zaten çocuklarımıza gösterecek fazla içerik oldu, 50. yaşımızda bile bunlara güleriz.”

Ve ben, hâlâ elini tutarken, “O zamana kadar saçların beyazlasa da, gözlerin aynı bakarsa, her şeye razıyım.” dedim.

&

Arkadaşlar diğer bölüm final🥺

Çok severek başladığım bir seri olmuştu, çokta tatlılardı, çok kaos seven biri olmadığım için kaoslu bir kitap yazmadım açıkçası.

İkisi sürekli fazla tatlıydı çünkü öyle bir vibe verdiler😶🌫️

Neyse öpüyorum❤️❤️