25. bölüm · Son Tişört/BAY
2.5
Keyifli okumalarrrr
&
Barış arabayı bizim sokağa park ettiğinde, midemdeki kelebekler dans etmeyi bırakıp resmen kickboks yapmaya başladı. Ellerimi dizlerimde sıkarken ona yan gözle baktım.
“Çok gerginim,” dedi Barış.
“Ben hallettiysem sen de halledersin aşkım, güveniyorum ben sana.” dediğimde Barış kafasını salladı.
Arabadan inip, siteye girdik.
Kapıyı annem açtı. Annem her zamanki gibi zarif ama ciddi duruyordu. Gözleri direkt Barış’a kaydı. “Hoş geldin,” dedi ama ses tonu “hoş geldin mi bakalım?” arasındaydı.
“Merhaba Tuğba Hanım, nasılsınız?” dedi Barış kibarca. Elini uzattı. Annem sıktı ama uzun sürmedi.
İçeri girdik. Babam, Hüseyin, koltuğa yayılmış gibi dursa da gözleri ok gibi Barış’a saplandı. Sessizce oturduk, ilk dakikalar çatal-bıçak sesleriyle doluydu.
“Futbolcuymuşsun,” dedi babam aniden. Diliyle kelimeyi tartar gibiydi.
Barış başını eğdi hafifçe. “Evet, Galatasaray’da oynuyorum.”
“Biliyoruz herhalde. Kolay iş.” dediğinde gözlerimi kocaman açıp babama döndüm.
Ben hemen lafa karıştım. “Baba…”
Barış durdurdu beni eliyle. “Aslında kolay değil. Haftada altı gün antrenman, kamp dönemleri, sakatlık riski, binlerce kişinin önünde hata yapmama baskısı… kolay gibi görünse de epey emek isteyen bir meslek.”
Babam gözlerini kıstı. kollarını göğsünde birleştirdi. “Gol atmak kolay mı oluyor?”
Barış bir an durdu, sonra ciddi bir yüz ifadesiyle cevapladı. “Vallahi Hüseyin Bey, bazen top bana çarpıp gol oluyor, bazen altı pastan dışarı atıyorum. Yani kolay gibi ama sinir bozucu.”
“İyi,” dedi babam. “Üzecek misin kızımı?”
“Yok üzmem efendim, asla.” dedi ve gülümsedi Barış, onun bu halini görmek çok komikti.
“Üzersen ben de seni üzmüş olurum zaten aslan parçası.” dedi babam çorbasından bir kaşık daha alırken.
“Baba!” dedim tekrardan.
Annem konuştu. “Hüseyin abartma artık sende.” dedi düz bir sesle.
&
“Baba bu ne şimdi ya, sınav mı yapıyorsun çocuğu?” dedim masaya koyduğu kağıdı incelerken, üzerinde kocaman ‘kızımla evlenme şartları.’ yazıyordu.
Babam omuzlarını silkti. “Yok kızım, sınav değil bu, protokol.”
Barış gülümsedi, ama gerginliği elinde çay bardağını döndürüşünden belliydi. “İlk defa sınavsız protokol görüyorum,” dedi fısıltı gibi bir sesle.
Babam kulak kesilmiş gibi kafasını eğdi, “Ne dedin evlat?”
Barış gözlerini büyütüp hemen toparlandı. “Çok… mantıklı dedim efendim. Protokol gerekli tabii.”
“Soru 1,” diye başladı babam, kalemini eline aldı ve kağıda ciddi ciddi bakarak devam etti: “Akşam 7’den sonra Zeynep’in canı dondurma çekerse ne yaparsın?”
Barış bir an bozuldu mu bozmadı mı anlayamadım, ama hemen toparlandı. “Efendim, en yakın dondurmacıya koşar, gerekirse kuryelik yaparım.”
Babam kafasını salladı. “Güzel. Romantik artı puan.” Yanına minik bir tik attı kalemle. “Soru 2: Zeynep sinirlendiğinde sessizleşir. Bu durumda ne yapacaksın?”
Barış güldü. “kıyamaz bana o, ben özür dilediğim anda barışır benimle.” deyip bana baktı ve gülümsedi.
“Ya seni yeri-“
“Ben seni bir yerim şimdi Zeynep!” dedi babam bana bakarak, yavaşça geri çekildim, annemle göz göze geldiğimde gülmemek için zor tuttuğunu görmüştüm kendini, Babam ciddiyetini bozmadı. “Bunlar yazıyor mu bir yerden?”
Barış hemen iki elini kaldırdı. “Yemin ederim doğaçlama efendim!”
Babam gözlüğünü düzeltti, “Soru 3: Pazar sabahı Zeynep dizi izlemek istiyor, ama sen derbi izliyorsun. Kimi seçersin?”
Barış bir saniye düşündü, sonra sırıttı. “Televizyonu ikiye böleriz, efendim.”
Babam durdu, yüzü karışık gibiydi. Sonra güldü. “Fena değil. Ama en ideal cevap: Diziyi birlikte izleyip, derbi özetini sonra YouTube’dan açmak olacaktı.”
Barış ellerini iki yana açtı. “Yeni cevap! Onu alıyorum.”
Ben neredeyse çayımı üstüme dökecektim gülmekten. “Baba yeter ama ya, çocuk zaten senin ‘mülakatını’ geçti!”
Babam ciddiyetle kağıdı katladı, pantolon cebine koydu. “Olur da evlenirseniz, bu sözlerin hepsini nikah memuruna sunacağım. Şahitli sözleşme bu.”
Barış dönüp bana fısıldadı. “Bu sınavı geçtim mi Zeynep Hanım?”
“Geçtin canım, hem de pekiyiyle.”
Barış hafif eğilerek bir selam verdi. “O zaman sözlüden de yüz alırım artık.”
“Ay yeter, çocuk çayını içemedi, rahat bırakın artık!” dedi annem bize bakarak.
“Ailemize hoş geldin o zaman delikanlı.” dedi babam Barış’a bakarak, Barış kafasını eğdi ve gülümsedi.
“Hoş buldum efendim.”
“İlerideki çocuğunu mu daha çok seversin yoksa karını mı?” babamın sorduğu ani soruyla kaşlarımı çattım.
“Hüseyin yeter demiştik ama!” dedi annem elini alnına koyup.
“Buna cevap vermesi lazım.” dedi babam,
Barış bir an duraksadı, gözleri önce bana, sonra babama gitti. Çay bardağını elinde çevirdi, bir iki saniye düşündü, sonra kendinden emin bir şekilde konuştu:
“Bence çocuğunu seven her adam önce annesini sever.”
Annem olduğu yerden “Ayy!” diye bir ses çıkardı, sanki gönlünü fethetmişti o cümleyle. Ben ağzımı açık bırakmış, Barış’a bakıyordum.
Babam yüzünü buruşturdu ama gözlerinde bir gülümseme kıpırtısı vardı. “Fena kaçmadın.”
“Ben kaçmam efendim,” dedi Barış, sanki gerçekten bir sınavdan geçiyormuş gibi.
&
Çok güzel bir bölümdü, acayip içime sindi, Niyeyse gerçekten hayal edip duygusallaştım😇
