26. bölüm · Son Tişört/BAY
2.6
Keyifli okumalarrrrr
&
İrem, Kerem, Barış ve ben bir restorana yemek yemeye gelmiştik, sohbet ediyorduk, bir yandan yemek yerken diğer yandan gülüyordum.
Kerem tam bir şey anlatıyordu ki, ağzındaki lokma ile konuşmaya çalışınca İrem suratını buruşturdu. “Ya Kerem! Ağzında yemek varken konuşma!” dedi. Kerem hemen yutkunup gözlerini devirdi.
“İyi de, komik yeriydi orası!” dedi savunmaya geçerek, sonra Barış’a döndü. “Sen söyle Barış, değil miydi?”
Barış kafasını sallayıp güldü. “Komikti ama İrem haklı, az daha pilavı karşıya fırlatıyordun anlatırken.”
“Bulaşmayın çocuğa, anı anlatıyordu şurada!” dedim.
O sırada garson tatlı menüsünü getirdi. Barış bir anda menüye değil bana bakarak, “Sence bu akşam en tatlı şey menüde mi yoksa karşımdaki mi?” dedi.
İrem kahkaha attı. “Of bu kadar romantizm midemi ağrıttı!”
Kerem ise bozulmuş gibi yaptı. “Bana biri neden böyle şeyler demiyor?”
İrem gülümsedi. “Çünkü bunu benim değil senin yapman gerekiyor aptal sevgilim!” dedi.
Ben tekrar gülmeye başlarken arkamızdan gelen sesle duraksadım. “Barış!”
Arkamı dönüp baktığımda kumral, sarı saçlı bir kızın şaşkınca Barış’a baktığını gördüm.
Barış’ın yüzü bir anda ciddileşti. Gözlerini kısıp gelen kıza baktı, sonra çatalını tabağa bıraktı. “Selin?” dedi neredeyse tereddütle.
Kızın yüzü aydınlandı. “Gerçekten sen misin ya! Yıllar oldu, seni burada görmek… inanılmaz!”
İrem ve Kerem’in bakışları bir anda bana kaydı, ben ise Barış’ın suratına bakıyordum, sessizce. Barış hafif gülümsedi, sonra bana dönüp elimi tuttu. “Zeynep, bu lise arkadaşım Selin. Selin, kız arkadaşım Zeynep.”
Selin’in gülümsemesi hafif dondu ama toparladı hemen. “Ne güzel… çok memnun oldum.” deyip bana doğru uzandı. Tokalaştık ama gözleri hâlâ Barış’taydı. “Ayrı zamanda eski flörtüydüm, Barış söylemeyi unuttu sanırım.” dedi büyük bir ciddiyetle.
Yavaşça kasıldım ve gözlerimi kıza diktim.
Kerem boğazını temizledi. “Ee Selin, burda mı yaşıyorsun hâlâ?”
“Yok,” dedi Selin gözlerini Barış’tan ayırmadan. “Yurtdışındaydım. Yeni döndüm. Sizi böyle görünce… nostalji gibi oldu.”
İrem hafifçe kaşlarını kaldırarak bana fısıldadı: “Kız resmen ‘acaba hâlâ şansım var mı’ diye yokluyor.”
“O tren kalktı, İrem.”
Barış usulca araya girdi. “İstersen biz yemeğimize devam edelim Selin, başka zaman uzun uzun konuşuruz.”
Selin birkaç saniye sessiz kaldı, sonra başını salladı. “Tamam, çok sevindim seni gördüğüme Barış. Her şey güzel olsun.”
Gülümsedi, ama gözlerindeki kırgınlığı anlamamak mümkün değildi. Ardından uzaklaştı.
Barış tekrar bana döndü. “Kusura bakma aşkım, hiç beklemiyordum böyle bir karşılaşmayı.”
“Daha sonra uzun uzun konuş sen Selininle Alper bey.” dedim tüm ciddiyetimle, sinirlendiğimde ona ‘Alper’ derdim ve o da sinirlendiğimi hemen anlardı, bu yüzden hemen kaşlarını çattı.
“Sevgilim, ben mi dedim kıza gel selam ver diye, saçmalıyorsun şu an.”
Barış’ın sesi biraz yükselmişti ama hâlâ kontrol altındaydı, sinirini bastırmaya çalışıyordu. “Bana Alper deme Zeynep, çünkü sen böyle deyince hep uzaklaşıyormuşsun gibi hissediyorum.”
Bakışlarımı ondan kaçırdım, çatalımla tabağımdaki yemeği dürterken bir şey demedim. Sessizlik birkaç saniyeliğine masaya çöktü.
İrem boğazını temizledi. “Tatlı gelsin mi?” dedi, gerginliği dağıtmak istercesine, ama sesi biraz yüksekti sanki, garsonun duymasını istiyordu.
Kerem de hemen atladı. “Aynen aynen, bence Barış’a bol fıstıklı bir şey getirin, morali yerine gelsin.” Barış derin bir nefes aldı. Sonra bana biraz daha yaklaştı, sesi düşüktü ama kararlıydı. “Zeynep, bak, geçmişin çıkıp gelmesini ben de istemezdim ama oldu. Şu an ne sen onunla ne de ben. Ben seninleyim, hep seninleyim. Bir daha karşımıza çıkarsa da, elimi daha sıkı tutarsın olur biter.”
Kafamı hafifçe ona çevirdim, o an yüzüme bakışını yakaladım. Gözlerinde yalan yoktu, sadece benim kırıldığımı görüp bunu toparlamaya çalışan biri vardı. Hafifçe başımı salladım.
“Sadece biraz hazırlıksız yakalandım. Herkesin gözü bizde zaten, şimdi bir de eski flört gözüktü, biraz kıskandım yani. Suç mu?” dedim burun kıvırarak.
Barış sırıttı. “Yok değil. Kıskanman hoşuma bile gidiyor.”
İrem gözlerini devirdi. “Ayy tamam yeter. Biz yemeğe geldik, dizi setine değil!”
Tam o sırada garson tatlıları getirdi, ortam yavaş yavaş yumuşarken Barış fısıldadı:
“Bu arada… eve gidince Selin’le yaşanan ne varsa sana detaylı anlatacağım. Kafanda soru kalmasın.”
Ona baktım, bu sefer gerçekten gülümsedim. “Yani Alper beyi affetsem mi ne?”
Barış güldü.
&
“Oha ama ya!”
Instagram ve Twitter çalkalanıyordu resmen, delirmek üzerdeydim, biz dün mekandan çıkarken Barış arkamızda kalmıştı ve bu arada Selin ile fotoğraf çekinmiş.
Selin de Twitter’a bu fotoğrafı paylaşarak “bazen biri gider, biri gelir, ama bazıları gerçekten gitmez.” yazmıştı.
Asıl sinirimi bozan konu, Barış bu kızla niye fotoğraf çekilmişti?
“Sakin olmalısın bence.” dedi Sude, elindeki kahveyi bana uzatarak. “Sen sinirlenince ekrana gözlerini dikip birini yakacakmışsın gibi bakıyorsun, korkuyorum.”
“Birini yakasım var zaten!” dedim ve telefonu tekrar elime alıp fotoğrafa zoom yaptım. “Barış resmen gülüyor. Gülüyor yani!”
“Belki öyle denk gelmiştir, kız zorla çekmiştir?” dedi Sude.
Tam o anda telefonuma bir mesaj geldi.
Barış: “Aşkım gördüm, şimdi arayacağım, lütfen bekle.”
Sude mesajı gördü, göz ucuyla baktı. “Bak işte, açıklayacak. Belki gerçekten… yanlış anladın?”
Telefonum çalmaya başladı. Barış arıyordu.
“Barış Alper Yılmaz,” dedim açar açmaz, sakin ama tehditkâr bir tonda. “O kızla ne işin vardı?”
Barış’ın sesi sakin ama ciddi geldi.
“Zeynep, lütfen bana bir şans ver de açıklayayım. Fotoğrafı çekerken sen restorandan çıkmıştın, ben hesabı öderken kız karşıma geçti, ‘Bir fotoğraf çekinebilir miyiz?’ dedi. Hayır desem olay çıkacaktı, evet dedim ama bu paylaşımı yapacağını tahmin etmedim.”
Bir an sessiz kaldım. “Sen bana niye söylemedin? Dün gece hiç bahsetmedin!”
“Çünkü senin canını sıkmak istemedim,” dedi içten bir sesle. “Gereksiz bir detaydı ama şimdi anlıyorum ki bu ‘gereksiz detaylar’ bazen yangın çıkarıyor.”
Kızgınlığımın yerini bir kararsızlık aldı. İçimde hâlâ öfke vardı ama bir yanım da onu dinlemek istiyordu.
“Benden bir şey saklama Barış. İkimiz de göz önündeyiz, eski flörtlerin magazin malzemesi olacaksa bunu birlikte göğüsleriz ama saklama!” dedim.
“Anlaştık,” dedi. “Akşama gel, konuşalım.”
“Gel bakalım Alper gel, eceline gel.” dedim ve telefonu Barış’ın yüzüne kapattım, Sude güldü.
&
Akşam olmuştu.
Barış’ın evinin önünde arabamdan indim. Aynaya baktım, kızgın ama şık görünüyordum. Kendime son bir kez “sakin kal” diyerek kapıyı çaldım.
Kapı açıldı.
Barış karşımdaki haliyle, gri bir tişört ve eşofmanla, sanki “Ben masumum” kostümüne bürünmüştü.
“Hoş geldin aşkım,” dedi yavaşça.
Ellerimi belime koydum. “O fotoğraf için yalan söylemeye falan kalkma, savunman çok güçlü olsun.”
“İçeri gir önce. Yoksa komşular senin beni dövdüğünü sanacak.”
İçeri girdim, ayakkabılarımı çıkartırken, “Zaten dövesim var ama neyse,” diye mırıldandım.
Barış mutfağa doğru yürüdü, “Sana sakinleşmen için tarçınlı süt yaptım.”
“Sen kendini affettirmek için büyü yapmışsın Alper, tarçınlı süt mü?” dedim gülerek ama hâlâ ciddi bir tonla.
Barış yanıma geldi, sütü uzattı. “Şimdi otur. Her şeyi anlatacağım. Ve dürüst olacağıma yemin ederim.”
Sütü alıp koltuğa oturdum. “Dinliyorum. Son şansın olabilir Barış Alper.”
“Güzelim, sen çıktıktan sonra ben peşinden geliyordum ya, kız ‘en azından fotoğraf çekilelim, söz bir daha yaklaşmam yanına.’ dedi, sence ben seni kaybedecek bişey yapar mıyım?”
“Diyorsun?”
“Diyorum, hem sen bana güvenmiyor musun?” söylediği şeyle kaşlarımı çatıp, Barış’ın üzerine atladım, Barış son anda beni belimden tuttu ve düşmemi engelledi.
“Biraz aksiyon olsun diye şey ettim.” dedim, Barış güldü ve alnıma bir öpücük kondurdu.
&
2 saat önce 25.şampiyonluğumuzu ilan ettik, her şey çok güzel gidiyor. Diğer bölüm bununla ilgili olacak, çok az kaldı…🥹
