15. bölüm · Son Tişört/BAY

1.5

Sude Askm

Keyifli okumalarrr

&

Gözlerimi açtığımda Portekiz sabahının serinliği pencerenin aralığından odaya sızmıştı. Perdeden sızan ışık yavaş yavaş yatağın ucuna vuruyordu. Henüz uyanmamış olmam gereken bir saatti ama içeriden gelen fısıltılar uykumu kaçırmıştı.

Salona doğru yürüdüm. Barış, Kerem ve İrem ayaktaydılar, sessizce hazırlanıyorlardı.

“Günaydın,” dedim sesi çıkmayan boğazımla.

Barış hemen başını çevirdi. “Uyandırdık mı?” diye sordu hafif bir suçlulukla.

İrem bana yanaştı. “Yok be, seni almadan gidemezdik zaten. Hadi denize gidiyoruz.”

“Bu saatte?” dedim kaşlarımı kaldırarak.

“Sabah denizi, en güzeli,” dedi Kerem. “Hem insanın içini açıyor.”

Hafifçe gülümsedim ve birkaç dakika içinde üstümü giyip dışarı çıktık. Yaz sabahının o hafif serinliği üzerimizdeydi ama güneşin varlığı belli oluyordu. Sokaklar sakindi, kuş sesleri eşlik ediyordu adımlarımıza.

Sahile vardığımızda, deniz çok güzel gözüküyordu, Sessiz, duru, sanki tüm şehir henüz uyanmamıştı. Ayakkabılarımızı çıkarıp kumlara bastık.

İrem, Kerem’in koluna girmişti, fısıltıyla bir şeyler söylüyorlardı. Barış yanımda yürüyordu ama sessizdi.

“Deniz güzel değil mi?” dedim sohbet açmaya çalışarak, Barış’ın bakışları bana döndü.

“Öyle” dedi ve bakışlarını denize çevirdi, İrem ve Kerem’e baktığımda Birbirlerini denize itmeye çalışıyorlardı.

Bakışlarımı tekrar Barış’a çevirdim.

“Böyle sessiz olunca seni düşündüğümden daha fazla merak ediyorum,” dedim, sesi çok yükseltmeden. “Bir şey mi var?”

Barış başını eğdi, sonra bana döndü. “Hayır, sadece bilmiyorum. Bazen ne konuşacağımı bilemiyorum.”

Tam bir şey diyecektim ki bir çığlıkla irkildik. İrem, Kerem’in elinden kurtulup denize kaçmış, suyun içine doğru koşarken kahkahalar atıyordu. Kerem de peşinden gitmişti.

“İkisi de çocuk gibi,” dedim gülümseyerek. Barış da gülümsedi, bu sefer daha içten bir şekilde.

“O anı yaşıyorlar,” dedi. “Belki de biz biraz fazla düşünüyoruz.”

O anda ona döndüm, kumlara oturdum. O da yanımda durdu bir süre, sonra usulca yere oturdu.

“Bende anı yaşamak istiyorum Barış” diye mırıldandım fakat bu sefer ona bakmadım, Barış’ın bakışlarını üzerimde hissediyordum.

“Anı mı yaşamak istiyorsun?” Bişey dememe izin vermeden ayağa kalkıp aniden beni kucağına aldı.

“Barış ne yapıyorsun?!” diye çığlık attım ama sesimdeki kahkahayı bastıramamıştım. Kumlar ayaklarımdan kayarken bir anda havalanmakla kalmamış, kollarında savrulmuştum.

“Anı yaşıyoruz işte,” dedi dudaklarının kenarında beliren o tanıdık sırıtmayla. “Biraz suya girmenin vakti gelmedi mi sence de?”

“Barış, sakın!” dediğim anda beni suya doğru götürmeye başladı. Çırpınsam da faydasızdı, kahkahalarım rüzgâra karışırken kıyıya birkaç adım kalmıştı bile.

“Barış, gerçekten bak, yapma-“ derken beni usulca yere bıraktı ama elleri hâlâ belimdeydi.

Yüzüme baktı, bir şey söylemeden.

Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu, suyun serinliği ayak parmaklarıma dokunuyordu.

“Suya girmeden de anı yaşayabiliriz belki,” dedim fısıltıyla, yüzüne bakarak.

Barış bir elini saçlarımda gezdirdi, gülümsedim ve onun yüzünü inceledim, ilk defa gerçek anlamda bu kadar yakındık.

“Ya Kerem itip durmasana, boğacağım şimdi seni şurada!” diye bağırdı İrem tam o anda, bütün romantikliğimizin içine sıçan o ikili.

Derin bir iç çekerek gözlerimi Barıştan çekip onlara baktım.

Barış hafifçe güldü, alnını benim alnıma yasladı bir anlığına. “Bizimkiler sağ olsun, romantizmi uzun yaşatmazlar,” diye mırıldandı.

“Alıştık artık,” dedim gülerek, sonra sesimi yükselttim. “İrem! Lütfen birbirinizi boğmadan gelin artık, burası savaş alanı gibi oldu!”

“Sen de o aşk kokan ortamdan bir çık artık, denize gireceğiz,” dedi İrem, saçlarını toplayarak yanımıza geldi. Kerem de arkasından geldi, üstü başı sırılsıklam olmuştu.

“Barış yüzünden girmemiş olabilirsin ama ben seni kesin suya atarım Zeynep,” dedi Kerem, gözlerini kısıp bana bakarak.

“Kerem yaklaşma. Ciddiyim,” dedim ve geri geri kaçarken Barış da gülmeye başladı.

“Ben seni korurum,” dedi Barış, arkamda durup kollarını omuzlarımın önünden sardı.

“Ooo, romantik koruma paketi,” diye mırıldandı İrem alayla, göz kırptıktan sonra Kerem’i yakalayıp denize çekmeye başladı.

“Ne salak bir ikili oldu bunlar” dedim ve Barış’ın önüne geçtim, Barış gülümsedi ve kollarını tekrar belime sardı.

“Ya yeter artık gelin!” diye bağırdı İrem, Barış zoraki bir şekilde benden ayrılırken güldüm ve onun koluna girdim.

Beraber yavaşça denize girdik. “Soğuk” diye mırıldandım.

Barış gülerek “Alışırsın” dedi ve bir anda avuç dolusu suyu yüzüme sıçrattı.

Çığlık attım, ellerimi yüzüme götürüp geri çekildim. “Barış! Delirdin mi sen?!”

Ben de intikamımı almak için suya eğildim ve benzer şekilde ona su sıçrattım. Birkaç dakika boyunca suda çocuk gibi kavga ettik; kahkahalarımız, dalgaların arasında yankılandı.

Kerem’le İrem çoktan suyun içinde kendi hallerinde eğleniyorlardı, ara sıra bize bakıp gülüyorlardı.

Bir süre sonra İrem ve Kerem ikilisinin yanındaydık, ben etrafa bakarken aniden kafamın denize sokulmasıyla çırpındım ve kafamı sudan çıkardım, bu kişi tabii ki Kerem’di.

Barış hafifçe yanağımı okşadı. “İyi misin?”

“Bilmiyorum. Ruhum ıslak şu an,” dedim dramatik bir sesle.

İrem gözlerini devirdi. “Çok romantiksiniz, vallahi bayılacağım şimdi.”

“Bayılmadan önce su savaşı başlatıyorum!” diye bağırdı Kerem ve hepimizin üzerine su sıçratmaya başladı.

Barış bana döndü, “Hedef Kerem mi?”

“Hedef Kerem,” dedim kararlı bir şekilde.

İttifak kurmuştuk. Barış’la birlikte Kerem’in üzerine yürüdük. Kerem panikledi, “Yalnızlık Allah’a mahsus!” diye bağırıp İrem’in arkasına saklandı.

İrem elleriyle bizi durdurmaya çalıştı. “Hayır hayır, beni karıştırmayın! Ben sadece seyirciyim!”

&

Akşam hepimiz yine Kerem’in bahçesinde oturuyorduk, geldiğimiz gibi duşumuzu almıştık, hatta o kadar yorulmuştuk ki uyumuştuk.

Şimdi ise daha yeni uyanmış, oturuyorduk.

İrem koltuğa çapraz oturmuş, elindeki fincandan yudum alıyordu. Kerem tam karşısında, onu izliyordu. Aralarında küçük küçük fısıldaşmalar oluyordu ama hiç konuşmuyormuş gibi yapıyorlardı. Gülümsedim.

Barış hemen yanımdaydı, sessizdi. Ateşin kenarına küçük bir battaniye bırakmıştı, ben fark etmeden usulca üzerime örttü.

“Üşüyorsun,” dedi sadece, sesi yumuşaktı.

Başımı hafifçe çevirip ona baktım. “Teşekkür ederim.”

İrem bir anda “Tatildeyiz, hadi marshmallow falan yapalım,” dedi, bir neşeyle ayağa kalktı.

“Sen şehir dışına değil, ortaokula pikniğe gelmiş gibisin,” dedi Kerem gülerek.

Barış hafifçe yana kaydı, omzuma dokundu. “Ama fena fikir değil ha, biz de ateşin başında oturalım mı birazdan?”

“Olur,” dedim sadece.

&

Keremle İrem ikilisi çok salak değil mi? Çok tatlılar😍😍