3. bölüm · Son Tişört/BAY
0.3
Uzun bir bölümle geldim, keyifli okumalarr
&
Sabah kalktığım gibi kendime Türk kahvesi yaptım ve saat daha erken olduğu için sadece pencereden dışarıyı izleyerek kahvemi içtim, kahvem bittikten hemen sonra ise odama geri gittim.
Altıma siyah bir İspanyol paça giydim, üzerime ise sade bir sweatshirt geçirip saçlarımı taradıktan sonra kıskaçlı tokayla tutturup, hafif bir makyaj yaptım.
Çantamı koluma taktıktan sonra evden çıktım ve arabama bindim…
***
Çocuklarla 3.dersimdeydim. İlk dersimizde yemeklerini yedikten sonra boyama yapmışlardı, sonrasında ise stajyer öğrencim çocuklarda ilgilenmişti
“Herkes yanındakinin elini tutsun, bahçeye çıkıyoruz!” diye bağırdım, bağırmasaydım beni kesinlikle dinlemeyeceklerdi.
Bahçeye çıktıktan birkaç dakika sonra, ne kadar çok fazla koşmamaları için bağırsam da nafile, koşturup Birbirlerini itiyorlardı.
“Zeynep öğretmenim!” koşarak gelen Elif ile gülerek Elif’e sarıldım. “Biliyor musun beni bugün arabayla annem bıraktı.”
Şaşırmış gibi yaptım. “Öyle mi?”
Tam o sırada Ekim’in sesiyle bakışlarımı Eliften çektim. “Hocam, Mete düştü!” diye bağırdığında korkarak ayağa kalktım
Yanına gittiğimde ise çenesinde kocaman bir yarık vardı ve ağlayarak ayağını tutuyordu.
***
Hastaneye geleli 20 dakika olmuştu, Mete’nin yanında ona sarılarak oturuyordum, annesi ve babasına haber vermiştim fakat gelemeyeceklerini açıkça belirtmişlerdi, ikisininde işi yoğun olabilirdi ama kim çocuğunu yalnız bırakırdı ki?
Daha doğrusu annesi Barışı göndereceğini söylemişti.
“Annem niye gelmedi? Beni niye tek bıraktı?” dedi Mete kollarını bana sararken, onu rahatlatmak için gülümsedim.
“Çünkü anne ve baba bu aralar biraz meşgulmüş bebeğim, ama inan bana onlar senin yanına gelmek çok isterdi.” dedim gülümseyerek, o ise hiçbir şey demeden birkaç saniye sadece bana bakmıştı, eğer ona baksaydım ağlayacaktı, bu yüzden onunla çok fazla ilgilenmiyormuş gibi etrafı inceledim.
“Ben en çok dayımı seviyorum zaten” diye mırıldandı.
“Senin çenen acımıyor mu konuşurken?” dedim kaşlarımı çatarak, Mete güler gibi yaptı.
“Öğretmenim, doktor abiler pansuman yaptı ya, azıcık acıyor.” Onu taklit eder gibi ben de güldüm, kapının açılmasıyla ve Barışı görmemle Mete’nin yanından kalktım.
Barış bana bakmadan koşar adımlarla Mete’nin yanına oturdu ve sıkıca sarıldı, “İyi misin Mete’m, çok korkuttun beni.” dedi geri çekilirken
“Çenesinde yara var, ayağında herhangi bir kırık yok, sadece acıdığını söylüyo-“ sözüm yarıda kesilince sustum
“Sana sormadım.” dedi düz bir sesle, bakışlarımız buluştuğunda yutkundum ve başka bir yöne baktım
“Sadece açıklama yapmak istedim Barış bey” dedim, ona bakmak istemiyordum çünkü bakışları gerçekten beni korkutuyordu ama konuştuğum için gözlerimi tekrardan ona çevirdim
“Yapma açıklama falan, bu çocuk düşerken sen neredeydin acaba?” dedi, Mete’nin yanından kalkıp karşıma geçtiğinde gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum
“Defalarca durmalarını söylememe rağmen durmadılar, çocuk bunlar farkındaysanız, eğer çok biliyorsanız buyurun gelin bir günde siz anaokulu öğretmenliği yapın.” Bu sefer benim sesim soğuk ve sinir bozucu çıkmıştı, Mete hiçbir şey demeden sadece bizi izliyordu
“Emin ol hiç eğitim almamama rağmen sizden daha iyi bir öğretmen olurum” söylediği şeyle resmen beynime kan gitmemişti, bu adam kendini bilmez egolunun biriydi resmen!
“Öyle mi Barış bey? İyi peki madem, herhangi bir gün sizi sınıfıma davet ediyorum, bakalım gerçekten eğitim almamanıza rağmen iyi öğretmenlik yapabilecek misiniz?” Barış bişey söyleyecek gibi olmuştu ama sustu
“Öğretmenimin bir suçu yok dayı, o bizi çok uyardı ama biz durmadık, sonra da düştüm işte” yaşına göre Barıştan daha mantıklı konuşuyordu bu çocuk, gerçi öğretmeni bile bendim, normaldi.
Telefonumun çalmasıyla hiçbir şey demeden telefonumu aldım ve kapıdan çıkıp, duvara yaslanıp telefonu kulağıma götürdüm
“Efendim İrem” dedim
“Neredesin sen hâlâ? Dersinin bittiğini sanıyordum, akşam maç izlemeye gideceğiz Zeynep, erken gelmeye çalış eve”
dedi, koca bir iç çektim
“Akşam maça falan gelmiyorum ben” dedim, kısa bir sessizlik oldu çünkü Hergün kızları ‘boş bir gün bulun ve maç izlemeye gidelim’ diye darlardım
“Anaokulu çıkışı içmeye gidiyor herhalde, yeni aktivite.”
Arkadan gelen sesin Sude olduğunu anladığımda sessizce güldüm
“Aynen geri zekalı,” dedim. “Maç izleyecek yüzüm kalmadı, öğrencimin velisi beni biraz azarladı da” diye söylendiğimde, arkamdan kısık bir sesle gelen gülme sesiyle duraksadım
Arkama dönüp beni dinleyen Barış ile göz göze geldiğimde konuştum “kızlar ben sizi arayacağım.” deyip cevaplarını beklemeden telefonu kapattım
“Demek öğrencinin velisi seni azarlamış” dedi dalga geçer gibi
“Azarlamadınız mı?” dedim, bu sefer yüzündeki o saçma gülümseme gitti
“Mete benim için çok önemli öğretmen hanım, o yüzden bu kadar sert çıkıştım, normalde böyle biri değilim, kimseye bağıracak biri değilim ben” aslında haklıydı, herkes böyle bir tepki verirdi sanırım
“Haklısınız” dedim, hayır değildi ama öyleydi de.
“Barıştıysak bence anaokulu öğretmeni olma işi hâlâ geçerlidir” söylediği şeyle güldüm, o da yüzüne bir gülümseme yerleştirmişti
“Geçerli”
“O zaman maça da geliyorsun?”
“Geliyorum”
“Numaranı alabilir miyim? Yanlış anlama, Mete için” dediğinde kafamı salladım.
***
Yazmaya üşendim ya😛😛
Neyse öpüyorummm
