14. bölüm · Son Tişört/BAY
1.4
Keyifli okumalarrr
&
Portekiz’e varışımızın ilk günüydü, İrem zorla beni ikna etmişti, hazır 1 haftalık tatile de girmişken keremi görmek istediğini ve onu özlediğini söyleyince mecburi bir şekilde gelmiştik buraya.
Sude gelmek istemediğini söyleyince bizde zorlamamıştık onu, Kerem’in evindeydik şu an, buraya varalı neredeyse 4 saat anca olmuştu, akşam olduğu için Kerem’in evinin bahçesinde oturuyorduk.
Akşamüstüydü, rüzgar saçlarımı dağıtıyordu. Bahçedeki salıncağa oturmuş, çiçeklerle çevrili duvarlara bakıyordum. Kerem mutfakta bir şeylerle uğraşıyor, İrem de üstünü değiştirmek için içeri geçmişti. bu sessizlikte istemsizce aklıma Barış geldi. Kaç gündür konuşmamıştık. Hâlâ aramamıştı. Hâlâ bir açıklama yapmamıştı.
Ama buraya gelmeden önce Sude’nin söylediği şey kulaklarımda çınlıyordu:
“Bazı şeyler, uzaklaşmadan anlaşılmaz Zeynep.”
Derin bir nefes aldım.
Tam o anda evin giriş kapısı açıldı. İçeriden Kerem’in sesi yükseldi:
“İrem! Sana bir sürprizim var!”
Sürpriz mi?
Başımı salıncaktan kaldırdım, evin girişine doğru göz ucuyla baktım. Henüz kim olduğunu görememiştim ama içimde küçük bir kıpırtı belirmişti.
İrem odadan çıkıp Kerem’in yanına koşarken ben olduğum yerde kaldım. İçeri girmeyecektim. Gerek yoktu.
Kerem’in ‘sürpriz’ dediği şeyi umursamadım ve kafamı salıncağın demirine yasladım, büyük ihtimalle sürpriz dedikleri şey pasta falandı.
Bahçeye hafif bir kahkaha yayıldı. Kerem’le İrem’in sesi. Birbirlerine fısıldıyor gibilerdi ama kelimeler rüzgârla dağılıyordu. Umursamadım.
“Zeynep!” diye seslendi İrem, sesinde abartılı bir neşe vardı. “Gel bir dakika!”
Gözlerimi araladım ama yerimden kıpırdamadım. “Ne var?” diye seslendim olduğum yerden.
“Gel bir şey göstereceğim!”
İç çektim. Kesin İrem’in zorla çektiği bir selfie’yi gösterecekti ya da Kerem’in yaptığı tatlıyı. Ağır adımlarla salıncaktan kalktım, bahçeye açılan geniş cam kapıya doğru yürümeye başladım.
Ayakkabılarımın sesi taş zemine çarptığında içeriye doğru baktım… ve işte o an kalbim göğsümde sertçe atmaya başladı.
Barış.
Kapının hemen birkaç adım gerisindeydi. Siyah bir tişört giymişti, saçları biraz daha uzamıştı sanki. Bakışları önce benimkini aradı, sonra yakaladığında bir an duraksadı.
Olduğum yerde çakılı kaldım.
“Bu kadar uzaklaşınca… belki özlersin diye düşündüm,” dedi Kerem.
Ama ben duymadım. Duydum da anlamadım. Gözlerim sadece Barış’taydı. Kalbim önce şaşırdı, sonra biraz kırıldı, en sonunda sessizce çırpındı.
İrem hemen yanıma geldi, kolumdan tuttu. “Zeynep, bir konuşun artık,” dedi alçak bir sesle.
“Kaç defa söylemem gerek, onun yüzünü görmek bile istemiyorum!” dedim sinirli bir ifadeyle, fakat Kerem’in bağırışıyla sustum.
“Yeter ama! Çocuk musunuz siz canım?!” Ardından konuşmasına devam etti ama bu sefer bağırmıyordu. doğruldu. “İkiniz de birbirinizi bu kadar özlemişken, bu kadar severken hâlâ inatla susmanız ne demek? Bu savaş neye?” dedi Kerem. Bakışlarını bana dikmişti ama sesi Barış’a da gidiyordu.
Gözlerimi kaçırdım.
“Savaş falan yok. Ben sadece...” dedim kısık bir sesle, ama söylediklerimin ne kadar kırgın olduğunu ben bile hissediyordum. O suskun, gururlu hâlimin arkasında çoktan dağılmış bir Zeynep duruyordu.
Kerem yaklaşarak biraz daha yumuşak bir tonla konuştu. “Zeynep, bazen kalp bir kere kırılmaz. Aynı yerden bin kere çatlar, ama yine de aynı kişiyi ister. Çünkü o kişi, o çatlaklara rağmen kalmaya devam eder.”
Bir şey diyemedim fakat tam o sırada Barış konuştu. “O kız arkadaşımın sevgilisi, sevgilisine sürpriz yapmak istediğini söyleyince ben de yardımcı olmak istedim, neredeyse 12 yıllık arkadaşlarım her ikisi de, kızla yakın olmamın sebebi de buydu.” dedi ve sustu.
baktı.
“İlk gün… gördüğünü sandığın şeyin seni nasıl kıracağını düşündüm. Hemen açıklamak istedim ama sonra kendi kendime, ‘Zeynep bu halini görmesin’ dedim. O fotoğraf yüzünden sana ulaştığımda sadece savunma yapıyor gibi görünmek istemedim.”
Bakışlarımı kaçırdım, yutkundum.
“İkinci günse…” derin bir nefes aldı, sesi çatallaştı. “Ne yazsam, ne söylesem yetmeyecekmiş gibi geldi. Bir cümleyle ‘inan bana’ diyemezdim. Seni tanıdığımı sandım ama o an… o kadar uzaklaştım ki senden.”
Gözlerimi ona çevirdim. Devam etti:
“Ben yazmayınca senin beni sileceğini düşündüm. Ama bir yandan da… yazarsam ne fark eder diye geçirdim içimden. Aptallıktı. Korkaktım. Beni sevmekten vazgeçtiğini düşünmek, yazmamaktan daha kolay geldi.”
Birkaç saniye sessizlik oldu. Dışarıdan hafif bir rüzgâr geçti. Saçlarım yana savrulurken, boğazıma oturan o yumruyu yutmaya çalıştım.
“Barış…özür dilerim.”
“Zeynep, yeter mi?” diye fısıldadı, gözyaşlarım akarken kafamı olumlu anlamda salladım ve hızlıca ona yaklaşıp boynuna atladım.
Sıkıca sarıldım ona.
Barış önce biraz şaşkınlıkla kalakaldı, sonra yavaşça kollarını bana sararak sırtımı okşamaya başladı.
“Romantik çiftlerde hiç çekilmiyor.” diye mırıldandı İrem duymadığımızı sanarak, yavaşça Barıştan ayrılırken onlara döndüm.
“Yani biz kavga ettiğimizde bana böyle sarılmayacağını mı söylüyorsun İrem?” dedi Kerem kaşlarını çatarak.
“Ben öyle bişey mi söyledim?”
“Kısaca onu söyledin işte.” İrem göz devirdi.
İrem kollarını göğsünde birleştirip Kerem’e döndü. “Yani sevgilimle sarılmam mı mesele şu an? Gerçekten mi Kerem?” dedi, sesi hafif alaycıydı.
Kerem gülümsedi, “Hayır, mesele bu kadar tatlı olmanı gizlemeye çalışman.” İrem’in göz devirmesi daha da büyüdü ama yüzündeki gülümsemeyi saklayamadı.
Ben hafifçe gülerek Barış’a baktım, o da göz kırptı. “Bunlar bizden beter,” dedim fısıltıyla. Barış başını eğip kahkaha attı.
İrem elini sallayarak ayağa kalktı. “Ben içeri gidiyorum, biri şu romantikleri sustursun,” dedi.
“Gideceksen bana da su getir,” diye seslendi Kerem arkasından.
“Git al!” diye bağırdı İrem, sonra içeri kayboldu.
Bahçede kalan sessizliği Barış bozdu. “Sana bir şey diyeceğim,” dedi hafif ciddileşerek.
Başımı ona çevirdim. “Ne oldu?”
“Bu tatil… iyi ki gelmişsin.” Sesi yumuşak, gözleri sakindi.
“İyi ki sende gelmişsin.” dedim.
Bir süre sonra hepimiz içeri geçtik, içeride oturuyor ve sohbet ediyorduk, daha doğrusu İrem’le Kerem’in birbirleriyle flörtleşmesini izliyorduk.
Kerem, İrem’in söylediği bir şeye kahkaha atarken, İrem de ona yastık fırlattı. Barış’la aynı anda “Ergenler” diye mırıldandık ve birbirimize bakıp güldük.
Tam o sırada Kerem dönüp bize baktı. “Ne fısıldaşıyorsunuz orada? Paylaşın bakalım espriyi.”
Barış omuz silkti. “Senin kadar komik değiliz Keremciğim, kusura bakma.”
“Maşallah bizden hızlı ilerlemişsiniz siz” dedim, İrem’le Kerem’e bakarak, ikisi birbirine bakıp gülümsedi.
İrem koltuğa yayıldı. “Ben yarın denize gitmek istiyorum, sabahtan. Gider miyiz?”
Kerem: “Sana hayır demek gibi bir şansım var mı?”
Barış bana döndü. “Sen ister misin? Çok yoruldun bu aralar…”
Cevap vermeden önce gözlerinin içine baktım.
“Belki… seninle yürürken kumsalda daha az yorulurum.”
Barış gülümsedi. “O zaman sabah erkenden kaçırıyorum seni.”
&
Kıyamadım barıştırdım hihihi😝😝
