11. bölüm / 30
Son Tişört/BAY1.1
Bölümler 30Şu an: 1.1
- 1 0.1506 kelime
- 2 0.2577 kelime
- 3 0.3723 kelime
- 4 0.4811 kelime
- 5 0.5644 kelime
- 6 0.6723 kelime
- 7 0.7634 kelime
- 8 0.81.117 kelime
- 9 0.9842 kelime
- 10 1.0493 kelime
- 11 1.1611 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 1.2815 kelime
- 13 1.31.050 kelime
- 14 1.4940 kelime
- 15 1.5892 kelime
- 16 1.6640 kelime
- 17 1.7576 kelime
- 18 1.8924 kelime
- 19 1.9671 kelime
- 20 2.0722 kelime
- 21 2.1770 kelime
- 22 2.21.009 kelime
- 23 2.3763 kelime
- 24 2.41.121 kelime
- 25 2.5717 kelime
- 26 2.61.112 kelime
- 27 2.71.700 kelime
- 28 2.8940 kelime
- 29 2.9812 kelime
- 30 3.0800 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Keyifli okumalar
&
Son bir haftadır kendimi halsiz hissediyordum ki hasta olmuştum, boğazım yanıyor, başım zonkluyordu. 2 günlük rapor alıp okula gitmemeye karar vermiştim.
Telefonumun çalmasıyla elimdeki ıhlamur bardağını bir kenara bırakıp telefonu aldım, Barış arıyordu.
“Efendim” diyerek açtım telefonu, fazlasıyla yorgun çıkmıştı sesim.
“Zeynep, bugün ben bırakacaktım Meteyi ama okulda değilmişsin, noldu?” sesi endişeli geliyordu.
“Azıcık hasta oldum.” deyip güldüm fakat boğazımın acıdığını hissettiğimde sustum.
Barış’ın sesi bir anda daha ciddi bir tona büründü. “Zeynep, niye haber vermedin? Ne oldu, ateşin var mı?”
“Yok yok. İki gün dinlenirim, geçer. Zaten rapor da aldım.”
“İyi ama böyle sesin çıkmıyor. Bir şey lazım mı sana?”
“Barış, iyiyim gerçekten. Dinleniyorum sadece.” diye ısrar ettim.
Telefonun ucundaki kısa sessizlikten sonra hafifçe iç çekti. “Tamam. Yine de bir şey lazım olursa ara. Gerçekten. Yani ne bileyim, ıhlamur kaynatırım, çorba yaparım. Futbolcu olabilirim ama makarna da yaparım sonuçta.”
O cümlesine güldüm, ama bu kez dikkatli gülmeye çalıştım, boğazım iyice yanıyordu. “Barış Alper Yılmaz’ın makarna yapması. not ediyorum bunu.”
“Dalga geçme. Ciddiyim. Hadi dinlen biraz. Ama bir ihtiyacın olursa mesaj at, tamam mı?”
“Tamam… teşekkür ederim.” telefonu kapattıktan bir süre sonra kanepeye tamamen uzandım, gözlerimin içi yanıyordu neredeyse.
&
Neredeyse içtiğim 5.ıhlamur bardağım olabilirdi, Tam bardağıma uzanmıştım ki apartman kapısının zili çaldı. Yavaşça yerimden kalktım, battaniyeyi omzuma sardım. Bu hâlimle kim gelmiş olabilirdi ki? Kapı deliğinden baktığımda yüzümdeki şaşkın ifadeyi saklayamadım.
Barış’tı.
Elinde bir termos, diğer elinde küçük bir poşet vardı. Şapka takmış ama hâlâ tanınmamak için çabalıyor gibi görünüyordu. Kapıyı açtım.
“Ne yapıyorsun sen burada?” dedim fısıltıya yakın bir sesle.
“Sen aramayınca ben geldim,” dedi. “Sesin kötü geliyordu. Eczaneye de uğradım, öyle geldim. Ihlamura inanmam ama annem çorba dedi, dinledim.” Termosu uzattı. “Mercimek. Karabiber koymadım. Ama limon da getirdim.”
İstem dışı gülümsedim. “Çorbayı sen mi yaptın?” dedim kaşlarımı çatarak, elini boynuna koyup sıvazladı.
“Evet, annemi görüntülü aradım, öyle yaptım, biraz elime yüzüme bulaştırdım ama oldu herhalde.” dediğinde gülümsedim ve kenara çekilip içeri girmesi için elimle içeriyi gösterdim.
Barış içeri girdi, elindekileri sehpaya bırakıp koltuğa oturdu, ben de karşı koltuğa oturdum.
Barış etrafına kısa bir bakış attıktan sonra gözlerini bana çevirdi, üzerimdeki battaniyeye takıldı bakışı.
“Gerçekten hasta gibisin, seni böyle yorgun hiç görmemiştim.”
Saçlarım karışıktı, sesim hâlâ kısıktı, burnum kızarmıştı ama bir şekilde onun bu sözleri garip bir rahatlık verdi.
“Hoş bir görüntü değil farkındayım,” dedim hafifçe gülerek. “Ama en azından mercimek çorbası olan bir evim var artık.”
Barış ayağa kalkıp termosu aldı be bana baktı. “Mutfağa gideceğim de kaseler nerede?”
“Mutfağa girdiğinde ilk gördüğün dolabı aç.” dedim, kafasını salladı.
Kısa bir süre sonra geri geldi, elindeki kaseyle birlikte yanıma oturdu ve masaya bıraktı.
sehpanın üzerindeki küçük limon poşetini açtı. “Limonu da sıkayım mı senin yerine? Hasta ellerinle uğraşma.”
“Limon sıkmayı bile bana bırakmıyorsan, bu iyilik işi seni biraz aşmış demektir,” diye takıldım.
Barış güldü. “Ben de anlamadım zaten, kendimi bir anda hastabakıcı gibi hissediyorum.”
“Memnun değil gibisin” dediğimde güldü.
Barış başını hafifçe yana eğdi, gözlerini kısmıştı. “Yok, memnunum da bir tuhaf hissediyorum sadece. Böyle alışkın olmadığım bir şey gibi.”
“Ne, hasta bakmaya mı? Yoksa birine böyle özen göstermeye mi?” dedim, sesimi fazla yükseltmeden, ama gözlerimi ondan ayırmadan.
“İkisi de galiba,” dedi, sonra omzunu silkti. “Ama iyi bir tuhaf. Hani sanki doğru bir şey yapıyorum gibi.”
“Sen böyle konuşmaya devam edersen, gerçekten iyileşmeden iyileşeceğim,” dedim gülümseyerek.
Barış sessizce bana baktı birkaç saniye. Sonra başını salladı. “O zaman bir şey daha söyleyeyim.”
“Barış…”
“sadece dinle,” dedi gülümseyerek. “Seninle ne zaman vakit geçirsem, böyle sakinliğin içinde kalıyorum. O gürültülü hayatımda az rastladığım bir şey bu. Bunu sevdim sanırım.”
Yutkundum. Cevap vermek istedim ama kelimeler, o anın zarif sessizliğini bozacakmış gibi geldi, hızlıca battaniyeyi üzerime örttüm.
“Uyuyorum ben” dedim utanarak
Barış hafifçe güldü. “İyi, uyu. Ama rüyanda beni görürsen şaşırma.”
Bölüm etkileşimi
