19. bölüm · Son Tişört/BAY

1.9

Sude Askm

Keyifli okumalaaaarrrrrr

&

“Günaydın çocuklarım!” diye bağırdım sınıfa bakarken, “kimler eksik bakalım bugün?” dedim ve öğrencilere göz gezdirdim.

Bakındığımda sadece Mete’nin olmadığını fark etmiştim, son 2 aydır sadece Barış getiriyordu Meteyi, fakat şu an yoklardı.

Telefonumu çıkardım ve Barış’ı aradım, birkaç saniye çaldıktan sonra açmıştı telefonu.

“Efendim gülüm” gülümsedim.

“Meteyi getirmedin, onu soracaktım.” dedim, kısa bir sessizlik oldu fakat sonra cevap verdi.

“Hasta bugün biraz, aynı sen gibi, ben getiremezdim zaten bugün, maç vardı biliyorsun.”

“Evet ya doğru, dünde kötüydü.” dedim kafamı hafifçe sallayarak. “Umarım önemli bir şey yoktur, Mete’yi sevdiğimi söyle ona.”

Barış hafifçe güldü telefonda, sesi yumuşaktı. “Söylerim, o zaten seni sorup duruyor. İyileşir iyileşmez yine başının etini yer.”

Gülümsedim. “Alıştım ben onun laflarına, senin maçın nasıl geçti peki?”

Barış’ın sesi biraz daha yorgun gelmeye başladı. “Kazandık zaten izlemişsindir de çok zorlandık. Gerçekten yorgunum Zeynep, sadece duş alıp yatmak istiyorum.”

“İyi dinlen o zaman,” dedim içtenlikle. “Ben de derse dönüyorum. Akşam görüşür müyüz?”

Kısa bir duraksamadan sonra, “Sen ister misin görüşmeyi?” diye sordu.

Bir an duraksadım. Son günlerde yaşadıklarımızı düşününce, hâlâ biraz kırgın olduğumu fark ettim ama özlediğimi de. “İsterim.”

“Tamam, o zaman akşama haberleşiriz,” dedi Barış. “Kendine dikkat et, güzel öğretmenim.”

“Sende dikkat et kendine.” dedim ve telefonu kapattım.

Sınıfa tekrar baktığımda hepsi kendi halinde eğleniyorlardı, gülümsedim.

&

Akşam olduğunda üzerime siyah bir elbise ve siyah topuklular giymiştim, saçlarımı düzleştirmiş ve hafif bir makyaj yapıp evden çıktım.

Nereye gideceğimizi bilmiyordum ama ‘güzel giyin.’ diye mesaj atmıştı.

Aşağı indiğimde arabaya yaslanıp beni bekleyen Barış ile karşılaşmıştım, yanına yaklaştığımda beni belimden çekip sarıldı, sarılmasına karşılık verdim ve ellerimi onun boynuna doladım.

“Özlettin o güzel kokunu”

“Sadece kokum mu?” güldü.

Ayrıldığımızda kapıyı bana açtı ve içeri girmem için bekledi, elbisemi tutarak oturdum, Barış kapımı kapatıp şoför koltuğuna oturdu ve bana döndü.

“Çok güzelsin yine.” dedi, gülümsedim, bugün onun söylediği sözlere kaç kere gülümsemiştim, hiçbir fikrim yoktu.

“Nereye gidiyoruz?” diye sordum.

“Sürpriz.” dediğinde kaşlarımı çattım fakat ısrar etmedim.

Bir süre sonra Barışla gideceğimiz yere gelmiştik, burası deniz kenarında bir yerdi, her yer sessizdi fakat ileride yanan ışıkları fark etmiştim.

“Barış,” dedim arabadan inerken, tepkimi görmüş ve gülmüştü, elimden tutup beni çekti ve beraber yavaşça yürümeye başladık.

Yürüdükçe ayak seslerimiz kumun üzerinde hafifçe yankılanıyor, denizin sakin sesi geceye huzur yayıyordu. Işıkların olduğu yere yaklaştıkça gözlerim büyümeye başladı. Küçük bir masa hazırlanmıştı; beyaz bir masa örtüsü, cam fanusların içinde mumlar ve etrafında sarkan minik ışıklarla süslenmişti. Masanın ortasında ufak bir çiçek buketi vardı. Her şey sade ama çok anlamlıydı.

“Barış…” diye fısıldadım, şaşkınlığımı saklayamadan. Elimi hâlâ tutuyordu, yavaşça yüzüme baktı.

“Beğendin mi?” dedi kısık sesle.

“Çok güzel… Ama niye böyle bir şey yaptın?” dedim. Kalbim yerinden çıkacak gibi çarpıyordu.

Barış, hafifçe gülümsedi ve beni sandalyeye yönlendirdi. Sandalyemi çekti, ben otururken o da karşıma geçti. Gözleri gözlerime kenetlendi.

“Çünkü… bu kadar şeyi hak ettiğini düşünüyorum. Çünkü sana ‘özür dilerim’ demenin bin bir yolu var ama ben en çok bunu istedim.”

Bir an kalakaldım. Hiçbir şey söylemedim. Sadece baktım. O da sustu. Sessizlik, rüzgârla ve mumların titrek ışığıyla doldu.

Sonra içinden küçük bir kutu çıkardı, minik, lacivert kadifeden bir kutu. Gözlerim istemsiz büyüdü ama o kutuyu açmadı, sadece elleriyle çevirdi.

“Hayır, bu bir teklif değil,” dedi gülerek. “Daha değil. Ama… bu, bizim hikâyemizin artık gerçekten başladığını simgelesin diye.”

Kutuyu bana uzattığında içindeki zarif, ince bir kolye parladı. Ucunda küçük bir yıldız vardı. Tam benim tarzım.

Yavaşça kolyeyi elime aldım, gözlerim dolmaya başlamıştı. “Barış…”

“Söyleme, sadece gülümse. Gülümse ki ben hep böyle geceler hazırlamak isteyeyim sana.”

Ağlamamak için zor dururken, gözlerimi tekrardan Barış’a çevirdim.

Kolyeyi ve kutusunu masaya bırakıp ayağa kalktım, ben ayağa kalkınca Barışta ayağa kalkmıştı, hızlıca onu kendime çekip sarıldım ve dudaklarına minik bir öpücük bırakıp geri çekildim.

“Seni çok seviyorum.” diye fısıldadım, Birkaç saniye sadece birbirimize baktık. Sonra ellerimden tuttu, başparmaklarıyla avuçlarımı okşadı.

“Hazır mısın?” diye sordu. Ne olduğunu anlamamıştım, kaşlarımı çattım.

“Neye?” dedim hafifçe gülerek.

Barış gülümsedi. “Yeni başlangıcımıza.”

Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. O an, sadece başımı sallayabildim. Evet, her şey zordu, karmaşıktı ama bir o kadar da güzeldi.

El ele masaya geri döndük. Oturduk.

&

Acaaayip eğlendim yazarken, sizde beğendiyseniz sıkıntı yok😇😇