18. bölüm · Son Tişört/BAY

1.8

Sude Askm

Keyifli okumalarrr

&

“Gecenin bir körü karakoldan da çıkmadım demem artık.” dedi Sude sözlerinin üstüne bastıra bastıra yanımda oturan Barış’a bakarak.

“Ne yapabilirim? Senin manitana değil, benim manitama asılıyorlardı o siktiğimin barında!” dedi Barış, göz devirdim ve doğruldum.

“Kesin sesinizi artık, sürün şu arabayı da gidelim.” İrem kafasını salladı, hiç birimiz konuşmuyorduk, kafamı cama yasladım.

&

Eve gelmiştik fakat tek sıkıntı Barışın da bizimle olmasıydı, bu gece bizde kalmasını istemiştim fakat ona hâlâ sinirliydim.

Sude, Barış ve ben salonda otururken, İrem ayakta dikilmiş Kerem ile telefonda konuşurken kavga ediyordu.

Kerem, böyle yerler sevmediğini ve onunda gitmemesi gerektiğini söylerken, İrem ise arkadaşının ısrarıyla gittiğini söylüyordu ama anlaşamıyorlardı.

“Kerem bağırma bana!” diye bağırdı İrem, İrem’in sesi evin içinde yankılanınca bir an hepimiz sustuk. Sude, koltuğa gömülmüş elindeki yastığı sıktı, Barış televizyona boş boş bakmaya devam etti, ben ise İrem’e baktım; gözleri dolmuştu ama ağlamamak için kendini zor tutuyordu.

Telefonu kapattıktan sonra hızlıca nefes alıp vermeye başladı. Sonra gözlerini bizim üzerimizde gezdirdi.

“Benim biraz temiz hava almam lazım,” dedi kısık bir sesle, ve terliğini ayağına geçirip kapıya yöneldi.

“İrem-“ dedim fakat elini havaya kaldırıp susturdu beni.

“gelip gelmemen gerektiğini soracaksan eğer, gelme.” dedi ve kapıyı çarpıp evden çıktı.

“Bu arada,” dedi, “bana hâlâ neden sinirli olduğunu anlayabilmiş değilim.” dedi Barış.

İçimden bir an “şimdi yeri mi?” diye geçirdim. Ama cevap vermeden önce derin bir nefes aldım.

Ona döndüm, gözlerimi kısmadan baktım. “Barış… sen o gece bir yabancıya saldırdın. Üstelik benim yanımda, benim kararlarımı yok sayarak. Bu mu yani senin ‘beni sevme’ biçimin?”

Barış kaşlarını çatıp yüzünü bana çevirdi. “Ben sadece-“

“Elini kaldırmadı bile adam! Sadece konuşmaya çalıştı, ben de reddettim zaten. Ne yapmaya çalışıyorsun sen? Sahiplenmekle kontrol etmek arasındaki farkı ne zaman öğreneceksin?”

Sude usulca arkasına yaslandı, ortamın daha da gerilmemesi için ağzını bile açmadı. Televizyonun sesi çoktan kısılmıştı ama salonda hâlâ bir uğultu gibi gerilim vardı.

Barış sessiz kaldı. Gözlerime baktı ama hiçbir şey söylemedi.

“Bu gece burada kalmanı söyledim, niye olduğunu da biliyorsun, mekana girdiğin gibi kafana içki bardaklarını diktiğin için, eve gidemezsin diye düşündüm, eğer çok gitmek istiyorsan kapı orada.” dedim ona bakmadan.

“Başım ağrıyor Zeynep, uyumak istiyorum.” Dediği şeyle ayağa kalktım ve odama gidip temiz çarşaf ve temiz yastık alıp oturma odasına geri döndüm.

Elimdeki Barış’ın yanına koydum ve yüzüne bakmadan Sudeye döndüm.

“Odalarımıza gidelim bizde.” dedim, Sude hiçbir şey demeden hızlıca ayağa kalktı.

Odaya geçip kapımı kapattım, ışığı açmadan yatağıma uzandım. Biraz zaman geçtikten sonra, salon tarafından hafif bir öksürük sesi geldi. Barış’ın uyumadığını düşündüm. Belki de başı gerçekten ağrıyordu.

Tekrardan ayağa kalkıp üzerime pijamalarımı giyip, saçımı üstten topuz yaptım ve makyajımı çıkartıp yavaşça odamdan çıktım.

Mutfağa geçip ilaçların olduğu köşeden ilaç ve suyu aldım ve oturma odasına yöneldim.

Oturma odasının kapısı kapalı olduğundan sessizce kapıya tıkladım. “Gel!” sesini işittiğimde içeri girdim.

“Rahatsız etmiyorumdur umarım?” dediğimde kafasını olumsuz anlamda salladı ve oturmam için eliyle koltuğa nazikçe vurdu.

Yanına oturdum ve elimdeki ilacı uzattım, Barış gülümsedi ve elimdeki ilacı aldı.

“İki ilacı aynı anda içersem sanırım hastanelik olurum.” dedi, kaşlarımı çattım.

“Bir tane var orada, başka bir ilaç mı içtin yoksa?” dediğimde güldü.

“Hayır, ikinci ilacım sensin ya ondan.” dedi ve elindeki ilacı ağzına atıp, elimdeki suyu aldı, iki yudum içip kenara bıraktı ve bana döndü.

“Gönlümü nasıl alacağını biliyorsun Barış Alper Yılmaz” dedim.

“Tabii ki öğretmen hanım.” güldüm ve Barış’ı kendime çekip sarıldım, birkaç saniye öylece durduk, evin kapısının açılma sesi gelince geri çekilip ayağa kalktım.

“Geleceğim hemen, İrem gelmiştir.” dediğimde kafasını salladı, hızlıca oturma odasından çıkıp kapıya baktığımda, İrem’in ceketini astığını görmüştüm.

Bana baktı. “Uyumadın mı sen hâlâ?”

“Barıştınız mı Keremle?” kafasını olumsuz anlamda iki yana salladığında dudağımı büzdüm.

“Aman boş ver, yatacağım ben, iyi geceler.” Bişey dememe izin vermeden odasına gidip kapısını kapattığında, Barış’ın yanına geri döndüm.

Onun yanına oturduğumda, o televizyona, ben ise ona bakıyordum, sonrasında başka bir yere baktım fakat Gözlerimi tekrar ona çevirdiğimde, Barış’ın bana bakarak hafifçe gülümsediğini fark ettim.

“Sana bir şey diyeyim mi?” dedi yavaşça.

“Tabii,” dedim, biraz uykulu ama ilgimi çeken bir tonla.

“O kadar sinirliyken bile seninle olmak, her şeyin üzerine bir rahatlık gibi geliyor,” dedi ve gözlerini bana sabitleyerek.

Bir an sessizlik oldu. Bir şey söylemek için ağzımı açtım ama, ağzımdan çıkan her kelimeyi hemen geri aldım. Hani bazen sözler boğazda takılır ya, işte öyle bir şeydi. Ama Barış, bu sessizliği bozan kişi oldu.

“Ne söyleyeceksin?” diye sordu hafifçe gülerek, bu kez benimle bakıştı.

“Beraber uyuyalım diyecektim.” dedim, Barış elindeki kumandayla televizyonu kapattı ve koltuğa uzandı, boş olan kısma ise eliyle vurduğunda güldüm ve yanına uzandım, elleri bedenimi sarmıştı.

uşaklık vardı. “Bazen söylenmesi gereken şeyleri değil, hissedilenleri duymak daha değerli olur.”

Bir an için ne diyeceğimi bilemedim. Yavaşça başımı eğip ona baktım, gözlerim biraz daha sakinleşmişti. “Sanırım haklısın,” dedim, sesim düşük ama huzurluydu. “Sözler bazen yetersiz kalıyor.”

Barış gülümsedi, ama bu kez gülüşü daha derindi. “Zeynep, bazen sadece burada olman bile her şeyi anlatıyor,” dedi.

Başımı yavaşça omzuna yasladım, her şeyin daha anlamlı olduğu bu anı hissetmek istiyordum. Birbirimize çok yakın olmasak da, kalpten kalbe bir bağ vardı. Yavaşça gözlerimi kapadım.

“İyi geceler,” dedi Barış, hafifçe başımı okşayarak.

“İyi geceler,” diye fısıldadım.

&

“Ben bunları küs sanıyordum, bunlar bildiğin sarılıp uyumuşlar burada” Sude’nin sesini duydum fakat kafamı kaldırmadım, ayılmaya çalışıyordum, Barış ise hâlâ bana sarılıyordu ve uyanmamış gibi gözüküyordu.

“Bu Barış denen varlığın idmanı falan yok mu? Sarılmış kıza ahtapot gibi.” diye fısıldadı İrem, kafamı yavaşça kaldırıp İrem’e baktım.

“Sensin varlık!” diye fısıldadım, tam o sırada Barış’ın gülme sesini işittiğimde kafamı Barış’a çevirdim. “Uyuma numarası mı yapıyorsun gerçekten?”

“Ne alaka güzelim?” diye mırıldandı, kafamı tekrardan onun omzuna gömdüm, Sude ve İrem ise odadan çıkmıştı.

&

Evett, yavaş yavaş finale yaklaşıyoruz o zaman😝😝