6. bölüm · Son Tişört/BAY

0.6

Sude Askm

Keyifli okumalar

&

Gözlerimi açtığımda yine aynı pozisyondaydım, tek fark bu sefer yanımda uyuyan Mete yoktu, ayağa kalktım ve açık olan saçlarımı, basit bir şekilde topladım.

Odadan çıktığımda koridorda yürüyordum ki duyduğum seslerle duraksadım.

“Dayı yumurtanın kabuğunu da düşürdün içine!” diye bağırdı Mete, Barış’ın iç çekişini duyduğumda gülümsedim.

“Fark ettim Mete, almaya çalışıyorum ya, hem bağırma öğretmenin uyanacak!” dediğinde o da bağırıyordu ama farkında değildi.

“Şuraya hiç yemek yapmamış bir adam çıkarın, sizden becerikli yumurta kırardı.” bu ses Keremindi, gerçi Barış, Keremin bu gece burada kalacağını söylemişti.

“Anca götünü devirip otur sende orada, bize diyene bak” demişti Barış

“Dayı, göt devirmek ne demek?” Mete’nin söylediği şeyle hem kaşlarımı çatıp hemde gülmemek için ağzımı kapatmıştım.

“Arkandaki Kerem amcan gibi andavallara deniyor, boş ver sen bunları, öğrenme böyle şeyler” demişti kısaca

“Andaval ne dayı?”

Daha fazla dayanamayarak öksürmüş gibi yapıp mutfağa girdim, Barış tezgahın başında yumurtayı çırparken, Mete onun yanında, sandalyenin üstüne çıkmış dayısını izliyordu, Kerem ise sandalyeye oturmuş, bir yandan telefonuna bakarken diğer yandan Barışlara bakmaya çalışıyordu.

Ben mutfağa girdiğimde ise üçününde bakışı bana dönmüştü.

“Uyandırdık mı?” diye sordu Barış, kafamı olumsuz anlamda 2 yana salladım.

“Hayır, hatta odaya sesiniz bile gelmiyor.” dediğimde kafasını salladı, ne yapacağımı bilemeyerek Kerem’e baktım.

Ona baktığımda, “günaydın.” dedi.

“Günaydın” dedim ve Gülümsedim, Mete sandalyeden inerek bana sarıldığında ben de eğilip ona sarıldım.

Telefonumun titremesiyle geri çekildim ve cebimdeki telefonu çıkardım, Sude arıyordu.

“Biz geldik.” dedi açtığım gibi.

“Geldiniz mi? Niye bu kadar erkencisiniz acaba?” dedim sandalyeye oturarak, Barış beni dinliyordu, bunu yüz ifadesinden anlamıştım.

“Çünkü annen sabahın köründe bizi arayıp ‘erken gelmezseniz size mangal falan yok’ diye tehdit etti, üzgünüm ama etsiz kalamazdım.” dedi. göz devirdim, her zaman ki Sudeydi.

“Üstümdekilerle gidemem Sude, eve gitmem gerek” dediğimde, Barış elindeki yumurta kabını bir kenara koydu, dikkati artık tamamen bendeydi.

“Gece orada kalmayacaktın o zaman!” diye bağırdığımda telefonu kulağımdan uzaklaştırdım ve yüzümü buruşturdum.

“Bana bir daha bağırırsan o kafanı koparırım.” söylediğim şeyle Mete ile göz göze gelince ağzımı kapattım, bu tavrıma Barış sadece gülmüştü.

“Bence bekleyebilirler biraz, hatta beklemesinler, gelsinler buraya, kahvaltı yapıp öyle gidersiniz” Barış’ın söylediği şeyle duraksadım, ne diyeceğimi bilemez bir halde birkaç saniye duraksadım fakat sonra telefonu kulağıma tamamen dayadım.

“Yukarı çıkın, 12.kat” telefonu kapattım.

Birkaç dakika sonra kapıda beklerken, asansörün girişinde onları görünce gülümsedim.

“Biz geldik!” dedi İrem ayakkabısını çıkarıp eve girerken, Barış ve Kerem hemen arkamdaydı.

“Hoş geldin,” dedi Kerem, İrem’i görür görmez, arkadan Sude girince ise “hoşgeldiniz” diye düzeltti.

“Hoş bulduk” dedi İrem, Kereme gülümseyerek.

Kapının önünde kısa bir sohbet ettikten sonra herkes kahvaltı masasına geçtik, Mete benim kucağımda oturuyordu, ara sıra yemek yemediği için ağzına zorla bişeyler tıkıyordum

“Sen de mi sabah insanı değilsin?” diye sordu Kerem, İrem’e bakarak. Dikkatimi Mete’den çekip ikisinin konuşmasını dinledim onlara bakarak.

İrem hafif kaşlarını kaldırarak baktı. “Hayırdır, suratım mı asık?”

Kerem tereddüt eder gibi oldu, ama gülümsedi. “Yok, sadece… çayı karıştırma hızın biraz sinirli gibi geldi.”

“Siz benficaya gitmemiş miydiniz?” diye sordu İrem konudan alakasız, o an yediğim domates boğazıma kaçmıştı, karşısındaki ünlü biriyle bu kadar rahat konuşması şaşırtmıştı beni.

“1 haftalığına tatil diyelim” dediğinde İrem kafasını salladı, onlar sustuğunda hepimiz susmuştuk

Sadece çatal bıçak sesleri vardı masada. Barış, önündeki zeytine odaklanmış gibi yapıyordu ama göz ucuyla Kerem’e bakıyordu. Kerem’in ise hiç oralı olmadığı belliydi.

Ben ise az önce boğazıma kaçan domates yüzünden hâlâ toparlanmaya çalışıyordum. Mete hiçbir şey olmamış gibi ekmeğin içini oymaya devam ederken Kerem sessizliği bozdu.

“Sen futbolu takip ediyorsun demek?” diye sordu İrem’e, sesi çok hafif alaycıydı ama samimiydi de.

İrem çatalını yavaşça tabağına bıraktı, hafifçe gülümsedi. “Takip etmek ne kelime, ben bildiğin fanatiğim.”

Kerem’in kaşı kalktı. “Ciddi misin?”

“Galatasaraylıyım,” dedi İrem gururla, sonra başını hafif yana eğdi. “Sadece maçları değil, kamp kadrosunu, transfer dedikodularını, sakat raporlarını bile takip ederim. Sabah antrenmanına kim geç kalmış, hepsi aklımda.”

Masada bir an sessizlik oldu. Kerem ağzını açtı ama Barış ondan önce atıldı. “Ben bile bu kadar detay bilmiyorum,” dedi şaşkınlıkla.

İrem ona döndü, hafif gülümseyerek. “Sen oynamakla meşgulsün, biz taraftarlar izlemekle.”

***

Eve gidip üzerimi değiştirdikten sonra annelerimiz ile buluşmuş bir parkta, yere serilmiş örtünün üzerinde İrem, Sude ve ben oturuyorduk.

Annelerimiz ise parkın içindeki banklarda oturup dedikodu yapma kararı almıştı.

Sude’nin kardeşi Buse ve benim kardeşim Zümra ise ileride beraber oturup konuşuyordu.

“Kim derdi bir gün Barış ve Keremle aynı ortamda kahvaltı yapacaksınız diye?” diye söylendi Sude, İrem telefonundan kafasını kaldırmıyordu resmen, kaşlarımı çattım fakat hiçbir şey demedim.

***

Yazmak acayip sardı tesekkürlerrr ŞAMDLWLDMWÖDÖSÖDMSÖS