7. bölüm · Son Tişört/BAY

0.7

Sude Askm

Keyifli okumalar

Saat 23.57 idi. Biz ise eve geldiğimizden beri yatıp film izlemekle meşguldük.

“Burayı editlerde görmüştüm ben, kız intihar ediyor burada” dedi Sude elindeki kahveyi yudumlarken, kaşlarımı çatıp ona baktım.

“Sana demedim mi spoi verme diye!” diye bağırdım, Sude hiçbir şey demeden izlemeye devam ettiğinde bu sefer bakışlarımı İrem’e çevirdim.

Normalde benden fazla o kızardı Sudeye, ama şu an telefonuna bakıp gülümsemekle meşguldü.

“İrem sen niye bişey demiyorsun Sudey-“

“Hayır, kimseyle konuşmuyorum.” dedi İrem telefonunu diğer koltuğa fırlatarak, Sude ile kısa bir süre birbirimize bakıp, ikimizde İrem’e baktık tekrardan.”

“Kiminle konuştuğunu sormayacaktı ki.” dedi Sude, İrem gergince gülümsedi.

“Benim başım ağrıyor da ben kalkayım en iyisi” dediğinde Sude ile aynı anda kolundan tutmuştuk onu.

“Biz salak değiliz, ne olduğunu anlat.” dedim sert bir ses tonuyla.

“Ya söyleyecektim zaten, sadece garibime gidiyor her şey!” dedi ve olduğu yerde oturmaya devam etti.

“Anlatta bizde bilelim anasını satayım”

“Kerem Aktürkoğlu ile konuşuyorum.” söylediği şeyle Sudeyle aynı anda kahkaha attık. fakat İrem’in ciddi bakışlarıyla anlamıştım ki yalan söylemiyordu.

***

“Günaydın çocuklar!” dedim sınıftaki öğrencilerime göz gezdirerek, tam o sırada sınıfın kapısı açılınca kapıya döndüm.

Mete ile Barış idi.

Mete hiçbir şey demeden yerinde oturduğunda gülümsedim, Barış ise yanıma geldi.

“Hadi, başlamıyor muyuz?” diye sorduğunda anlam veremeyerek ona baktım.

“Neye?” diye sordum.

“Bir gün benim yerime siz öğretmenlik yapın demiştin ya, ona diyorum” Metenin düştüğü günden bahsediyordu.

“Sen ciddi miydin?”

“Evet?” dedi.

“O zaman buyur, sınıf senin Barış Öğretmen.” Hafif öne eğildi, ciddiyetle çocuklara bakarak konuşmaya başladı.

“Evet minikler… Bugün çok eğleneceğiz. Ama önce sıra olun!”

Sınıf önce bir sustu. Sonra biri sordu.

“Sıra derken nasıl bir sıra öğretmenim?”
Barış karşısındaki çocuğa baktı ve kaşlarını çattı.

“Yani, hani böyle düz bir sıra…” Ellerini saçma sapan bir şekilde yana açıp kendi etrafında döndü, kahkaha atmamak için kendimi sıkmıştım neredeyse.

“Hadi bakalım, hikaye zamanı!” diye bağırdım ortamın düzelmesi için, Barış etrafına baktı ve masada duran oyuncak ayıyı salladı.

“Başlayalım, bu ayının adı şey olsun…Hakan!” dedi Barış.

“Hakan benim amcamın adı, bence bu ayının adı Barış olsun!” diye bağırdı öğrencilerimden biri, gülmemi daha fazla tutamayarak bir kahkaha attığımda, Barış’ın ters bakışlarına maruz kalmıştım.

“Çocuklar ben sizin öğretmeninizim, hemen toparlanın ve böyle konuşmayın!” dedi.

“Sen bizim öğretmenimiz değilsin ki!” dedi biri.

“Sen futbolcusun!” dedi başka biri.

“Ben Messi’yim!” deyip koşan bir çocuk Barış’ın bacağına çarpıp yere düştü.

Barış dondu kaldı. “Ben bu kadar kalabalıkla hiç aynı anda baş başa kalmamıştım,” diye fısıldadı bana.

“Hoş geldin eğitim dünyasına, Barış Öğretmen.” Barış yerdeki çocuğu kaldırıp bana doğru yaklaştı ve masama yaslandı, ardından kollarını göğsünde birleştirip bana baktı.

“Sanırım haklıymışsın, sen benim gibi bir futbolcu olurdun ama ben senin gibi bir öğretmen olamazdım.” Barış’ın söylediği şeyle tekrardan güldüm.

“Çok komiksin Barış” diye mırıldandım.

“Peki sen nasıl yapıyorsun bunu her gün?” dedi bana yaklaşarak. “Sabah sekizde içeri giriyorsun, yirmi tane minik insan sana ‘ben düşürdüm’, ‘ben kırdım’, ‘ben sıkıldım’ diye geliyor ama sen hâlâ gülümsüyorsun.”

Başımı hafif yana eğdim. “Alışıyorsun. Sevince yorulmuyorsun.”

“Bende de yorgunluk kısmı hızlı gelişti ama sevme kısmı… hani olabilir gibi.” Bakışlarımız bir an kesişti.

“Sevdiler seni ya” dedim.

“Sadece onlar mı?” söyledikleriyle birbirimize olan yoğun bakışlarımız daha da artmıştı.

Birkaç saniye boyunca sadece sustuk.
Ama o sessizlik, bütün sabah yaşadıklarımdan daha çok şey anlattı.

Bir yanım konuyu değiştirmek istedi, kaçmak istedi o yoğunluktan… ama diğer yanım, kalmak istedi tam da o cümlenin içinde.

Gülümsemem biraz titredi. “Bu sınıf çok fazla duygu taşıyor, bazen fark etmeden bir şeylere kapılıveriyorsun,” dedim, yarı ciddi bir tonda.

“İstediğim cevap bu değildi.” diye mırıldandı, O sırada Mete, iki arkadaşıyla birlikte masama doğru koştu.

“Zeynep Öğretmen! Barış dayım sınıfa pizza getirecekmiş!” diye bağırdı.

Barış hemen tepki verdi. “Ben öyle bir şey demedim!”

“Dediniz! Duyduk!” dedi diğer çocuk da, sırıtarak.

O an kahkahaya boğuldum. Barış bana dönüp kısık sesle “Kurtarsana beni bu işten” dediğinde başımı iki yana salladım.

“Geçmiş olsun, öğretmenlik bazen sadece bilgi değil… sözünü tutmakla da ilgili.”