23. bölüm · Son Tişört/BAY

2.3

Sude Askm

Keyifli okumalarrr

&

Cuma günüydü. Okuldan yorgun argın çıkmıştım, saçım darmadağınıktı, sitenin önünde bekleyen Barış’ı görünce duraksadım, elinde bir çanta tutuyordu.

“Elindeki o çanta ne?” dedim, ellerini arkasına saklamış bir şekilde gülüyordu.

“Senin için küçük bir tatil planladım öğretmen hanım.” dedi, kaşlarımı çattım.

“Nasıl yani?” dedim şaşkınlıkla.

“çıkıyoruz. Valizini hazırla, spor ayakkabını unutma… ve evet, saç düzleştiricin de sığar bence,” dedi, göz kırparak.

Kafamı iki yana sallayıp güldüm. “Peki nereye gidiyoruz?”

“O da sürpriz olsun güzelim.” söylediği şeyle güldüm ve yaklaşıp yanağına bir öpücük bırakıp geri çekildim..

“Senin bu sürprizlerin bitmek bilmiyor ama.” deyip güldüm, Barış ellerini belime sardı ve güldü.

“Şımartmayayım ben seni o zaman bir daha.” dediğinde sinirli bir çocuk gibi kaşlarımı çattım.

“Ya hayır, şımart!”

“O zaman hızlıca eve gir, bekliyorum ben seni.” kafamı salladım ve Barıştan uzaklaşıp siteye girdim.

&

Yol boyunca haritaya bakmamı yasakladı. Arabada çalan müzikle beraber zaman akıp giderken, uyukladığım bir anda hafifçe yanağımı okşayıp “geldik” dediğini duydum.

Bir sahil kasabasıydı burası. Sessiz, sakin ve neredeyse rüya gibi bir yer. Küçük bir taş ev, yanında salıncaklı bir bahçe… İndim arabadan, rüzgar saçlarımı dağıtırken döndüm ve Barış’a baktım.

“Barış… burası çok güzel.”

“Seni ilk gördüğümde düşündüğüm şeyi söylüyorum şu an,” dedi. Gülümsememi tutamadım.

Barış’ın kolu altına girerken etrafa baktım, eve yaklaştık ve Barış elindeki anahtar ile evin kapısını açtı.

İçeri baktığımda gözlerim kocaman açıldı, çünkü burası çok güzeldi, akıl almayacak kadar güzeldi.

Tavandan sarkan sarı ışıklar loş bir sıcaklık yayıyordu, yerler ahşaptı ve duvarları sade ama zarif tablolar süslüyordu. Ortada küçük bir şömine vardı, etrafında pelüş yastıklarla çevrili yumuşacık bir halı. Camdan dışarısı görünüyordu; deniz usul usul dalgalanıyor, gün batımının turunculuğu odanın içine kadar süzülüyordu.

“Barış…” dedim kısık bir sesle, “Burası… bu nasıl güzel bir yer?”

Arkamdan gelip kollarını belime sardı. Çenesini omzuma yasladı. “İlk kez geldiğimde seni düşündüm. Dedim ki, ‘Bir gün onu buraya getirmeliyim.’ Ve işte… geldik.”

Yavaşça döndüm, gözlerine baktım. O anın içinden çıkmak istemiyordum. İçimde garip bir huzur, biraz da heyecan vardı.

“Şaka mısın sen ya?” deyip güldüm.

“Seni çok seviyorum.” diye mırıldandı, bu romantik anı bozmam gerekirdi çünkü ağlayacaktım.

“Peki,” dedim gözlerimi kısıp, “bu tatilin içinde yemek var mı, yoksa sadece duygusallıkla mı doyacağız?”

Barış kahkaha attı. “Yemek var. Ama sen mutfağa girersen, dışarıdan söyleme ihtimalimiz de var.”

Gözlerimi devirdim. “İlk fırsatta sana kek yaptıracağım.”

“Yeter ki sen yanımda ol, ben mutfağı bile yakarım.”

İkimiz de güldük. Sonra ben ayakkabılarımı çıkarıp yavaş adımlarla içeri girdim.

&

Üzerime Barış’ın hırkasını almış, battaniyeye sarılmış oturuyordum. Şöminenin çıtırtıları, denizden gelen hafif esintiyle karışıyordu. Barış, iki kupayla yanıma oturdu.

“Sence biz kaç yıl sonra hâlâ böyle olur muyuz?” dedi aniden.

“Şömine mi, hırka mı?”

“Sen ben… battaniye altı. Belki bir minik sen daha arada koşuşturur.”

Bakışlarımı ondan kaçırdım. Boğazımda bir şey düğümlendi. Sonra gülümsedim. “Seninle yaşlanmak eğlenceli olabilir. Ama önce kek kabartmayı öğrenmemiz lazım.”

“Yaşlanmak ister miydin benimle?” sorduğu soruyla sustum ve karşımdaki denize baktım, sonrasında bakışlarımı Barış’a çevirdim.

“İsterdim Barış Alper.”

“Evlen benimle o zaman,” söylediği şeyle gözlerim kocaman açıldı, beynime kan bile gitmiyordu. “Aşkım şaka yaptım, bu bir evlenme teklifi değil, sakin ol ve o koca gözlerini küçült.” deyip güldü.

Kalbim küt küt atarken bir an gerçekten orada, o sahil kenarında, bir evlenme teklifinin ortasında gibi hissetmiştim. Gözlerimi ona dikmiş, hem şaşkın hem de biraz utanmış bir halde kalakaldım.

“Gerçekten seni bir saniyeliğine panik içinde görmek… paha biçilemezdi.” dedi gülerek. Elini uzatıp yanağıma dokundu. “Ama bir gün, bu kadar korkmadan, bu kadar hızlı konuşmadan… o soruyu sana gerçek haliyle soracağım. Hazır olduğunda.”

“İğrençsin Barış, bunları söyleyerek kurtulamazsın, gerçekten evleneceğiz sandım!” deyip ellerimi göğsümde birleştirdim, Barış güldü ve yaklaşıp alnıma bir öpücük kondurdu.

“İyi ki sandın,” dedi dudakları hala alnımdayken. “Çünkü bir gün gerçekten öyle olmasını istiyorum.”

Kızgın taklidi yapmaya çalışsam da gülmemi bastıramadım. “Seninle evlenmeyi düşünecek kadar kafayı yemişim zaten.”

“Bunu iltifat olarak alıyorum.” dedi göz kırparak, sonra elimi tuttu ve baş parmağıyla usulca sıvazlamaya başladı.

“Bu bir iltifat değildi ama sayın Barış Alper Yılmaz!” dedim kızıyormuş gibi.

“Ne yapayım, senin ağzından çıkan her kelimeyi sevgi olarak yorumluyorum artık.” dedi, hiç bozuntuya vermeden.

Gözlerimi devirdim ama gülümsememi saklayamadım. “Bu huyun bir gün başıma bela olacak, emin ol.”

“Umarım senin başının belası olurum da, uzun süre kurtulamazsın benden.” diye fısıldadı, öylesine içten ve sakin söyledi ki bir an kalbim gerçekten bir ritim atlamış olabilir.

“O kadar romantik konuştun ki, neredeyse seni affedecektim,” dedim kıkırdayarak.

“Affet gitsin zaten, bak sahil de şahidimiz olur.” dedi ve başını usulca omzuma yasladı.

Deniz önümüzde, sessizlik yanımızda, sadece ikimizin nefesi duyuluyordu bir süre. İçimde garip bir huzur vardı; hiçbir yere gitmek istemiyordum.

“Uyuyalım mı?” dedim bakışlarımı ona çevirirken, Barış kafasını salladı.

&

Tam 30.bölümde final yapmayı düşünüyorum haber vereyim şimdiden🫢