20. bölüm · Son Tişört/BAY
2.0
Keyifli okumalarrr
&
“Barış, unu neden üstüme döküyorsun?!”
“Ben dökmedim, sen kolunla çarptın!”
Mutfak savaş alanına dönmüştü. Barış’ın mutfağı bembeyazdı, sadece yer değil, üstümüz başımız da unla kaplanmıştı. elimdeki spatula ile , Barış’a sinirli sinirli bakarken, Barış yumurta kabuğunu karışıma düşürmeye çalışıyordu, evet, düşürmeye çalışıyordu çünkü bir türlü beceremiyordu.
“Yumurta kabuğunu içine değil, çöp kutusuna atacaktık Barış!” dedim kahkahamı tutamayarak.
“Ben sanatıma karışılmasından hoşlanmam,” dedi ciddiyetle. Ciddiyetle dediğine bakmayın, burnunun ucunda un vardı ve az önce çikolata sosunun yarısını yere dökmüştü.
“Sanat değil bu, felaket bu,” dedim, elimle tezgahtaki hamur parçasını göstererek.
O sırada fırının ışığı yanıp söndü.
“Bu normal mi?” dedim hafif panikle.
Barış fırına yaklaşıp elini çenesine koydu, sanki mühendis.
“Evet… yani bilmiyorum ama olabilir,” dedi.
Yaptığımız kekin kabarmadığını fark ettiğimde ikimiz de birbirimize döndük.
“Kabartma tozunu koydun mu?” diye sordum.
“Ne tozu?” söylediği şeyle kaşlarımı çattım ve elimi alnıma vurdum.
“Kabarması için kabartma tozu koymadın mı Barış?” diye mırıldandım.
Barış omuzlarını silkti, sanki bu sorumluluk ona ait değilmiş gibi. “Ben sana mikseri verdim, sen yapacaktın karışımı,” dedi savunmaya geçerek.
“Ben sadece çırptım! Malzemeleri sen koydun,” dedim, ellerimi belime koyarak.
O sırada fırının içinden garip bir koku yükselmeye başladı. Barış bir adım geri attı, ben ise fırının kapağını açtım ve…
“Barış bu kek değil, bu bildiğin kömür olmuş!”
Barış gözlerini kıstı, ellerini arkada birleştirip fırının içine baktı. “Sanırım sıcaklığı biraz abartmış olabilirim.”
“Kaç dereceye ayarladın?”
“250?”
“250 mi?! Kek mı yapıyoruz, seramik mi pişiriyoruz?!”
İkimiz de sustuk, sonra bir anda kahkahalarımıza engel olamadık. O kadar uğraşın üstüne çıkan şey, bir kahverengi taş parçasına benziyordu.
Barış başını iki yana sallayıp eline mutfak bezini aldı. “Bu akşam kesin sipariş veriyoruz, belli oldu.”
“Hayır,” dedim, parmağımı havaya kaldırarak. “Şimdi beraber gidip marketten hazır kek karışımı alacağız ve bu pastayı başaracağız, hem kek mi sipariş edeceğiz Barış? Sus Allah aşkına ya!”
Barış gözlerini devirdi ama gülümseyerek başını salladı. “Emredersiniz şefim. Ama bu sefer mikseri sen kullanıyorsun.”
“Sen yeter ki kabartma tozunu unutma.”
Hızlıca mutfağı toparladık, ben tezgahtaki unları temizlerken, Barışta çöpleri çöp kutusuna atıyordu, arada fısıltıyla küfür ettiğini duyuyordum fakat sadece sessizce güldüm, nihayet etraf toparlandığında malzemeleri tekrardan çıkardım fakat bu sefer düzene soktum.
Barış tezgâha dirseklerini dayayıp beni izliyordu. “Yemin ederim, şu ciddiyetinle MasterChef’e katılsan finale yürürsün.”
“Sen de yancı olursun, kepçeyi tutarsın belki.” dedim hafif gülerek.
“O da önemli bir görev sonuçta,” dedi, kollarını kavuşturup başını ciddi bir şekilde sallayarak.
Malzemeleri sırasıyla dizip ölçü kaplarını ayarlarken Barış bir adım yaklaşıp elindeki yumurtayı havaya attı, sonra da panikle yakaladı.
“Barış!” dedim, refleksle geri çekilerek.
“Ne yapıyorsun, sihirbaz mısın sen?”
“Gerginlik olmasın dedim ya, biraz şov katalım olaya.”
Kek karışımını yaparken Barış yine mikserle oynamaya çalıştı. “Elini çek ondan,” dedim, “senin yüzünden geçen sefer duvarları kekle boyadık.”
Barış elini kalbine götürdü. “Bir hata yaptım diye ömür boyu mikserden men mi edileceğim?”
“Kısaca evet.” dedim, karışımı çırpmaya devam ederken.
Barış arkamdan yaklaşıp çenemi omzuna dayadı, sesi alçak ama keyifliydi. “Sen bu kadar tatlı olunca, kek yapmamıza gerek bile yok aslında.”
“Flört ederek bu pastayı kurtaramazsın, Barış.” dedim ama yüzümdeki gülümsemeyi saklayamadım.
Barış kıkırdadı, “Bak, işe yarıyor işte. Kek kadar tatlıyım ben.”
“Yani kek kabarmasa da egon şişmiş, o da bir şey,” dedim göz devirerek.
Tam karışımı kalıba döküp fırına koymuştuk ki, Barış arkadan yaklaşıp fısıldadı:
“Bu kek tutarsa seni şımartabilirim, hazır ol.”
“Bu kek kabarmazsa da seni boğabilirim, sen de ona hazır ol,” dedim, tezgâhı silerken.
Barış kahkaha attı, sonra dolaptan su bardağını çıkarıp bana uzattı. “Şefler susuz kalmaz.”
“Teşekkürler, yardımcım.” dedim, bardaktan bir yudum alıp fırına baktım. İkimiz de sessizce kekin mucizevi bir şekilde kabarmasını izliyorduk.
Ve tam o an…
Kek kabarmaya başladı.
İkimiz de bir anlık sessizlikten sonra “Oha!” diye aynı anda bağırdık.
“Ben yaptım.” dedi Barış sanki dünyayı kurtarmış gibi.
“Sen sadece yumurtayı kırdın Barış!” dedim.
Barış kollarını iki yana açtı, “Ama içten destek verdim. Psikolojik katkı.”
Gülerek başımı iki yana salladım. “Senin psikolojinle bu kek taş gibi olurdu, dua et tarifime sadık kaldın.”
O sırada fırından gelen vanilya kokusu tüm mutfağı sararken, Barış bana baktı.
“Sana bir şey diyeyim mi?”
“Deme.”
“Seni seviyorum.” deyip yanağıma bir öpücük bıraktı, küçük bir çocuk gibi yanağımı siler gibi yaptım.
“Sana ‘deme’ demiştim ben.” Tam o sırada Barış bir anda beni kendine çekip kucağına aldığında çığlık atarak güldüm.
“Öpücüklere boğayım da, gör sen şimdi.” söylediği şeyle kafamı onun omzuna gömdüm.
&
Çok tatlı olmadılar mı ama yaa? Şöyle bir manita bulup hayata devam etme işi😍😍
