1. bölüm · Son Tişört/BAY
0.1
Selam, umarım severek okursunuz, yavaştan başlayalım o halde🫶🏻
&
Sezonun ilk tişörtleri çıkmıştı ve 3 fanatik arkadaş olarak o tişörtleri tabii ki alacaktık,
Her Galatasaraylının istediği gibi.
Sude ve İrem en yakın arkadaşlarımdı, neredeyse çocukluğum bile onlarla geçmişti, aynı evde yaşıyorduk ve şahsen gayette memnundum.
“sabahın köründe Gsstore’a gitmekte anca bizim gibi 3 mal’a yakışırdı” diye söylendi arabanın arka koltuğunda yarı uykulu gözlerle
“Dün demiyor muydun ‘o tişörtleri ilk ben kapacağım, bakın görün’ diye?” dediğimde Sude hafifçe doğruldu.
“Bişey söylemeye de gelmiyor artık” dedi, birkaç dakika sonra AVM’ye geldiğimizde hızlıca Otopark’a arabayı bıraktıktan sonra içeri girip Gsstore’a girdik.
Sude ve İrem dikkatini başka yöne çevirirken bense hızlıca tişörtün olduğu reyon’a ilerledim, kaşlarımı çattım çünkü sadece 1 tane vardı!
Satışa 2 gün önce çıkmıştı, 1 tane kalması bile mucizeydi.
Elimi tişört’e attığım sırada aynı anda yanımda duran adam da elini uzatıp tutmuştu tişörtü. Şapka ve gözlük taktığı için nasıl bir tip olduğunu tam kestiremiyordum.
“Beyefendi ilk ben dokundum yalnız.” dedim net bir sesle
“Hayır hanımefendi, ilk ben gördüm.” sesi acayip tanıdık geliyordu ama kim olduğunu gerçekten anlamıyordum, sinirli bir iç çektim.
“Zaman farkıyla ilk ben tuttum beyefendi,” dedim ve devam ettim. “Bakın, günüm berbat başladı. Kahve makinesi bozuldu, saçım yol boyunca elektriklendi, markette sırf önümdeki kadın şans oyunları oynadı diye 12 dakika bekledim. Bu tişörtü alamazsam, üstüne oturup burada ağlarım. Söyleyeyim.”
Gözlüklerinin arkasından kaşlarını kaldırdı. “Ben de sabah çorapların eşini bulamadım. Duygusal olarak zaten yorgunum. İkimizin de dramı var yani.”
“Dramım daha büyük,” dedim.
“Boyum daha uzun,” dedi.
“Sizin mantığınız daha kısa,” dedim
İkimizde bir an sustuk, sonra ikimizde aynı anda hafif güldük, ne diyeceğimi bilemez bir şekilde adama bakarken, konuştu.
“O zaman…taş, kâğıt, makas?” Gülümsedim ve kafamı olumlu anlamda salladım, üçte iki yaptık. Ben kazandım. Ama o kaybettikçe dramatik dramatik uzaklara bakıyordu, güya duvara yaslanmış ama tiyatro oynar gibi.
“Alın işte, hakkınızla aldınız.” Dedi, tişörtü bırakırken.
“Nezaketinize hayran kaldım,” dedim alırken, arkamı dönmüş gidiyordum ki bir anlığına durdum ve hâlâ beni izleyen adama döndüm.
“Sizi daha önce gördüm mü acaba? Sesiniz çok tanıdık da.”
Adamın güldüğünü işittim, yavaşça şapkasını kaldırdı ve gözlüğünü çıkarttı. Gözlerimi kocaman açarak elimle ağzımı kapattım, karşımdaki bildiğiniz Barış Alper Yılmazdı.
“Nereden görmüşsünüz?” dedi dalga geçermişçesine.
“Ama siz,” duraksadım fakat sonrasında konuşmaya devam ettim. “Koskoca Barış Alper Yılmaz niye şu tişört için buraya gelir acaba? Emin misiniz gerçek olduğunuza?”
“Hanımefendi, sipariş verecektim fakat daha internet üzerinden satış yapılmaya başlanmadı, ayrıca futbolcuyuz diye de öyle her istediğimiz şeyi ayağımıza getirtemiyoruz biz,” elimdeki tişört’e bakıp, tekrardan Barış’a baktım. “Elinizdeki, çocukluk arkadaşımın tasarımı,” dedi. “Ona destek olmak istedim. Ama tanınmak da istemedim açıkçası.”
Şaşkınlığım iki katına çıktı. Bir yandan bu kadar ünlü birinin bu kadar içten olması ilgimi çekmişti, bir yandan da onunla bu kadar doğal bir sohbet edebiliyor olmam tuhaftı.
“İsterseniz…ben siz yokmuşsunuz gibi davranabilirim,” dedim hafifçe gülerek. “Gerçi artık biraz zor olacak.”
“Sanırım,” dedi ve göz kırptı. Vereceğiniz tepki bağırıp sarılmak olacağını düşünmüştüm, şaşırdım açıkçası”
İkimizde güldük.
&
Öncelikle ilk bölümü yazarken resmen kanser oldum sinirden, bölümü kaydetmediğim için salak gibi baştan yazdım, böyle de saçma anılarımız oldu ilk bölümden
Umarım olmuşturr, öpüyorum hepinizi🌺🌺
