27. bölüm · Son Tişört/BAY

2.7

Sude Askm

Keyifli okumalar🥹

&

Tam 3 dakika önce şampiyon olmuştuk. ve daha güzeli Barış gol attığında arkadaşları ile telefonla video çektikten sonra yanıma gelip beni öpmüştü, bütün kameralar yine bizi çekmişti tabii ki.

İcardinin sevgilisi ile yan yanaydık, beraber ayakta dikiliyorduk, Barış yanıma gelip beni kendine çekip sarıldığında güldüm.

“Yine mükemmel oynadın.” diye fısıldadım kulağına, Barış daha sıkı sarıldı ve başını omzuma koydu.

Saatler böyle ilerlemişti, kutlamalar için getirilen platformun üzerine çıkmıştı bütün futbolcular, Barışta onlardan biriydi tabii.

İcardi davul çalıp duruyordu, Yunus ve Apo abi ise zıplıyorlardı, takımın diğer kalanı da böyleydi.

Onları hayranlıkla izlerken gözlerim Barış’a kaydığında, yanındaki güvenliğe beni göstererek bişeyler söylediğini gördüm.

Birkaç saniye sonra güvenlik yanıma gelmişti. “Barış bey sizi yanında istiyormuş Zeynep hanım.” dedi düz bir sesle.

Gözlerimi kocaman açıp Barış’a baktım ve kafamı ‘hayır!’ anlamında salladım.

Barış gözlerini benden ayırmadan bir daha işaret etti. Eliyle gelmem için salladı, başını hafifçe eğdi, sonra kaşlarını kaldırıp anlamadığım o meşhur bakışını attı: “Hadi Zeynep.” der gibi.

Kafamı tekrar hayır anlamında salladım, “Yapamam” der gibi dudaklarımı oynattım.

O ise ısrarla, sahnenin tam ortasında, herkesin içinde bir tek bana bakıyordu.

Herkes bağırıyor, müzik çalıyor, havai fişekler patlıyordu ama ben sadece onunla göz göze kalmıştım.

Derin bir nefes alıp, “Allah’ım rezil olacağım ama ne yapayım, seviyorum.” dedim kendi kendime.

Adımlarım birer birer hızlandı, insanlar kenara çekiliyordu. Platforma doğru yaklaşırken Barış’ın gözleri gülüyordu, bana doğru hafifçe eğildi, kalabalığın çığlığı altında sadece benim duyacağım bir sesle, “Hayatımın anlamı geldin sonunda.” dedi.

“Allah’ın cezası, ne diye kaş göz yapıyorsun bana?!” sesimi yükselttim, Barış güldü ve duyabilmem için bağırdı.

“Arkadan dolanıp yukarı çık!” Arkadaki küçük merdivenleri fark edince hızla yönümü değiştirdim. Ayaklarım zangır zangır titriyordu ama belli etmemeye çalışıyordum. Herkes eğleniyor, bağırıyor, Galatasaray marşları yankılanıyordu. Ve ben… hayatımın aşkına yürüyordum.

Platforma çıktığımda spot ışıklarının altında bir an gözlerim kamaştı. Sonra Barış’ı gördüm, kollarını açmış, bana bakıyordu.

Yanına yürüdüm, sanki kalbim dışarı fırlayacak gibiydi. Bana sarıldığında, alkışlar, tezahüratlar, bir uğultu koptu ama ben sadece onun kokusunu duyuyordum.

“Rezilsin, haberin olsun.” dedim kulağına, sesim titrek.

“O zaman rezillik böyle güzelse, her gün rezil olmak istiyorum seninle.” dedi, burnunu saçlarıma gömerken.

Yanımızdaki İcardi hâlâ davul çalıyordu ki Barış bir anda elindeki tokmağı aldı fakat davulu alamamıştı.

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım, elindeki tokmağı eline vurup eşlik ediyordu.

O kadar ciddiyetsiz ama bir o kadar da tatlıydı ki, kahkahamı daha fazla tutamadım. “Barış, sen Galatasaray’ın yıldızı mısın, yoksa mahalle düğününe gelen dayı mı?” dedim gülerek.

“İkisi de,” dedi omzunu silkip, elindeki tokmakla kendi ritmini tutmaya devam ederek. “Ama bu düğün bizim, bu gece bizim gecemiz.”

İcardi başını çevirip Barış’a baktı, tokmağı elinden almaya çalışırken bir yandan da gülüyordu. “Hermano, sahneyi bana bırak artık,” dedi şakayla karışık.

İkimizde güldük.

Marşlar çalmaya devam ediyordu, ben ise zıplayarak eğlenen Barış’ı izliyordum, çocuk gibiydi resmen.

Aniden bana dönmesiyle kaşlarımı çattım ve ‘ne oldu?’ der gibi yüzüne baktım.

“Aşkım soyunma odasına telefonum kaldı ya, neyse bir koşu gidip alayım dur!” dediğinde durdurdum onu.

“Ben giderim, ayrılma sen arkadaşlarından.” dediğimde kafasını salladı ve eğlenmeye devam etti, arkadan inerek ilerledim ve içeri girdim.

Bu arada bütün bir maçı Barış’ın ablası Yelda ve babası Yüksel ile izlemiştim.

Soyunma odasına girip, Barış’ın formasının olduğu yere baktım, tam telefonunu alacaktım ki formanın altında gizlenmiş şeyi fark ettim.

Bu bir yüzük kutusuydu. Bir an donup kaldım.

Gözlerim o küçük, lacivert kutuya kilitlenmişti. Kalbim göğsümden dışarı fırlayacakmış gibi atmaya başladı. Elleri titreyen bir insan gibi eğilip yavaşça aldım kutuyu.

Kutuyu açmadım. Açmaya elim gitmedi. Çünkü içindeki şeyin ne olduğunu adım gibi biliyordum.

Gözlerim dolmuştu ama ağlamadım. Elimi ağzıma götürüp derin bir nefes aldım. Yüzüğe değil, bu anın büyüsüne şaşırmıştım.

Barış… ne zaman hazırladı bunu?

Ne zaman böyle bir adımı atacak kadar ciddileşti?

Cevap belliydi aslında: O, hep ciddiydi.

Telefonu aldım, yüzük kutusunu yerine geri koydum, hiçbir şey olmamış gibi üstünü hafifçe örttüm. Kapıya yönelmeden önce bir kez daha dönüp baktım formaya, sonra gülümsedim.

Tam arkama döndüğüm sırada Barış’ın beni izleyen bakışlarıyla korkuyla arkaya sıçradım.

Barış kapının eşiğinde, omzunu çerçeveye yaslamış beni izliyordu. Kaşları kalkmış, yüzünde yakalanmış çocuk edası vardı.

“Sen… ne zamandır oradasın?” dedim gözlerimi kocaman açarak, hâlâ kalbim küt küt atıyordu.

“Yeterince uzun,” dedi hafifçe gülerek. Adımlarını sessizce attı, yanıma yaklaştı. “Telefonu getirmeye çalışırken fazla karıştırmışsın sanırım?”

“N-nasıl yani? Yok, telefon zaten oradaydı, ben-”

“Zeynep,” dedi yumuşak bir sesle, elini uzatıp parmaklarıyla yüzümdeki saçları geriye itti. “Ona daha bakmaman gerekiyordu.”

Bakışlarımı kaçırdım. “Açmadım.”

Barış etrafına bakındı ve sessizce güldü, yaklaştı ve yüzük kutusunu aldı, önümde bir anda diz çöktüğünde şaşkınca Barış’a baktım.

“Soyunma odasına evlilik teklifi eden ilk insan olarak tarihe geçmek istiyorum…Zeynep, benimle evlenir misin?” Gözlerim kocaman açıldı, kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Dizlerinin üzerinde, formasının yarısı dışarı sarkmış, saçları dağılmış ama gözleri parlayan bir halde bana bakıyordu Barış.

“Barış… sen—” dedim, sesim titredi.

“Biliyorum, çok planlı olmadı. Belki romantik bir akşam yemeğinde olmalıydı, ya da yıldızların altında…” dedi, sonra durdu ve başını yana eğdi. “Ama seni en çok sevdiğim yer burası. Terim karışmış, kalbim patlamış, hâlâ senin gözlerini arıyorum kalabalıkta. Sen benim en büyük zaferimsin.”

Gözyaşlarımı tutamayıp hafifçe güldüm. “Allah’ın delisi…”

Yüzük kutusunu açtı. İçinde sade ama göz kamaştırıcı bir yüzük parlıyordu.

“Hayatımın her maçına seninle çıkmak istiyorum Zeynep. Galibiyet de olur, mağlubiyet de… ama hep seninle.”

Titreyen ellerimi dudaklarıma götürdüm. “Evet,” dedim boğuk bir sesle. “Barış Alper Yılmaz, evet!”

Barış hemen ayağa kalktı, beni kollarına sardı ve döndürerek havaya kaldırdı. Gülüyordum, ağlıyordum, aynı anda.

“İcardi’ye söyle, düğünde davulu o çalsın,” diye fısıldadım gülerek.

Barış kahkaha attı. “Sen yeter ki ‘evet’ de, davulu ben bile çalarım.”

Yavaşça koluna vurduğumda, takımın tamamı içeri girerek bağırarak, Barış ile bana tezahürat yapıyordu.

Barış’la göz göze geldik, ikimiz de neye uğradığımızı şaşırmıştık. Takım arkadaşları kapıdan içeri doluşmuş, hep bir ağızdan tezahürat yapıyorlardı:

“YENGE YENGE YENGE!”

Yunus elinde su şişesiyle üstümüze doğru geldi. “Hazırlıksız yakalandın ha yenge!” dediği anda şişeyi sıktı, su fışkırdı, ben çığlık attım.

Barış kahkahalarla gülerken beni korumaya çalıştı. “Oğlum manyak mısınız, nişanlıma saldırıyorsunuz!”

Muslera arkadan seslendi: “Biz kutlamaya başladık bile Barış, sen hâlâ şaşkın şaşkın bakıyorsun!”

“Abi ben ne bileyim böyle bir baskın yiyeceğimizi,” dedi Barış gülerek. Sonra dönüp elimi tuttu. “Ama güzel oldu. Hayatımın golünü attım resmen.”

Yüzümü ona çevirdim, tüm kalbimle gülümsedim. “Ve ben de hayatımın en güzel evet’ini söyledim.”

Osimhen bir anda Barış’ın arkasından dolaşarak “düğün ne zaman?” diye sordu.

(İngilizce konuştuklarını düşünüverin.)

Barış ile birbirimize baktık.

“Sen takımda kalırsan evleneceğiz Osi.” dediğimde Osimhen güldü.

Barış kahkaha attı, Osimhen’in omzuna hafifçe vurdu. “Duydun mu Osi? Sırf bizim için kal artık, bak düğün garanti.”

Osimhen gözlerini kocaman açtı, gülerek iki elini havaya kaldırdı. “Okay okay! I stay! But I want to be best man!” dedi.

Barış kahkaha attı, ben şaşkınlıkla ellerimi çırptım. “Oha! Osimhen sağdıcımız mı olacak şimdi?”

“Tabii ya!” dedi Barış. “Düşünsene düğünde davul yerine Osimhen ritim tutuyor.”

“Tamam!” dedi Osimhen, ardından takım arkadaşlarına döndü: “Guys, I’m the best man now, sorry!” deyince herkes alkışlamaya başladı.

İcardi davulun tokmağını yere bıraktı. “Then I’ll bring the champagne!”

Ortam tamamen karışmışken, Barış elimden tutarak beni soyunma odasından çıkardı, bir yandan yüzüğümü takıp diğer yandan koşuyordum.

En azından biraz daha sessiz bir yere geçtik ve yere çöküp gülmeye başladık, fakat Barış bir anda ciddileşince sustum ve Barış’a baktım.

“Zeynep,” konuşmadım. “Eğer…yabancı bir takıma gitsem, yani ne bileyim, Napoli gibi bir takıma gitsem benimle gelir miydin?”

Bir anda içimde tuhaf bir sessizlik oldu. Barış’ın gözlerine baktım, gözlerinde ilk defa bir “gitme” kararı değil, “birlikte gitme” isteği vardı.

“Napoli mi?” dedim önce, gülümsemeye çalışarak. “Spesifik oldu biraz.”

Barış dudaklarını büzdü. “Varsayalım. Hani… bu işin şakası yok Zeynep. Bazen bir gecede her şey değişiyor. Eğer bir teklif gelirse, kabul edersem… seninle birlikte olmak istiyorum. Neresi olursa olsun.”

Derin bir nefes aldım. “Barış, ben seni Galatasaray formasıyla tanıdım, sarı kırmızıyla sevdim ama… ben formana değil, sana âşık oldum.”

Barış’ın gülümsemesi yavaşça yüzüne yerleşti.

“Gidersen gelirim,” dedim sonra, net bir sesle. “Ama yalnız değil. Beni sadece sevgilin olarak değil, belki de gelecekteki karın olarak götüreceksin. Bu işin şakası yok.”

Barış boğazını temizledi, “Bu sözleri Napoli’ye iletmeden önce menajerime gönderiyorum,” dedi ve gülmeye başladık.

“Burada kalmak isterdim ama.” dediğimde gülümsemesi silindi ve başka bir yöne baktı.

“Ben de sonsuza kadar kalmak isterdim ama olmuyor sevgilim, Keremde aynı şeyleri yaşadı, bir süre sonra sebepsiz şeyler yüzünden linçleniyorsun ve pes ediyorsun.” dedi bana bakmamaya devam ederken.

“Barış,” dedim yavaşça, onun baktığı yöne bakmadan. “Pes etmene izin veremem. Bu kadar savaştık biz. Bir fotoğraf, bir yorum, üç beş cahil yorumuyla vazgeçemezsin.”

Barış kafasını eğdi, bir süre sessiz kaldı. Ardından bana döndü. Gözlerinde biraz kırgınlık, biraz da yorgunluk vardı.

“Vazgeçmek değil bu… kendimi korumaya çalışmak,” dedi. “Ama seni de bu yangının içine çekmek istemiyorum Zeynep. Herkes her şeyi biliyor artık. Adım attığım yerde adın geçiyor. Sorumluluk hissediyorum.”

“Ben kendi kararlarımı kendim veriyorum Barış,” dedim dik bir sesle. “Eğer senin yanında olmak bana yüksekte nefes almak gibi gelecekse, alışırım. Ama sen sırf ben üzülmeyeyim diye bizden kaçarsan, asıl o zaman yıkılırım.”

Barış derin bir nefes aldı. Elini uzattı, parmaklarımı tutup sıkıca kavradı.

“Peki,” dedi sonunda. “O zaman söz ver. Ne olursa olsun yanımda olacaksın.”

“Sonuna kadar,” dedim. “Napoli’de de, başka bir kulüpte de soyunma odasında da, her yerde.”

Barış hafifçe gülümsedi. “İşte seni bu yüzden seviyorum.” dediğinde ben de aynı şekilde gülümsedim.

Tam o sırada telefonum titredi. İkimiz de irkildik. Ekrana baktım—bildirimler patlamıştı. Fotoğrafımız, yüzükle olan an, tribünden çekilmiş bir video… Her yer bizle doluydu.

“Ya şaka mı bu?!” diye bağırdım. “Berkan bizi çekip paylaşmış, hemde üzerine kocaman ‘dünya evine giriyorlar.’ diye paylaşmış!”

“Salak bu çocuk, yemin ederim mal!” diye bağırdı Barış.

Ben kahkahalarla gülmeye başladım, Barış da sinirle kafasını iki yana sallarken, gözlerinden gülmemek için kendini zor tuttuğu belliydi.

“Berkan elimden çekeceğini bilir artık!” dedi Barış, telefonunu çıkarıp ona mesaj yazmaya başladı. Ben hemen uzanıp telefonunu aldım.

“Hayırdır, düğün sabahı kavgaya mı gideceksin Barış Bey?” dedim, gülerek telefonunu havaya kaldırdım.

Barış bana baktı, sonra kendi kahkahasına yenik düştü. “Yeminle, soyunma odasında evlenme teklifi eden adamı, soyunma odası çetesine rezil etti şu an!”

Tam o sırada telefonuma yeni bir bildirim daha düştü. Bu sefer Okan Hoca’nın paylaştığı bir fotoğraf: “Gençlerimize mutluluklar diliyorum. Şampiyonluk bir yana, soyunma odasında aşk bir yana.”

Barış ekranı gördüğünde gözleri kocaman açıldı. “Hoca mı paylaştı?!”

“Yaktık kendimizi,” dedim. “Artık düğünde nikâh şahidimiz kesin Okan Hoca olur.”

Barış başını iki elinin arasına aldı. “Zaten davulcu İcardi, nikâh şahidi Okan Hoca, sağdıç Osimhen… Yeminle Galatasaray kulübüyle evleniyoruz resmen!”

&

Yazın bir kenara, Barış’ın evlenme teklifi ettiği gün; 18/05/2025