16. bölüm · Son Tişört/BAY

1.6

Sude Askm

Keyifli okumalarrr

&

İstanbul’a geleli tam 1 hafta olmuştu, her şey normal gidiyordu, İrem hâlâ Portekizdeydi fakat bu gece dönecekti.

Bugün günlerden Cumartesi olduğu için evdeydim ve Sude ile maç izlemek için yan yana oturmuş, bekliyorduk.

Bir süre sonra antrenman için oyuncular sahaya girdiğinde oturduğum yerde dikleştim ve Barış’ı izlemeye başladım.

Sahada ısınma hareketleri yapan oyuncuların arasında onu hemen seçtim. Üzerindeki antrenman tişörtüyle, her zamanki ciddiyetiyle topa odaklanmıştı. Sessizce izliyordum.

Sude yanımda sessizdi, ikimiz de aynı anda ekrana gömülmüştük. Arada gözlerimiz karşılaşıyordu ama konuşmaya gerek duymuyorduk. Her şey zaten oldukça sakindi.

Barış bir pas verdi, ardından takım arkadaşına doğru yöneldi. Ben ekrana biraz daha yaklaştım. Bu hâlini sevmiştim. Sessiz, odaklı ve uzak.

Bir anda elime telefonumu aldım. Barış’a mesaj atmak istedim ama vazgeçtim. Onun sahada olduğu bir anda dikkatini dağıtmak istemedim. Telefonu tekrar masaya koydum ve koltuğa yayıldım.

Bir süre sonra maç başladı fakat maçın ortalarına geldiğimizde, Barış kendini yere bıraktı.

Gözlerimi kocaman açtım. “Sakatlandı mı?” diye mırıldandım.

Sude hemen doğruldu, ekrana dikkatle bakmaya başladı. “Yok artık, bir şey olmuş gibi duruyor.”

Ben çoktan ayağa kalkmıştım bile. Kalbim deli gibi atıyordu, ellerim terlemişti. Kameralar Barış’a odaklanmıştı. Yerdeydi, dizini tutuyordu ama yüzü tam görünmüyordu.

“Sude” dedim, sesim titriyordu. “Ciddi mi sence?”

Sude hiçbir şey demedi. Gözleri hâlâ ekrandaydı. O sırada sağlık görevlileri sahaya girdi, takım arkadaşları etrafını sarmıştı. Barış ayağa kalkmayı denedi ama yüzündeki ifade yeterince şey anlatıyordu.

“Ben gidiyorum.” diye mırıldandım, Sude’nin bakışları bana döndü.

“Nereye?”

“Nereye olabilir, stada” dedim.

&

Maç daha yeni bitmişti, Barış ile konuşup bir şekilde içeri girmiştim, aceleyle onun yanına giderken, Sude de peşimdeydi.

Tam soyunma odasına girecektim ki, Sude’nin sesiyle duraksadım.

“Bütün takım arkadaşları içeride, girecek miyiz gerçekten?” aslında düşünülünce utanç vericiydi.

Kapının önünde durdum, elimi kapı koluna uzatmıştım ama tereddüt ettim. “Haklısın,” dedim kısık sesle, “Ama içim içimi yiyor. Gözümle görmeden rahat edemem.”

Sude derin bir nefes verdi, “Tamam ben bekliyorum burada, sen gir”

Gülümsemeye çalıştım, sonra yavaşça kapıyı araladım. İçerisi biraz kalabalıktı ama hemen gözüme Barış çarptı. Diğerlerinden biraz uzakta, bir bankta oturuyordu. Ayağında bandaj vardı, yüzü yorgundu ama beni görünce gözlerinde bir parıltı oluştu.

“Zeynep,” dedi şaşkınlıkla, bir yandan hafifçe doğrulmaya çalışırken.

Yanına ilerledim, “Otur otur, kalkma,” dedim hemen, yanına oturdum.

“Gelmene gerek yoktu gerçekten.” diye mırıldandığında elimi onun yanağına koydum ve baş parmağımla okşadım.

“Sen iyi misin?” diye mırıldandım.

“Niye kötü olsun yenge? Seni gördü düzeldi işte” Metehan’ın sesiyle güldüm ve ona baktım.

“Yenge demeler de başlanmış” diye fısıldadım Barış’a doğru, Barış kafasını eğip güldü.

Barış’ı bekledim bir süre, ayağı iyi olduğu için beraber çıktık dışarı, Sude arabada beklerken biz ise beraber sessiz bir köşede beraber yürüyorduk.

“Sen iyi misin?” diye sordum, kafamı hafifçe ona çevirerek.

Barış başını eğip gülümsedi, “Bunu sormak için mi geldin?” dedi, cevap vermedim.

Bir süre daha beraber yürüdük, bakışlarımı ona çevirdim, bakışlarımı hissetmiş olacak ki aniden durdu ve elleri belimi sardı.

“Zeynep” diye mırıldandı.

“Efendim” dedim onun gözlerine bakarken.

“Sence de bir ödülü hak etmedim mi?” dedi, ne olduğunu soramadan beni şaşırtan bir şey yapmıştı. Barış’ın dudakları yavaşça benimkilerime değdi.

Ne olduğunu bile anlayamadım fakat karşılık verdim, birkaç saniye sonra geri çekildiğinde, dudaklarımızı ayırdık.

“Çok mu ani oldu?” diye mırıldandı.

Sustum, çünkü deli gibi utanıyordum.

&

“Oha!” diye bağırdı İrem, dün gece gelmişti ve sabah olduğu gibi Barış ile yaşadıklarımı anlatmıştım.

“Madem öpüştünüz, sevgili olsanıza artık, ne bu yavaşlık?” dedi Sude

“Yavaşlık falan yok, dur Bir şeyler daha netleşsin önce,” dedim, biraz da utanarak. “Zaten birbirimize alışmaya çalışıyoruz, acele etmeye gerek yok.”

İrem ve Sude birbirlerine bakıp güldüler.

“Vay be, Zeynep sonunda aşkını bulmuş,” dedi İrem, gözlerini devirdi.

“Sen ne zaman bulacaksın aşkını?” dedi Sude dalga geçerek, İrem kaşlarını çattı.

“Kerem var ya Sude” dedi elindeki su şişesinden bir yudum alarak, Sude göz devirdi.

“Zeynep’in anlattıklarına göre iki flört değil de, iki düşman gibisiniz.” dedi dalga geçer gibi, gülmemi bastırdım ve onları dinlemeye devam ettim.

“Biz öyle anlaşıyoruz belki kızım, sana ne?”

&

Utanıyorum bb.