9. bölüm · Son Tişört/BAY
0.9
Keyifli okumalar
Tanıdıklarımız hariç hepsi gitmişti, masada Kerem, İrem, Sude, Yunus, Tuğçe, Barış ve ben vardık.
Aslında hepimiz dağılacaktık ama sohbet sarınca herkes oturmak zorunda kalmıştı, Tuğçeyi tanıyordum, Yunus’un sevgilisiydi. Hemen anlaşmıştık.
Tuğçe çayından bir yudum alırken bana döndü. “Zeynep, çocuklar seni çok seviyor. Özellikle Mete, gözlerinin içi parlıyordu sana bakarken.”
Gülümsedim. “Ben de onu çok seviyorum. Onun gibi bir öğrenciye sahip olmak, büyük şans.”
Barış, elimdeki kupaya bakarken sessizce ekledi. “Mete kadar biz de şanslıyız.”
Gözlerim istemsizce ona kaydı. Sözleri yumuşaktı, ama bakışları daha derindi. Herkesin içinde öyle bir şey söylemesi şaşırtmıştı beni.
Kerem o an sessizliği bozdu. “Zeynep’in öğretmenlik yaptığı anaokuluna bir gün ben de gideceğim. Çocuklar beni görünce bayılır herhalde.”
İrem kaşlarını kaldırdı. “Senin enerjin üç çocuğa bedel zaten. Aman dikkat, çocuklar korkmasın.”
Masada kahkahalar yükseldi. Sude, Kerem’in omzuna hafifçe vurdu. “Sen önce kendi yaş grubunla anlaş, sonra miniklere sıra gelir.”
Yunus araya girdi. “Bence şu an hepimizin enerji seviyesi üç yaşında, o pastadan sonra ben hâlâ şeker komasındayım.”
Gülüştük.
Kerem biraz öne eğildi, elindeki bardağı masaya bırakırken, “Bu kadar samimi bir grup uzun zamandır görmemiştim,” dedi. “Hani insan bir ortama girer de üç kişi telefonuyla oynar ya… burada herkes birbirine gerçekten bakıyor.”
İrem başını yana eğip gülümsedi. “Çünkü biz birbirimize laf sokmadan duramıyoruz. Telefona bakacak zaman kalmıyor.”
Sude kıkır kıkır güldü. “Ama haklısın Kerem, burası biraz, garip mutlu bir yer gibi.”
“Garip mutlu?” dedim kaşlarımı kaldırarak.
“Yani böyle her şey yolundaymış gibi değil ama yine de kalmak istiyorsun. Ne bileyim işte, huzurlu.”
Barış sessizce başını salladı. “İçinde tanıdık insanlar varsa, en yabancı yer bile ev gibi olur.”
Yine göz göze gelmiştik fakat bakışlarımı hızlıca çekmiştim ondan.
“Ben bu doğum günü sayesinde herkesi daha iyi tanımış oldum,” dedi Tuğçe. “Zeynep, özellikle seni.”
Başımı eğip mahcup bir gülümseme bıraktım. “Ben de çok mutlu oldum bugün. Mete’nin yüzü ne zaman gülerse, benimki de gülüyor.”
“Senin gülüşün biraz şey ama…” dedi Barış.
“Nasıl yani?” diye sordum hemen, kaşlarımı kaldırarak.
Barış bir an durdu, sonra başını yana eğdi. “İnsanın dikkatini dağıtıyor. Yani bir şey anlatıyorsun, ama ben ne dediğini kaçırıyorum bazen.”
Yunus hemen araya girdi. “Yok artık… biri Zeynep’i gülüşüyle tavladı.”
Herkes güldü ama ben bakışlarımı Barış’tan çekemedim. Çünkü o da bana bakıyordu. Şaka gibi başlayan şeyin altında daha fazlası vardı ve ikimiz de bunu biliyorduk.
Kerem havayı dağıttı. “O zaman öneriyorum, Zeynep haftada bir gün doğum günü yapsın. Pasta olur.”
“Fazla aç birisin.” dedi ve güldü İrem.
Bir süre daha sohbet ettikten sonra herkes gitmişti, Kızlara arabada beklemelerini söyledim ve Barışla yalnız kalmıştım.
“Güzel geçti değil mi?” diye sordum sessizliği bozmadan.
“Geçti,” dedi. “Senin sayende.”
“Ben bir şey yapmadım.”
“Yaptın,” dedi bir adım bana yaklaşarak. “Herkesi bir araya getirdin, Mete’yi mutlu ettin, beni de… biraz daha şaşırttın.”
Kaşlarımı kaldırdım. “Şaşırttım mı?”
“Evet. İnsanlara bu kadar içten dokunabilen birini daha önce bu kadar yakından izlememiştim. Hani… sadece gülümsemenle bir çocukla bağ kurabiliyorsun ya, bu bana çok şey anlatıyor.”
Boğazımı temizledim. “Kızlar bekler, ben gideyim.” dedim, kalmak istiyordum ama gitmem gerekirdi.
“Zeynep?” adımı söylemesiyle bakışlarımı ona çevirdim tekrardan.
“Efendim?”
“Yarın belki, Mete olmadan da görüşürüz?”
Kafamı hafifçe salladım, dudaklarımda belli belirsiz bir tebessüm vardı. “Belki,” dedim, ama içimde cevap çok daha netti.
“Görüşürüz” dediğinde gülümsedim.
Hızlıca kapıdan çıkıp arabaya ilerledim, yüzümde ki o saçma sırıtışla yürüyordum.
&
Ertesi sabah, pencerenin kenarından sızan güneş ışığı yüzüme vurduğunda gözlerimi araladım. Gülümseyerek gerindim. Dünkü doğum günü partisi zihnimde hâlâ tazeydi, Mete’nin kahkahaları, süslemeler, mumlar… ve Barış’ın bakışları.
Kalkıp mutfağa geçtim, kahvemi hazırlarken telefonuma gelen mesaj ekranı aydınlandı. “Barış” yazısını görünce istemsizce içim kıpırdadı.
Barış: “Günaydın. Kahvaltıya var mısın? Mete’siz. Sadece sen, ben, bir de iki kişi senle ben.”
Kahvemi karıştırırken tebessüm ettim. Cevap yazmadan önce biraz naz yapasım geldi ama içim o kadar hevesliydi ki rol yapacak hâlim yoktu.
Zeynep: “buluştuğumuzda yüzüme bakmayacaksın umarım, susmayız yani değil mi?”
Barış: “Ben susarsam, seni daha uzun süre izlerim. Sen susarsan… olmaz, senin sesin güzel.”
Kahvemi masaya bıraktım. Kalbim hızlı atıyordu ama huzurla. Üzerime rahat bir şeyler giyip hazırlanırken içimde garip bir heyecan vardı. Sanki sıradan bir kahvaltı değil, küçük bir başlangıçtı bu.
Yarım saat sonra, sahil kenarındaki küçük bir kafede buluştuk. Güneş denize yansıyor, hava tatlı tatlı ısınıyordu.
Barış beni görünce ayağa kalktı, her zamanki gibi sade ama çekici bir haldeydi. Üzerindeki açık renk gömlek rüzgârla hafifçe dalgalanıyordu.
“O liste yüzünden hâlâ rüyamda konfeti patlatıyorum,” dedi bana sandalye çekerken.
“Bugün liste yok,” dedim gülümseyerek. “Sadece kahvaltı.”
“Sadece kahvaltıysa, kahvaltının en güzel kısmı geldi.” dedi bana bakarken gözleriyle gülümseyerek.
Kahvelerimiz geldiğinde birkaç saniye sessiz kaldık. Bu sessizlik tuhaf değildi. Tatlıydı.
“Zeynep,” dedi sonra, “seni tanımak iyi geliyor.”
“Tanımaya daha yeni başladın, iyi gelen kısmın garantisi yok,” dedim ama kalbim çoktan onun cümlesine tutulmuştu.
“Bazı şeyler garantisiz daha güzel,” diye fısıldadı Barış.
“Maçlardan izlediğim kadarıyla hiç romantik bir adama benzemiyordun sen, hayırdır?” Barış söylediğim şeyle yüzündeki gülümsemeyi sildi.
“Kusura bakma ama anın içine sıçtın Zeynep” gülmemi bastırdım.
“Ne olacak? Bu ilişkinin de öküzü ben olurum.” dediğimde çapkınca gülümsedi.
“Ha sen bir ilişki olacağına eminsin yani?”
“Şansımızı zorlamasak mı?” dediğimde Barış güldü.
&
Kısa bir bölüm oldu ama şöyle düşünün iki bölüm attım?? ŞWÖDLWÖÖDWÖDMWÖDÖÖAÖDÖASÖ
Yazım hatası varsa söyleyin düzelteyim acele yazdım da🙂🙂
