44. bölüm / 46
Sevdam42. Bölüm
Bölümler 46Şu an: 42. Bölüm
- 1 Sevdam-Tanıtım104 kelime
- 2 1. Bölüm1.105 kelime
- 3 2. Bölüm1.379 kelime
- 4 3. Bölüm925 kelime
- 5 4. Bölüm774 kelime
- 6 5. Bölüm1.337 kelime
- 7 6. Bölüm847 kelime
- 8 7. Bölüm1.033 kelime
- 9 8. Bölüm1.283 kelime
- 10 9. Bölüm751 kelime
- 11 10. Bölüm683 kelime
- 12 11. Bölüm895 kelime
- 13 12. Bölüm612 kelime
- 14 13. Bölüm1.843 kelime
- 15 14. Bölüm1.064 kelime
- 16 15. Bölüm1.113 kelime
- 17 16. Bölüm682 kelime
- 18 17. Bölüm900 kelime
- 19 18. Bölüm765 kelime
- 20 19. Bölüm594 kelime
- 21 20. Bölüm608 kelime
- 22 21. Bölüm979 kelime
- 23 22. Bölüm700 kelime
- 24 23. Bölüm1.293 kelime
- 25 24. Bölüm686 kelime
- 26 25. Bölüm612 kelime
- 27 26. Bölüm693 kelime
- 28 27. Bölüm670 kelime
- 29 28. Bölüm612 kelime
- 30 29. Bölüm671 kelime
- 31 30. Bölüm726 kelime
- 32 31. Bölüm876 kelime
- 33 32. Bölüm607 kelime
- 34 33. Bölüm629 kelime
- 35 34. Bölüm527 kelime
- 36 35. Bölüm651 kelime
- 37 36. Bölüm590 kelime
- 38 37. Bölüm739 kelime
- 39 38. Bölüm674 kelime
- 40 39. Bölüm596 kelime
- 41 40. Bölüm465 kelime
- 42 41. Bölüm563 kelime
- 43 43. Bölüm563 kelime
- 44 42. Bölüm558 kelime · Okuduğun bölüm
- 45 43. Bölüm638 kelime
- 46 44. Bölüm547 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kapının arkasından gelen o ağır kilit sesi, Asaf’ın göğsüne kurşun gibi saplandı. Sırtını soğuk ahşap kapıya yaslamış halde koridordun zemininde otururken, ilk defa kendini bu kadar çaresiz, bu kadar enkaz altında kalmış hissediyordu. Trabzon’da kurşunların önüne göğsünü geren, namlı kabadayıları tek kelimesiyle dize getiren Asaf Bulut; tek bir kadının kırgın sessizliği karşısında yok olup gitmişti.
İçeride ise İrem, yatağın üzerinde dizlerini göğsüne çekmiş, karanlığa bakıyordu. Kulaklarında hâlâ hastane koridorlarında yankılanan kendi çığlıkları ve o soğuk ellerin baskısı vardı. Asaf’ın onu koruyamadığı gerçeği, zihnindeki o tek sığınağı da yerle bir etmişti. Kırgındı, öfkeliydi; ama en çok da yine yapayalnız kaldığı için canı yanıyordu.
Gece yarısına doğru evde tıkırtı bile duyulmuyordu.
Asaf, oturduğu yerden kalktı. Göğsündeki dikişler hastanedeki arbedede tamamen patlamıştı; siyah gömleği sargıların altından sızan kanla ağırlaşmıştı ama fiziksel acıyı hissetmiyordu bile. Yavaş adımlarla salona geçti. İrem’in her zaman oturduğu koltuğun karşısındaki ahşap sandalyeye oturdu.
Gözlerini kapının eşiğine dikti. Ne uyudu, ne bir yudum su içti. Sadece bekledi.
---
Ertesi sabah Maçka’nın üzerine gri, basık bir sis çöktü. İrem odasından çıktığında, salonda Asaf’ı aynı noktada, tek bir milim bile kıpırdamamış halde buldu. Asaf’ın gömleğindeki kurumuş kan lekelerini ve yüzündeki o ruhsuz, çökmüş ifadeyi gördü ama bakışlarını hızla kaçırdı.
İrem mutfağa geçip kendine bir bardak su aldı. Asaf, yerinden fırlayıp kızın peşinden gitmek, "Gülüm bir dinle" demek istedi ama İrem’in ona bakarken gözlerinde beliren o soğuk, yabancı ifade ayaklarını yere çiviledi. İrem, Asaf’ın varlığını tamamen yok sayıyordu. Yanından geçerken gölgesine bile bakmıyor, adamın aldığı derin, sıkıntılı nefesleri duymamazlıktan geliyordu.
İrem bardağı tezgâha koyup salona döndü. Pencerenin önüne geçip dışarıdaki sisi izlemeye başladı.
Asaf aralarındaki o mesafeyi koruyarak, sesi bir yalvarış gibi kısılarak konuştu:
"İrem..." dedi. "İster yüzüme tükür, ister bu evden kov... Ama beni böyle yok sayma dağ çiçeğim. Sen susunca bu ev üzerime yıkılıyor. Ben seni o ellerden söküp alamadım ya... O acı bana bir ömür yeter zaten. Kendi cezamı kendim keserim, yeter ki sen bir kelime et."
İrem pencere camına yansıyan Asaf’ın siluetine baktı. Yüzü buz gibiydi ama göz pınarları dolmuştu. Arkasını dönmeden, pürüzsüz ve mesafeli bir sesle konuştu:
"Caza kesmeni istemiyorum Asaf. Hiçbir şey istemiyorum."
"Bana bakmıyorsun bile..." dedi Asaf, sesi titreyerek.
İrem yavaşça arkasını döndü. Asaf’ın kanlı gömleğine, gözlerinin altındaki morluklara baktı. Yüreğinin bir cız ettiğini hissetti ama zihnindeki o travma zırhı duygularını bastırdı.
"Sana baktığımda..." dedi İrem, tane tane konuşarak. "Seni değil, o hastane odasını görüyorum Asaf. Beni tutan elleri, üzerime çöken o gölgeleri görüyorum. 'Ben buradayım, kimse sana dokunamaz' diyen adamın, beni o ellerin kucağına bırakışını görüyorum."
Asaf gözlerini kapattı. Kızın her kelimesi göğsüne inen bir balyoz gibiydi.
"Ölüyordun..." dedi Asaf, çenesi seğirerek. "Nefesin kesilmişti. Ne yapsaydım dağ çiçeğim? Göz göre göre kollarımda ölmene izin mi verseydim?"
"Keşke verseydin!" diye bağırdı İrem. Günlerdir içinde biriken o öfke patlamıştı. "Keşke bıraksaydın da ölseydim! O dokunuşları tekrar yaşamaktansa, o acziyeti tekrar hissetmektense ölseydim daha iyiydi!"
İrem’in dudaklarından dökülen bu ağır sözler, salondaki havayı bir anda buz kesti. Asaf olduğu yerde sallandı. Sevdiği kadının ağzından çıkan "Ölseydim" kelimesi, Asaf’ın ruhunu tamamen karanlığa gömdü.
İrem cümlesi biter bitmez odasına koştu ve kapıyı sertçe kapattı.
Asaf salonda tek başına kaldı. Dizlerinin bağı çözüldü, elini masanın kenarına dayayarak ayakta kalmaya çalıştı. Göğsünden sızan kan halıya damlarken, gözlerinden süzülen tek damla yaş masanın üzerine düştü. İrem’in güvenini kazanmak aylarını almıştı; ama o güvenin yıkılması tek bir geceye bakmıştı. Ve Asaf, o yıkıntının altında ezilerek nöbetine devam etmekten başka hiçbir şey yapamıyordu.
Bölüm etkileşimi
