ÖLÜLERİN FISILTISI kitap kapağı

9. bölüm / 26

9.BÖLÜM: ÇÖZÜLEN

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 9.BÖLÜM: ÇÖZÜLEN

Maltepe’deki huzurevinin kasvetli koridorlarından geçip 104 numaralı odanın kapısını açtıklarında, odadaki ağır ilaç kokusu yüzlerine çarptı. Pencere kenarındaki tekerlekli sandalyede, saçları dökülmüş, sol tarafı tamamen çökmüş yaşlı bir adam oturuyordu. Bu adam, yıllardır aranan katil, yani 'Gaddar Kazım'dı. Aybike ve Yiğit içeri girdiğinde, arkalarından süzülen Gülten aniden kaskatı kesildi. Hayaletin yüzündeki o her zamanki alaycı, cesur ifade bir anda yok oldu. Karşısında oturan yaşlı, aciz adamın varlığı, Gülten’in ruhunda kırk yıllık o dehşet gecesini tetiklemişti. Gülten’in görüntüsü aniden dalgalanmaya, bir televizyon ekranı gibi parazitlenip gidip gelmeye başladı. Bir hata koduna yakalanmış gibi kendi etrafında titriyor, "O... o..." diye fısıldarken sesi odanın içinde yankılanan bozuk bir banta dönüşüyordu. Korkudan adeta dijital bir bağa girmişti; ne hareket edebiliyor ne de gözlerini Kazım'ın sol bileğindeki o solmuş yılan dövmesinden ayırabiliyordu. Aybike, Gülten'in bu çaresiz halini görünce içindeki öfkenin büyüdüğünü hissetti. Hızla Kazım’ın tam karşısına dikildi ve rozetini gözünün içine soktu. "Kazım Kara. Cinayet bürodan Komiser Aybike ben. 1986 yılı, Karaköy pavyonu... Gülten’i hatırladın mı?" Kazım, ağır hareketlerle başını kaldırdı. Sol tarafı tamamen felçliydi ama sağ gözünde ve yüzünün sağlam kalan kısmında hala o eski gaddarlığın kırıntıları vardı. Konuşurken sesi hırıltılı, derinden ve kelimeleri sürükleyerek çıkıyordu ama bilinci tamamen yerindeydi. "Gülten..." diye mırıldandı yaşlı adam, dudaklarının sağ kenarı çarpıkça büküldü. "Hatırlamaz mıyım? Hiç aklımdan çıkmadı ki..." "Sen öldürdün onu değil mi?" diye bastırdı Aybike, masaya vurarak. "Neden yaptın Kazım? Ve bu kadar sene adaletten nasıl kaçtın, nasıl ortaya çıkmadı bu?" Kazım, ağır hareketlerle başını kaldırdı. Sol tarafı tamamen felçliydi; gözlerinden o eski gaddarlığın yerini, senelerin vicdan azabının getirdiği bitkinlik ve çaresizlik almıştı. Konuşurken sesi hırıltılı, derinden geliyor ve kelimeler dudaklarından dökülürken adeta canı acıyordu. "Gülten..." diye mırıldandı yaşlı adam. Gözleri doldu, bakışları masadaki vesikalık fotoğrafa kilitlendi. "Hatırlamaz mıyım? Bir gün bile aklımdan çıkmadı ki... Her gece rüyama girdi." "Sen öldürdün onu değil mi?" diye bastırdı Aybike, masaya vurarak. "Neden yaptın Kazım? Kazım derin, titrek bir nefes aldı. Sağ eliyle tekerlekli sandalyenin kenarını sıkarken gözünden bir damla yaş süzüldü. "Gençlik... Gözümü bürüyen o kara sevda, o pavyon pisliği beni bir canavara dönüştürdü, komiser kızım. Öldürdüm, evet... Ellerim kırılsaydı da dokunmasaydım ona. Benden başkasına yar olmasın istedim, öyle cahildim, öyle gaddardım ki... O gece odasına girdim, direndi. 'Bırak peşimi' dedi. Gözüm döndü, belimdeki emaneti çektim. O kadar çok kan aktı ki... O gün orada sadece Gülten'i değil, kendi insanlığımı da öldürdüm." Yaşlı adam başını öne eğdi, omuzları pişmanlıkla sarsılıyordu. "Ertesi gün pavyonun patronu Cevat olayın üstünü örttü. Polislere paralar yedirdi, beni günlerce bodrumda sakladı. Sonra sahte bir kimlikle İstanbul dışına kaçırdı beni. Kimse arkamı aramadı, dosya tozlu raflarda kaldı. Devlet beni bulmadı, cezamı kesmedi ama... Allah kesti komiserim. İlahi adalet işte. Altı yıl önce bu felç vurdu beni. Senelerdir her gün, her saniye o anı, onun çığlıklarını yaşayarak bu sandalyede çürüdüm. Benim cezaevim bu beden oldu. Keşke o gün beni yakalasalardı, keşke bu azabı otuz yıl çekmeseydim... Çok pişmanım, çok..." Yiğit, elindeki ses kayıt cihazını kapatırken yüzünde buruk bir zafer ifadesi vardı. "Her şey kayıtta komiserim. İtirafı kendi ağzıyla yaptı," dedi. Ancak Aybike’nin yüzü sevinçten uzaktı. Kaşlarını çatmış, derin düşüncelere dalmıştı. Cebinden telefonunu çıkarıp emniyetteki hukuk masasından bir arkadaşını hızlıca aradı. Durumu, davanın tarihini ve şüphelinin kimliğini kısaca aktardı. Telefonun diğer ucundan gelen ses, Aybike'nin yüzündeki tüm umudu silip süpürdü. Aybike telefonu kapatıp dişlerini sıktı. "Kahretsin..." diye mırıldandı sesi öfkeyle titreyerek. Yiğit şaşkınlıkla sordu: "Ne oldu komiserim? Aldık ya işte katili?" "Alamadık Yiğit," dedi Aybike, gözlerini pişmanlıktan ağlayan Kazım’a dikerek. "Zaman aşımı... Türk Ceza Kanunu’na göre 1986 yılındaki bir cinayetin dava zamanaşımı süresi çoktan dolmuş. 40 yılı geçmiş. Hukuken bu adama hiçbir şey yapamayız. Dosya kapandı ama ceza veremeyiz. Elimizi kolumuzu bağlıyorlar!" Yiğit duyduklarıyla sarsıldı. "Nasıl yani? Adam buradaki cinayeti itiraf ediyor ama yasalar yüzünden serbest mi kalacak? Bu bunak cezaevine girmeyecek mi?" Tekerlekli sandalyedeki Kazım, bu sözleri duyunca gözlerini Aybike’ye çevirdi. Yüzündeki pişmanlık ifadesi yerini derin bir dehşete bıraktı. "Hayır..." diye hırıldadı yaşlı adam, titreyen sağ eliyle Aybike’nin ceketinin ucunu yakalamaya çalışarak. "Lütfen... Beni buradan alın. Hapse atın, hücreye koyun ama beni bu sandalyede, bu odada bırakmayın! Ben her gece onun çığlıklarını duyuyorum. Cezamı çekmek istiyorum, yalvarırım kurtarın beni bu azaptan!" Tam o sırada, odanın içindeki hava aniden ağırlaştı. Pencereler tıkırdamaya, lambalar hafifçe kırpışmaya başladı. Dijital bugdan tamamen kurtulan hayalet Gülten, yavaşça Kazım’ın tam tepesine doğru süzüldü. Yüzünde artık korku yoktu; aksine, ilahi bir adaletin getirdiği mutlak bir soğukluk vardı. "Yasalar seni kurtarabilir Kazım..." diye fısıldadı Gülten. Sesi sadece odadaki havayı titretmekle kalmadı, Kazım’ın doğrudan ruhuna işledi. "Ama ben seni asla bırakmayacağım." Kazım aniden gözlerini havaya, tam Gülten’in durduğu (ama göremediği) boşluğa dikti. Göğsü hızla inip kalkmaya başladı. Sağ eli boğazına gitti, sanki nefes alamıyormuş gibi çırpınmaya başladı. Sol tarafı zaten felçliydi, şimdi ise sağlam olan sağ tarafı da kaskatı kesiliyordu. Gözbebekleri büyüye bildiği kadar büyüdü, yüzü morarmaya başladı. Huzurevi odasındaki kalp monitörü ya da acil durum cihazı olmasa da, odadaki herkes Kazım’ın o an bir kriz geçirdiğini anladı. Adam kendi vicdanının ve Gülten’in varlığının ağırlığı altında eziliyordu. Felçli bedeni bu devasa korkuya daha fazla dayanamadı. Son bir kez hırıldadı, gözleri tamamen arkaya kaydı ve tekerlekli sandalyesinde geriye doğru yığıldı. Kendi vicdanı ve otuz yıllık hayaletin gölgesi, ona yasaların veremediği en ağır cezayı oracıkta, o saniyede kesmişti. Kazım’ın kalbi durmuştu. Gülten, Kazım’ın cansız bedenine bakıp derin bir nefes aldı. Üzerindeki o pavyon elbisesi, yerini bembeyaz, parıldayan bir ışığa bıraktı. Yüzünde tarifsiz bir hafiflikle Aybike’ye döndü. "Teşekkür ederim Aybike..." diye fısıldadı, sesi odanın içinde yankılanıp yavaşça sönümlenirken. "Beni duyduğun ve buraya getirdiğin için... Artık gidebilirim." Gülten’in silueti kayboldu

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…