ÖLÜLERİN FISILTISI kitap kapağı

28. bölüm / 26

26.BÖLÜM: SAHAYA DÖNÜŞ VE KİBİRLİ DUVARLAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 26.BÖLÜM: SAHAYA DÖNÜŞ VE KİBİRLİ DUVARLAR

Bilek güreşindeki o ezici şokun ardından Yiğit, kızarmış elini saklamaya çalışarak montunu alelacele üzerine geçirdi. Yüzü bozulmuş, sahadaki o mutlak erkeklik gururu fena halde incinmişti. Simge ve Can ortamdaki gerilimi dağıtmak için poşetleri toparlarken, ekip "Geçmiş olsun komiserim," diyerek yavaşça evden ayrıldı. Yiğit çıkarken Erkan’a öyle bir dik dik baktı ki, Erkan sadece cool bir tebessümle ona kapıyı gösterdi.
Kapı kapandığında evde yeniden o büyüleyici, baş başa sessizlik kaldı. Erkan, Aybike’nin yanına adımladı. İzin gününün geri kalanında koltuktaki o tatlı flörtöz hava, yerini derin ve huzurlu bir sohbete bıraktı. Erkan, Aybike’nin ilaçlarını içirdi, sargısını kontrol etti. Birbirlerinin gözlerinin içine bakarak sessizce vakit geçirdiler. Aybike, bu adamın yanında ilk defa kalkanlarını tamamen indirmişti.
Ancak ertesi sabah, Aybike’nin içindeki o dahi cinayet büro polisi tamamen uyandı. Evde yatakta dönüp durmaktan sıkılmıştı, omzundaki sızı umurunda bile değildi. Gizlice evden çıktı. İlk durağı, sahildeki o terkedilmiş, eski yalının iskelesiydi.
Aybike iskelenin kırık tahtaları üzerinde durup denizin hırçın dalgalarını izledi. Çevredeki sarı olay yeri inceleme şeritleri rüzgarda uçuşuyordu. Etrafa dikkatle baktı; maktul kızın göğsüne kazınan o üçgen sembolünü düşündü. Henüz ortalıkta beliren bir hayalet yoktu ama havadaki o tekinsiz koku, büyük bir pisliğin döndüğünü fısıldıyordu. Burada daha fazla vakit kaybetmeden doğrudan emniyet binasına geçti. Cinayet büro katından içeri adım attığı an koridorda bir alkış tufanı koptu.
"Komiserim!" diye bağırdı Hakan, elindeki çay bardağıyla havaya zıplayarak.
"Döndünüz valla gururumuz!" diye haykırdı Can. Tüm arkadaşları etrafını sarıp neşeyle sevinirken, Aybike askıdaki kolunu hafifçe silkeleyip gülümsedi. "Yatmak bize göre değil, sahaya döndüm."
Hemen ardından en zorlu bölüme, Seda Müdür’ün makam odasına daldı. Seda Müdür başını dosyalardan kaldırıp Aybike’yi karşısında görünce kaşlarını adeta bir bariyer gibi çattı. Öfkeden yanakları kızardı.
"Aybike! Senin evde yatakta olman gerekiyordu, ne işin var burada?!" diye kükredi Seda Müdür.
Aybike sağlam eliyle masaya yaslanıp dik bir duruş sergiledi. "Müdürüm, o üniversiteli kız davası varken evde duramazdım. Göreve dönüyorum, iyiyim ben."
Seda Müdür derin bir sabır çekti. Kızın bu bildiği deli fişek inadı karşısında pes etmek zorunda kalacağını biliyordu. Masadan kalkıp Aybike’nin tam karşısına dikildi. "Tek bir şartım var sarışın," dedi, parmağını kıza doğru sallayarak. "O kolunu zorlamak, sahada şov yapmak yok! Eğer dikişlerini patlatırsan yemin ederim seni kendi ellerimle vururum, bir daha da büroya adım attırmam!"
Aybike rahat bir nefes alarak sırıttı. "Sağ olun müdürüm."
"Annen Beril’e de durumu ben haber veririm, kadının yüreğine indirme sabah sabah," diye ekledi Seda Müdür. Aybike içten bir minnetle, "Sağ ol müdürüm," diyerek odadan çıktı.
Büroya döndüğünde ekibi masanın etrafına topladı. Can, Simge ve Yiğit yerlerini almıştı. "Evet çocuklar, şu şaibeli Aura Klinik’i konuşuyoruz," dedi Aybike, haritayı masaya sererek.
O sırada Yiğit, dünkü mağlubiyetin ezikliğini kapatmak ve Aybike’nin gözüne yeniden girmek için adeta pervane olmuştu. Masaya her beş dakikada bir yanaşıyor, "Komiserim sıcak kahveniz," diyerek bardağı bırakıyor, iki dakika sonra "Kan şekeriniz düşmesin," diye en sevdiği çikolataları önüne yığıyordu. Aybike onun bu aşırı evhamlı, ara ara su ve çikolata taşıyan haline hafifçe gülüp "Sağ ol Yiğit," diyerek dosyaya odaklandı. Saatler süren siber ve hukuki yazışmaların ardından, siber suçlardan beklenen o büyük haber geldi: Aura Klinik için resmi arama izni çıkmıştı!
Aybike, Yiğit ve arkalarındaki sivil polis ordusu hiç vakit kaybetmeden araçlara atlayıp kliniğin o lüks, devasa binasının önüne geldiler. Kapıdaki güvenlikler polis otolarını görünce neye uğradığını şaşırırken, Aybike önde, kolu askıda ama gözleri çakmak çakmak içeri daldı.
Kliniğin başhekimi olan ve maktulün son görüştüğü o meşhur psikolog, lüks odasından ağır adımlarla koridora çıktı. Üzerindeki ipek gömleği, burnundan kıl aldırmayan o kibirli aristokrat tavrıyla polislere tepeden baktı. Absürt, aşırı ağdalı ve yapay bir entelektüel aksanla konuşmaya başladı.
"Mon cher... Bu ne bedevi bir gürültü böyle?" dedi kibirli doktor, parmaklarındaki pahalı yüzükleri düzelterek. "Burası elit bir şifa mabedi, sizin o varoş karakollarınıza benzemez. Hangi cüretle benim nezih danışanlarımın aurasını bu kaba saba postallarınızla kirletiyorsunuz? Derhal terk edin burayı, yukarıda çok nüfuzlu dostlarım var, canınızı sıkarım."
Yiğit öfkeyle ileri atılacakken Aybike sağ eliyle ortağını durdurdu. Dudaklarında alabildiğine alaycı, serseri bir tebessüm belirdi. Cebinden çıkardığı o ıslak imzalı, kırmızı mühürlü arama iznini kibirli doktorun tam burnunun ucuna kadar uzattı.
"Bak bakalım 'mon cher'..." dedi Aybike, sesindeki o sokaktan gelen ezici tonla. "Bu elimdeki kağıt senin o yukarılardaki nüfuzlu dostlarının aurasını bile delip geçer. Şimdi o kibirli çeneni kapatıyorsun ve yavaşça kenara çekiliyorsun. Bu kliniği altını üstüne getirene kadar arayacağız. Dağıtın lan burayı!"
Kibirli doktor, arama iznindeki o mahkeme mührünü ve Aybike’nin gözlerindeki o insanı yok eden polis kararlılığını görünce anında yutkundu. O burnundan kıl aldırmayan havalı duruşu tek bir saniyede söndü. Rengi kireç gibi olurken, mecburiyetle ve korkuyla geri çekilip polislere yolu açmak zorunda kaldı. Aura Klinik’in o parlak koridorlarında büyük arama başlarken, ters üçgen sembolünün arkasındaki o karanlık sırlar ilk defa gün yüzüne çıkmak üzereydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…