ÖLÜLERİN FISILTISI kitap kapağı

13. bölüm / 26

13. BÖLÜM: DEPLASMANDA İLK RAUNT

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 13. BÖLÜM: DEPLASMANDA İLK RAUNT

Mekanın pencerelerinden içeri sızan hafif deniz kokusu, fonda çalan eski Türkçe şarkıların tınısıyla birleşiyordu. Erkan, altındaki jilet gibi pantolona ve marka ceketine rağmen buranın o ahşap, mütevazı havasına şaşırtıcı bir şekilde uyum sağlamıştı. Aybike ise kendi çöplüğünde olmanın verdiği o rahatlıkla deri ceketinin önünü açmış, kollarını masaya dayamıştı. Artık o resmiyet, o klinikteki mesafeli "bey" ve "hanım" lafları çoktan masadan kalkmıştı. İki eski dost gibi, ya da birbirini yeni keşfeden iki insan gibi rahatça konuşuyorlardı. Sıcak mezeler ve taze balıklar masaya geldiğinde, Aybike çatalıyla tabağındaki yeşillikleri kurcalarken Erkan’a baktı. "Eee Erkan? Alışık mısın böyle mahalle arası yerlere, yoksa Nişantaşı dışında nefes alamıyor musun?" Erkan kaşlarını kaldırıp kadehinden bir yudum aldı. Gözlerini Aybike’nin yüzüne dikti. O kadar güzel, o kadar içten bakıyordu ki, profesyonel psikolog maskesini tamamen bir kenara bırakmıştı. Gözlerinde sadece karşısındaki kadına duyduğu o saf hayranlık vardı. "Beni küçümseme Komiser," dedi Erkan, gülümseyerek. "Amerika'da okurken çok salaş liman kasabalarında kaldım ben. Buranın enerjisi, buradaki sohbet... Nişantaşı'ndaki en lüks restorandan çok daha keyifli." Aybike, adamın o derin ve güzel bakışları karşısında içinin tuhaf bir şekilde ısındığını hissetti. Yanaklarına hafif bir pembelik yürürken, bunu belli etmemek için hemen bakışlarını kaçırdı ve masadaki mezelerle ilgileniyormuş gibi yaptı. O serseri, dikbaşlı komiser, Erkan’ın bu samimi duruşu karşısında ilk defa tatlı tatlı utanıyordu ama o meşhur gururu yüzünden bunu asla dışarı vurmuyordu. Başını kaldırıp Erkan’a meydan okur gibi gülümsedi. "Bak sen... Desene bizim sokaklar seni bozmadı," dedi Aybike, sesindeki o muzip tonu koruyarak. Konuşma öyle güzel, öyle akıcı ilerliyordu ki, saatlerin nasıl geçtiğini ikisi de fark etmedi. Aybike, hayatında ilk defa bir adamın yanında bu kadar rahat güldüğünü, dosyaları ve kafasındaki o ağır yükleri bir anlığına tamamen unuttuğunu fark etti. Erkan’ın esprilerine eşlik ediyor, o da kendi şube anılarından komik hikayeler anlatıyordu. İkisi de bu geceden, birbirlerinin sesini duymaktan inanılmaz bir keyif alıyordu. Masadaki sohbet öyle akıcı, öyle keyifli ilerliyordu ki Aybike hayatında ilk defa bir adamın yanında bu kadar rahat güldüğünü hissediyordu. Erkan’ın o hayranlık dolu, güzel bakışları karşısında içten içe utansa da serseri gururu yüzünden bunu asla dışarı vurmuyor, sürekli laf cambazlığıyla durumu kapatıyordu. "Müsaadenle doktor," dedi Aybike, masasındaki bardağı bırakıp ayağa kalkarak. "Bir lavaboya gidip geleyim, sohbet esnasında çok daldık." Erkan hafifçe gülümsedi. "Bekliyorum Komiser, buralardayım." Aybike, lokantanın ahşap koridorundan geçip lavaboya doğru yöneldi. Aynada saçlarını şöyle bir düzeltip yanaklarındaki o tatlı pembeliğe baktı. Kendi kendine, "Kızım Aybike, saçmalama, altı üstü bir yemek işte," diye fısıldadı. Lavabondan çıkıp koridora adım attığı an, yan masalarda tek başına oturan, oldukça düzgün giyimli, kibar görünüşlü otuzlarında bir adam nazikçe ona doğru adımladı. Yüzünde son derece saygılı ve centilmen bir tebessüm vardı. "Kusura bakmayın, sizi rahatsız etmek istemem," dedi adam, ses tonunu oldukça kibar tutarak. "Ama dükkana girdiğiniz andan beri enerjiniz ve güzelliğiniz çok dikkatimi çekti. Eğer hayatınızda biri yoksa, size bir kahve ikram etmek, sizinle tanışmak isterim." Aybike, karşısındaki adamın bu son derece medeni ve kibar yaklaşımı karşısında bir an afalladı. Sert bir polis refleksi göstermesini gerektirecek hiçbir durum yoktu; adam gayet düzgünce şansını deniyordu. Tam dudaklarını aralayıp kibarca "Teşekkür ederim ama..." diyecekti ki, arkasından gelen o tanıdık, kadife gibi pürüzsüz ama bu kez buz gibi keskin olan ses koridorda yankılandı. "Maalesef arkadaşım," dedi Erkan, ağır ama kendinden emin adımlarla ikisinin ortasına süzülerek. Erkan, o jilet gibi ceketinin cebine tek elini sokmuş, yüzüne son derece profesyonel ama bir o kadar da sahiplenici bir tebessüm yerleştirmişti. Geniş omuzlarıyla Aybike’nin hemen yanında yerini alırken, elini çok doğal, çok zarif bir hareketle Aybike’nin belinin hafifçe arkasına yerleştirdi. Dokunuşu mülkiyet ilan eder gibi netti. Koyu renk gözlerini, karşısındaki adama dikti. "Kendisi bu akşam benimle tanışmayı tercih etti. Ve dürüst olmak gerekirse, kahve faslını çoktan geçtik," dedi Erkan. Sesi o kadar cool, o kadar kendinden emin ve tehlikeli bir sakinlikte çıkmıştı ki, koridordaki havayı bir anda değiştirdi. Kibar adam, Erkan’ın bu karizmatik duruşu, sarsılmaz özgüveni ve Aybike’nin belinin arkasındaki o korumacı eli karşısında durumu anında kavradı. Hiç bozuntuya vermeden ellerini hafifçe kaldırdı. "Anlıyorum, kusura bakmayın. Harika bir akşam geçirmeniz dileğiyle," diyerek nazikçe masasına geri döndü. Koridorda baş başa kaldıklarında Erkan elini yavaşça kızın arkasından çekti ama gözlerini Aybike’nin yüzünden ayırmadı. Göğsü, o her ne kadar saklamaya çalışsa da içindeki o ani kıskançlığın verdiği ritimle hafifçe inip kalkıyordu. Profesyonel psikolog, hayatında ilk defa bir kadını kaybetme düşüncesiyle içindeki o ilkel kıskançlık duygusuna yakalanmıştı. Aybike ise karşısındaki bu adamın, o her şeyi mantıkla çözen dahi psikoloğun sırf kendisi için nasıl sessiz ve karizmatik bir canavara dönüştüğünü görünce içten içe tamamen darmadağın olmuştu. Erkan’ın o bağırmadan, çağırmadan, sadece duruşuyla dünyayı dize getiren erkekçe kıskançlığı, içindeki tüm o serseri defansı tek bir saniyede eritivermişti. Erkan hafifçe gülümsedi, kızın bu tatlı ve utangaç haline Masaya doğru yürürken Aybike’nin o küçük elini bu kez herkesin gözü önünde, sıkıca kavradı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…