Bölümler 26Şu an: 1. BÖLÜM: RADARINDAKİLER VE ARKANDAKİLER
- 1 1. BÖLÜM: RADARINDAKİLER VE ARKANDAKİLER1.158 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. BÖLÜM: BİR YATIRIM RİSKİ OLARAK İLK SEANS643 kelime
- 3 3. BÖLÜM: ZIT KUTUPLARIN SORGUSU577 kelime
- 4 4. BÖLÜM: GEÇMİŞİN GÖLGELERİ VE FISILTILAR1.054 kelime
- 5 5. BÖLÜM: SATRANÇTA İLK HAMLE530 kelime
- 6 6. BÖLÜM: KAFEDEKİ HESAPLAR634 kelime
- 7 7. BÖLÜM: GEÇMİŞİN TOZLU SAYFALARI747 kelime
- 8 8. BÖLÜM: ARŞİVDEKİ İLK ŞOK1.027 kelime
- 9 9.BÖLÜM: ÇÖZÜLEN902 kelime
- 10 10.BÖLÜM: GDB1.300 kelime
- 11 11.BÖLÜM: RUHUN ŞANTAJI2.094 kelime
- 12 12.BÖLÜM: İKİNCİ SEANS1.059 kelime
- 13 13. BÖLÜM: DEPLASMANDA İLK RAUNT774 kelime
- 14 14.BÖLÜM: KALKANLARIN ARKASINDA607 kelime
- 15 15. BÖLÜM: EMNİYETİN GÖLGESİ547 kelime
- 16 16.BÖLÜM: LİMAN OPERASYONU1.666 kelime
- 17 17.BÖLÜM: BEKLENMEYEN532 kelime
- 18 18.BÖLÜM: KISKANÇ431 kelime
- 19 19. BÖLÜM: GECE NÖBETİ1.565 kelime
- 20 20.BÖLÜM: SESLER467 kelime
- 21 21. BÖLÜM: SABAHA KARŞI1.055 kelime
- 22 22. BÖLÜM: YARIM KALAN HESAP547 kelime
- 23 23. BÖLÜM: EV939 kelime
- 24 24.BÖLÜM: KALANLAR VE ANLATILANLAR1.170 kelime
- 25 25.BÖLÜM: ATIŞMA1.612 kelime
- 26 26.BÖLÜM: SAHAYA DÖNÜŞ VE KİBİRLİ DUVARLAR764 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
7 yaşındaki bir çocuğun karanlıktan korkması normaldir. Ama yedi yaşındaki Aybike, karanlıktan değil, karanlığın içinden çıkıp odasının köşesinde bağdaş kuran insanlardan korkuyordu. İlk gördüğü hayalet, karşı komşuları İsmail Efendi’ydi. Kalp krizinden öldüğü günün gecesi, Aybike’nin yatağının ayakucuna oturmuş, mavi morarmış dudaklarıyla sırıtmıştı. Aybike o gece çığlık bile atamamış, yorganı kafasına çekip sabaha kadar titrememişti. Ertesi gün annesine, "İsmail amca odamdaydı, mutfak dolabının üstündeki un eleğini geri istiyor" dediğinde, annesinin elindeki çay bardağı yere düşüp paramparça olmuştu. Sonrası tam bir kabustu. Annesi Beril, kızının delirdiğini düşünerek onu hastane hastane, doktor doktor gezdirmişti. O beyaz odalarda, masanın arkasında oturan ve kendisini inceleyen o gözlüklü doktorların bakışlarını Aybike hiç unutmadı. Beril Hanım otuz yıllık vizyoner bir bankacıydı; hayatı risk yönetimi, bilançolar ve kesin verilerle geçmişti. Ancak kızının bu durumu, onun hayatındaki en büyük "sistem hatası"ydı. Üstelik Beril öyle asil, öyle yaşını göstermeyen, kuğu gibi narin bir kadındı ki, hastane koridorlarında yan yana geldiklerinde herkes Aybike’yi abla, Beril’i ise genç kız gibi duran küçük kardeş sanıyordu. kadının hastane koridorlarında hıçkıra hıçkıra ağlayışı, "Benim kızım hasta mı yani? Aybike’nin çocuk kalbine bir bıçak gibi saplanmıştı. Götürdükleri hiçbir doktor mantıklı bir teşhis koyamamış, kimi ağır şizofreni demiş, kimi hayal gücü demişti. Verilen ilaçlar Aybike’yi yaşayan bir ölüye çevirince, küçük kız sırf annesi daha fazla ağlamasın ve o soğuk hastane odalarına geri dönmesin diye hayatının ilk büyük yalanını söyledi: "Anne, artık kimseyi görmüyorum. Geçti." Geçmemişti. Sadece Aybike büyüdükçe bu lanetle yaşamayı, ölüleri görmezden gelmeyi ve çığlıklarını içine atmayı öğrenmişti. Büyüdüğünde ise bu laneti bir silaha dönüştürmeye karar verdi: Polis olacaktı. Ölüleri susturmanın, o huzursuz ruhları geldikleri yere göndermenin tek yolu yarım kalan işlerini bitirmek, yani katillerini bulup adalete teslim etmekti. Zamanla Uzak Doğu dövüş sanatlarında ustalaştı, emniyetin en gözü kara, en sarsılmaz insanı cinayet büronun dahi komiseri haline geldi. Kimse onun ölülerden kopya çektiğini bilmiyordu; suçlular onun radarına girdi mi kaçışları yoktu, hepsini kendi elleriyle paketleyip hapse yolluyordu.
Günümüz İstanbul Sokakları
"Dursana şerefsiz! Canını acıtmayacağım, bir dur!"
Aybike, Eminönü’nün dar, kalabalık ve labirent gibi sokaklarında, önünde nefes nefese koşan cinayet şüphelisinin peşinden adeta uçuyordu. Üzerindeki deri ceketi rüzgarda savruluyor, postallarının beton zeminde çıkardığı sesler dar sokaklarda yankılanıyordu. Önündeki adam, iki sokak arkada bıraktıkları cinayetin bir numaralı şüphelisiydi ve Aybike'nin elinden kaçabileceğini sanıyordu. Şüpheli adam, önüne çıkan çöp konteynerini Aybike’nin yoluna doğru devirdi. Aybike hızını hiç kesmeden, profesyonel bir parkur sporcusu gibi konteynerin üzerinden tek hamlede sıçradı ve havada bir takla atarak yere bastı. Koşmaya devam ederken arkasından bağırdı:
"Ulan tamam, azıcık ağzını burnunu kıracağım o kadar! Fazla bir şey yapmayacağım, dur diyorum sana!"
Adam arkasına bakıp dehşet içinde daha da hızlandı. Aybike’nin dövüş sanatlarındaki ününü karakoldaki tüm suçlular bilirdi; onun eline düşmektense hücrede çürümek daha cazipti. Aybike adamı tam köşede sıkıştıracağını anladığı an, hızını iki katına çıkardı. Tam o sırada, yolun ortasında, üzerinde eski bir balıkçı kıyafeti olan ve karnından kanlar sızan bir adamın hayaleti belirdi. Hayalet, koşan şüpheliyi işaret ederek Aybike'ye doğru bağırdı: "Komiser kız! Arkadaki ara sokağa sapacak, dikkat et! Beni o bıçakladı!" Aybike, normal bir insanın göremeyeceği bu hayalete gözlerini devirdi, adımlarını bozmadan hayaletin içinden geçip gitti. İçinden, "Sırasını seveyim senin de ya, tam zamanı!" diye homurdandı. Maktulün hayaleti haklıydı; şüpheli tam sağdaki dar, çıkmaz sokağa doğru kırıyordu. Aybike son bir gayretle ileri fırladı. Duvardan destek alıp havaya yükseldi ve adamın sırtına uçan tekmeyi indirdi. Adam büyük bir gürültüyle yere serilirken, Aybike çevik bir hamleyle adamın üzerine çöktü, tek eliyle adamın kolunu arkaya doğru kıvırıp omzunu kilitledi. Cebinden kelepçeyi çıkarıp "Çıt" sesiyle adamın bileğine geçirdi. Nefes nefese adamın kulağına eğildi: "Ben sana canını acıtmayacağım demedim mi? Niye yoruyorsun beni?" Arkasından gelen ayak sesleriyle başını kaldırdı. Yardımcısı Yiğit, elinde silahıyla sokağa fırlamıştı. Nefes nefese, ama gözlerinde her zamanki o hayranlık dolu bakışla Aybike’ye baktı. "Yine harikasınız komiserim," dedi Yiğit "Telsizden anonsu duyar duymaz geldik ama... Yine kaçamamış." Aybike adamın üzerinden kalkıp üstünü başını silkeledi, Yiğit’e havalı bir gülümseme sundu. "Alın şu pisliği karakola götürün. Benim bı işim çıktı." Kafeden içeri girdiğinde, çocukluk arkadaşı ve sosyete avukatı Ozan’ı köşedeki masada, önündeki tabletten bir davanın evraklarını incelerken buldu. Üzerindeki jilet gibi takım elbisesi ve kusursuz taranmış saçlarıyla tam bir flörtöz avukat gibi duruyordu. Aybike ceketini sandalyenin arkasına asıp karşısına oturduğunda, Ozan kafasını kaldırıp sırıttı. "Geldin mi bizim cinayet büronun gururu? Üstün başın yine toz içinde. Kimin canını yaktın yine?" "Hiç sorma, maktulün teki tam suçluyu paketlerken önüme çıkıp yön tarif etti," dedi Aybike bıkkınlıkla. "Ama asıl dert o değil Ozan. Annem Beril Hanım yine yapacağını yapmış. Seda müdürle arkamdan iş çevirmişler. Bu psikolog Erkan randevusu kesinleşti. Gitmezsem beni arşive sürecekler." Ozan elindeki tableti masaya bırakıp kahkahayı bastı. "Kızım Beril Hanım’dan bahsediyoruz, ne bekliyordun ki? Seni de bankanın batık kredisi gibi görüyor şu an. 'Kızımın akıl sağlığı bilançosunda açık var, hemen Erkan Bey'e gidip o hesabı kapatmalı' kafasında kadın!" Aybike gözlerini devirdi. "Komik mi Ozan? Adam Amerika'da okumuş, aşırı rasyonel bir tipmiş. Seansa girdiğimde ne yapacağım ben?" "Seansa girdiğinde sakın odadaki boş köşelere bakıp kendi kendine konuşma," diye uyardı Ozan, göz kırparak. "Eğer adam senin ölüleri gördüğünü anlarsa, Beril Hanım o bankacı kafasıyla seni doğrudan akıl hastanesine vadeli yatırır, benden söylemesi." Tam o sırada Aybike'nin cebindeki telefon büyük bir gürültüyle titredi. Ekranda "Can (Adli Tıp)" ismi yanıp sönüyordu. Aybike telefonu açıp kulağına götürdü. "Söyle Can, ne buldun morgda?" Can’ın sesi kulaklıktan her zamanki neşeli ve umursamaz tonuyla geldi: "Komiserim, bizim az önce getirdiğin maktul var ya... Hani şu zehirlenen balıkçı. Simge laboratuvarda kan testlerini bitirdi, olay büyük. Ama asıl bomba ne biliyor musun? Adam şu an morgda tam karşımda dikilmiş, bana bakıyor. Yani ruhu... Ve sürekli 'Aybike Komiseri bağla bana, katil çok yakınınızda' diye sayıklıyor." Aybike gözlerini kafenin tavanına dikti. "Can, şaka sırası değil." "Yok komiserim ne şakası, adam ciddi ciddi bana trip atıyor şu an! 'Aybike'ye söyle, gelirken kahve alsın. benim için değil ha ölü diyo komserim. Almazsa hakkımı helal etmiyorum' diye ağlıyor adam ya! Ruh olmuş hala neyin peşinde!" Aybike tam derin bir nefes alıp telefonu kapatacaktı ki kafenin girişinde tanıdık bir ses yankılandı: "Aybike!" Aybike ve Ozan kafalarını aynı anda kapıya doğru çevirdiler. Kafenin girişinde; jilet gibi beyaz döpiyesi, incileri ve elinde markalı çantasıyla genç bir kız gibi parıldayan Beril Hanımla siyah takım elbise içinde Seda Hanım dikiliyordu. Kafedeki bütün erkeklerin bakışları onlara döndü. Aybike aynı annesine çekmişti beyaz ten sapsarı saçlar mavi gözler annesinin kopyasıydı resmen Seda hanımda esmer güzeli siyah saçları ela gözleriyle ilgi çekiciydi bütün gözler kafedeki üç kadının üstüne çevrilmişti. Aybike şok içinde fısıldadı: "Anne? Senin ne işin var burada?" Beril Hanım masaya ulaşıp çantasını masanın kenarına zarifçe bıraktı, Aybike’nin tozlu ceketine tiksinerek baktı ve ardından "sedayla işimiz vardı hem senin randevun vardı ya kızım gidiceksin dimi yoksa evde kendi kendine konuşma maliyetlerini hesaplarız." Ozan masanın altında kahkahayı basmamak için bacağını sıkarken, telefondaki Can’ın sesi hala hoparlörden kısıkça duyuluyordu: "Komiserim... Maktul şu an 'Annesine söyle vadeli hesaba yatıracaksa bana da bir pay versinler' diyor..." Aybike gözlerini kapattı. Karşısında kuğu gibi asil ama aslında tam bi canavar olan annesi, yanında emniyet müdürü, cebinde dedikoducu adli tıpçı Can ve karşısında gülmekten masanın altına düşmek üzere olan Ozan vardı. Delirmemek elde değildi.
Bölüm etkileşimi
