ÖLÜLERİN FISILTISI kitap kapağı

26. bölüm / 25

24.BÖLÜM: KALANLAR VE ANLATILANLAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: 24.BÖLÜM: KALANLAR VE ANLATILANLAR

Aybike'nin evindeki o neşeli, bol mercimek köfteli ve sarmalı aile zirvesi akşama doğru yavaş yavaş sona erip hava kararmaya başlarken, genç kadın sağlam olan sağ eliyle hafifçe esnedi. Omzunun sızısı hafiflemişti ama üzerindeki o tatlı yorgunluk hala duruyordu. Annesi Beril Hanım ve Seda Müdür, tepsileri toplayıp gitmek için ayaklandıklarında Aybike içten içe planını çoktan kurmuştu. Erkan'la baş başa kalmaya, aralarındaki o yarım kalan konuşmaları ve o odadaki mistik bağı sessizce büyütmeye ihtiyacı vardı.
"Anneciğim, Seda Teyze... Hava kararıyor artık, siz daha fazla yorulup durmayın burada," dedi Aybike, yastığından doğrularak. "Erkan Bey zaten benim ilaçlarımı, pansumanımı kontrol edecek. Siz gidin, dinlenin güzelce."
Beril Hanım ve Seda Müdür montlarını giyip çantalarını alırken, Erkan ve Aybike onları uğurlamak için birlikte dış kapıya kadar eşlik ettiler. Erkan, nezaketle kapıyı açıp iki kadını yolcu ederken Aybike'nin hemen yanında, omuz omuza duruyordu. Onların bu yan yana, birbirini tamamlayan o heybetli ve uyumlu duruşu koridordaki aynaya yansıyordu.
Kapıdan çıkıp asansöre doğru yürürken Beril Hanım, Seda Müdür'ün koluna girip arkasına dönerek bıyık altından gülümsedi. Sesini hafifçe alçaltmaya çalışarak ama Aybike ile Erkan'ın duyabileceği bir neşeyle fısıldadı: "Seda, şunlara bak... Ay aynı evli çiftler gibi görünmüyorlar mı kapıda? Ay çok yakıştılar vallahi!"
Seda Müdür de kıkırdayarak Beril'e hak verdi ve ikisi gülüşerek asansöre binip gözden kayboldular. Aybike, annesinin bu açık sözlü ve patavatsız yakıştırması karşısında yanaklarının anında alev aldığını hissetti. Utancını gizlemek için hemen bakışlarını koridorun zeminine dikti.
Erkan ise hiç bozuntuya vermeden, yüzünde o sırılsıklam aşık ve gururlu tebessümle yavaşça dış kapıyı kapattı. Kilidi "çıt" sesiyle çevirdikten sonra arkasını döndü. Hiç acele etmeden, büyük bir sakinlikle Aybike'ye doğru yaklaştı. Elini uzatıp, genç kadının o buz gibi olan sağ elini parmaklarının arasına aldı. Sıkıca, güven verircesine kavradı.
Aybike, elinin içinde eriyen o sıcaklıkla birlikte hiçbir şey söylemeden, adeta büyülenmiş gibi sessizce onu takip etmeye başladı. Erkan onu koridordan geçirip salonun ortasındaki o geniş, rahat koltuğa kadar yönlendirdi. Birlikte, aralarındaki mesafeyi tamamen eriterek yan yana oturdular.
Erkan, gövdesini tamamen Aybike'ye doğru çevirdi. Koyu renk gözlerinde hiçbir tıbbi şüphe, hiçbir mesafeli doktor maskesi kalmamıştı. Doğrudan kızın okyanus mavisi gözlerine baktı.
"Şimdi..." dedi Erkan, pencerelerin dışından sızan akşam karanlığında, odanın loş sessizliğinde kadife gibi yankılanan bir sesle. "Bu ölü görme olayını, o gölgeleri... Bana en başından, tek bir ayrıntıyı bile atlamadan anlatmanı istiyorum. Seni dinlemeye hazırım."
Aybike, ömrü boyunca sakladığı, her anlattığında "deli" damgası yediği o devasa sırrı yeniden masaya yatırma fikriyle anlık bir tereddüt yaşadı. Bakışları kaçmaya, elleri heyecanla titremeye başlamıştı ki Erkan onun bu çekincesini anında hissetti. Erkan, iki elini birden uzatarak Aybike'nin o narin, sıcak yanaklarını ve yüzünü avuçlarının içine aldı. Parmak boğumlarıyla tenini okşarken başını ona doğru biraz daha yaklaştırdı. Gözlerinin içine öyle bir inançla baktı ki Aybike'nin içindeki tüm o savunma kalkanları un ufak oldu.
"İnanıyorum ben sana güzelim..." diye fısıldadı Erkan, sesindeki o yakıcı samimiyetle. "Senin deli olduğunu, hayal gördüğünü falan kesinlikle düşünmüyordum. Buraya bir doktor gözüyle de bakmıyorum şu an. Karşında, senden deli gibi hoşlanan, sana sırılsıklam aşık bir erkek gözüyle duruyorum ve seni öyle dinliyorum. Eğer bu odada gerçekten bir deli varsa, inan bana o da benim... Sana o kadar çok kafayı taktım ki, içimdeki bu hoşlantı, bu duygu o kadar hızlı büyüdü ki ben bile bazen mantığımı kaybettiğimi, delirdiğimi düşünüyorum."
Aybike, Erkan'ın bu sarsılmaz inancı, el üstünde tutan erkekçe itirafı ve dudaklarından dökülen o "güzelim" kelimesi karşısında içten içe tamamen eridi. Kalbi delicesine çarparken yüzünde çocuksu, alabildiğine mutlu ve utangaç bir gülümseme belirdi. Erkan onun bu tatlı neşesini görünce hafifçe gülümsedi, ellerini kızın yanaklarından çekip bu kez sağ elini yeniden sıkıca tuttu.
"Evet, şimdi seni dinliyorum," dedi Erkan, odağını tamamen ona vererek.
Aybike derin bir nefes aldı ve zihnindeki o paslı kapıyı bu kez Erkan için ardına kadar açarak anlatmaya başladı:
kapıyı bu kez Erkan için ardına kadar açarak anlatmaya başladı:
"Yedi yaşındaydım..." dedi Aybike, gözleri salonun loş köşelerine kayarken. "İlk gördüğüm ruh, karşı komşumuz İsmail Efendi'ydi. Kalp krizinden öldüğü gecenin sabahında yatağımın ayakucunda oturuyordu. O günden beri bu gölgeler hayatımın bir parçası oldu. Zamanla iyilerle kötülerin arasındaki o keskin farkı çözdüm. Kötü olan, habis ruhlar o kadar tiksinç, o kadar korkunç ve deforme olmuş görünüyorlar ki... Ama onlardan kurtulmak çok daha kolay. Eğer onları tamamen görmezden gelirsen, bakışlarını milim oynatmadan içlerinden geçip gidersen bir süre sonra peşini bırakıyorlar. Kalkanın normal bir insan gibi davranmak."
Aybike, elini tutan Erkan'ın parmaklarını biraz daha sıkarak devam etti:
"Ama iyiler... İyi ruhlar öyle değil. Onlar ölürken sadece aldıkları o fiziksel yaralarıyla, boyunlarındaki izlerle ya da kurşun delikleriyle görünüyorlar. Ve onlara yardım etmeden, dünyada yarım kalan o adalet işlerini bitirmeden onlardan kurtulmanın hiçbir yolu yok. Peşimi bırakmıyorlar, rüyalarıma giriyorlar, pencerelerime vuruyorlar... Gülten gibi, Barış gibi, Turgut abi gibi... Ben emniyetin o gözü kara komiseri oldum çünkü ölüleri susturmanın, o huzursuz ruhları geldikleri yere göndermenin tek yolu katillerini bulup adalete teslim etmekti. Ben aslında ölülerden kopya çekerek suçluları paketledim bunca yıl..."
Erkan, Aybike'nin konuşması bitene kadar nefesini bile tutarak, tek bir kelimesini bile bölmeden büyük bir hayranlık ve saygıyla onu dinledi. Genç kadının omuzlarındaki bu devasa yükün, çocuk yaşta göğüslediği bu kabusun büyüklüğü karşısında içindeki koruma içgüdüsü dalga dalga büyüdü.
Aybike sözlerini bitirip derin bir iç çektiğinde, Erkan hiç beklemeden öne doğru fırladı. Aybike'nin sargılı olan sol omzuna, dikişlerine inanılmaz bir hassasiyetle dikkat ederek onu kollarının arasına aldı. Göğsüne sımsıkı bastırdı.
"Bundan sonra hep yanındayım..." diye fısıldadı Erkan, dudakları kızın sarı saçlarının arasında kaybolurken. "Bunca yıl tek başına savaştın ama bitti. Bundan sonra seni anlayan, seni koruyan, o gölgelere karşı senin önünde duran biri var. Asla yalnız kalmayacaksın."
Aybike, Erkan'ın o güvenli, huzur kokan göğsünde başını dinlendirirken ilk defa geleceğe dair içindeki o korkunun hafiflediğini hissetti. Koltukta ne kadar öylece sarılarak kaldıklarını ikisi de fark etmedi. Zaman hızla akıp gece yarısına doğru yaklaşırken, salondaki eski saatin tik takları vaktin epey geç olduğunu haber verdiğinde Erkan yavaşça geri çekildi.
"Saat epey ilerlemiş, geceye yaklaşıyoruz artık," dedi Erkan, kızın yüzünü sevgiyle süzerek. "Daha fazla yorulmanı, dikişlerini zorlamanı istemiyorum. Benim artık kalkmam lazım."
Aybike burukça gülümsedi. "Tamam, seni yolcu edeyim," diyerek ayağa kalktı. Kapıya kadar birlikte yürüdüler. Erkan, gitmeden önce Aybike'nin alnına dudaklarını narin bir koruyucu gibi bastıp, "Yarın sabah arayacağım, güzelce dinlen," diyerek gecenin karanlığına doğru kapıdan süzüldü.
Aybike kapıyı kapatıp salona geri döndüğünde, içindeki o hafiflikle tam yatak odasına doğru yönelecekti ki komidinin üzerindeki telefonu büyük bir gürültüyle titredi. Ekranda laboratuvar şefi Simge'nin ismi yazıyordu. Aybike şaşkınlıkla telefonu açtı. "Söyle Simge, bu saatte hayırdır?"
"Aybike, canım benim ya... Çok özür dilerim," dedi Simge, telefonda sesi oldukça mahcup ve üzgün geliyordu. "İşlerin o laboratuvardaki yoğunluğundan, dökümlerden başımı kaldıramadım. Seni bir türlü arayamadım, hastaneye de gelemedim içime dert oldu valla. Müsaitsen yarın karakoldan çocukları, bizim ekibi de toplayıp geçmiş olsuna evine gelmek istiyoruz. Ne dersin?"
Aybike, arkadaşının bu samimi mahcubiyetine karşı hafifçe gülümsedi. "Aşk olsun Simge, ne kusuru? Tabii ki gelin, çok sevinirim. Yarın bekliyorum sizi."
Telefonu kapattıktan sonra Aybike, koridorun soluk ışığını söndürüp yatak odasına geçti. Yatağının içine, sargılı omzunu koruyarak yavaşça süzüledü. Başını yastığa koyduğunda, odanın hiçbir köşesinde ne bir habis ruhun soğukluğu ne de bir gölgenin fısıltısı vardı. Sadece Erkan'ın o teninde kalan odunsu kokusu ve kalbinin içindeki o tatlı aşık ritmiyle gözlerini huzurlu bir uykuya doğru kapattı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…