Bölümler 26Şu an: 8. BÖLÜM: ARŞİVDEKİ İLK ŞOK
- 1 1. BÖLÜM: RADARINDAKİLER VE ARKANDAKİLER1.158 kelime
- 2 2. BÖLÜM: BİR YATIRIM RİSKİ OLARAK İLK SEANS643 kelime
- 3 3. BÖLÜM: ZIT KUTUPLARIN SORGUSU577 kelime
- 4 4. BÖLÜM: GEÇMİŞİN GÖLGELERİ VE FISILTILAR1.054 kelime
- 5 5. BÖLÜM: SATRANÇTA İLK HAMLE530 kelime
- 6 6. BÖLÜM: KAFEDEKİ HESAPLAR634 kelime
- 7 7. BÖLÜM: GEÇMİŞİN TOZLU SAYFALARI747 kelime
- 8 8. BÖLÜM: ARŞİVDEKİ İLK ŞOK1.027 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9.BÖLÜM: ÇÖZÜLEN902 kelime
- 10 10.BÖLÜM: GDB1.300 kelime
- 11 11.BÖLÜM: RUHUN ŞANTAJI2.094 kelime
- 12 12.BÖLÜM: İKİNCİ SEANS1.059 kelime
- 13 13. BÖLÜM: DEPLASMANDA İLK RAUNT774 kelime
- 14 14.BÖLÜM: KALKANLARIN ARKASINDA607 kelime
- 15 15. BÖLÜM: EMNİYETİN GÖLGESİ547 kelime
- 16 16.BÖLÜM: LİMAN OPERASYONU1.666 kelime
- 17 17.BÖLÜM: BEKLENMEYEN532 kelime
- 18 18.BÖLÜM: KISKANÇ431 kelime
- 19 19. BÖLÜM: GECE NÖBETİ1.565 kelime
- 20 20.BÖLÜM: SESLER467 kelime
- 21 21. BÖLÜM: SABAHA KARŞI1.055 kelime
- 22 22. BÖLÜM: YARIM KALAN HESAP547 kelime
- 23 23. BÖLÜM: EV939 kelime
- 24 24.BÖLÜM: KALANLAR VE ANLATILANLAR1.170 kelime
- 25 25.BÖLÜM: ATIŞMA1.612 kelime
- 26 26.BÖLÜM: SAHAYA DÖNÜŞ VE KİBİRLİ DUVARLAR764 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabahın ilk ışıkları salonun perdelerinden içeri sızarken, odanın içinde adetta küçük bir ağaç motoru çalışıyormuş gibi devasa bir gürültü yankılanıyordu. Aybike, kulağının dibinde patlayan bu ritmik ve yüksek sesle gözlerini araladı. Boynu tutulmuş, sırtı koltuğun kenarına sıkışmıştı. Gürültünün kaynağını bulmak için başını yana çevirdiğinde, yardımcısı Yiğit’in tekli koltukta ağzı açık, kafası geriye düşmüş bir şekilde acımasızca horladığını gördü. Aybike gözlerini ovuşturup doğruldu. "Yiğit..." diye seslendi, sesi sabah mahmurluğuyla boğuk çıkmıştı. Yiğit’ten çıt çıkmadı; horlama sesi vites büyüterek devam etti. Aybike derin bir nefes alıp sesini yükseltti. "Yiğit! Kalk emniyete geç kalıyoruz!" Yiğit milim kımıldamadı. Koltuğun kenarına iyice gömülmüş, dünyadan tamamen kopmuş gibi horlamaya devam ediyordu. Aybike sinirle ayağa kalktı, Yiğit’in tam tepesine dikildi ve ciğerlerindeki tüm nefesle bağırdı: "Yiğit! kalk!" Yine hiçbir tepki yoktu. Horlama sesi odanın duvarlarında yankılanmaya devam ediyordu. Aybike mutlak bir şaşkınlıkla yardımcısına bakakaldı. "Oğlum ölüm uykusuna mı yattın be?" diye mırıldandı hayretle. Daha fazla dayanamayıp öne doğru eğildi, Yiğit’in omuzlarından sıkıca kavrayıp onu deli gibi sarsmaya başladı. "Kalk ulan kalk! Ev yanıyor, kalk!" Yiğit, bu sert sarsıntıyla birlikte adeta bir elektrik şokuna uğramış gibi gözlerini faltaşı gibi açtı. Koltuktan yukarı doğru zıplarken ellerini havaya kaldırdı, nereye bakacağını şaşırmış bir halde nefes nefese kaldı. "Komiserim?!" diye bağırdı şok içinde. "Geldiler mi? Kim geldi? Operasyon mu var?" Aybike kollarını göğsünde kavuşturup bıkkınlıkla gülümsedi. "Kimsenin geldiği yok Yiğit. Ama biraz daha uyanmasaydın kulak zarlarım patlayacaktı. Toparlan hadi, dün gece konuştuğumuz gibi arşiv dairesine gidiyoruz. Büyük gün bugün." Salondaki tekli koltuğun arkasında beliren hayalet Gülten ise sabahın bu erken saatindeki tantanaya bakıp kahkahayı bastı. "Valla sarışın, bu çocuk cinayet büronun gururu mu bilmem ama horlamada dünya markası olur!" Yiğit yüzünü sıvazlayıp kendine gelmeye çalışırken, Aybike çoktan banyoya doğru yönelmişti. Karaköy'ün o karanlık sırrını çözmek için emniyetin tozlu arşivine inme vakti gelmişti. Aybike ve Yiğit, emniyet binasının alt katındaki o kasvetli ve loş arşiv dairesine indiklerinde etrafı keskin bir eski kağıt kokusu kaplamıştı. Saatler süren aramaların ardından Yiğit, tozlu rafların en arkasından sararmış bir klasör çıkardı. Klasörün üzerinde Karaköy Cinayetleri - 1986 yazıyordu. Masaya serdikleri dosyayı incelediklerinde karşılarına çıkan ilk resmi belge, Gülten'in o dönem çalıştığı mekana aitti. Mekan resmi kayıtlarda yasal bir "İçkili Gazino" ve pavyon olarak gösterilmişti ancak ikisi de oranın aslında ne olduğunu, arkada dönen çarkları çok iyi biliyordu. Belgenin altındaki nota bakan Yiğit mırıldandı: "Komiserim, bu pavyon çoktan kapanmış ama o dönemki işletme sahibinin adresi ve kaydı burada. Adı Cevat Sönmez. Yaşıyor adresi elinizde." İki ortak hiç vakit kaybetmeden yola çıktılar. ara sokakdaki döküntü bir apartman dairesinin kapısını çaldıklarında, karşılarına seksenlerinde, beli bükülmüş, gözleri çukurlaşmış yaşlı bir adam çıktı. Aybike rozetini gösterip içeri girdiğinde, salondaki ağır rutubet kokusu dikkatini çekti. Hayalet Gülten de hemen yaşlı adamın tepesine dikilmiş, gözlerini kısmıştı. "Cevat... Bu o bunak pavyon patronu işte," diye fısıldadı Gülten nefretle. Aybike, eski pavyon sahibinin karşısına oturdu ve Gülten'in arşivden aldığı vesikalık fotoğrafını masaya bıraktı. "Cevat Bey, bu kadını hatırlıyor musun? 1986 yılında senin mekanında öldürüldü." Yaşlı adamın bakışları boşluğa dikildi. Hafızası bir geliyor, bir gidiyordu. Birkaç dakika boyunca fotoğrafa sadece boş boş baktı, ardından sanki o pavyonun dumanlı, sazlı gecelerini yeniden yaşıyormuş gibi mırıldand: "Gülten... Bizim mekanın gülüydü. Çok popülerdi, masası hiç boş kalmazdı. Yazık oldu kıza. Çok kan aktı o gece odasında..." Aybike öne doğru eğildi, sesini netleştirdi: "Katili kimdi Cevat Bey? Sol bileğinde siyah bir yılan dövmesi olan o adamı hatırlıyor musun?" Yaşlı adam aniden gözlerini kıstı, zihnindeki o sis perdesi aralanır gibi oldu. Eliyle havada kesik bir hareket yaptı. "Dövme... Evet, yılan dövmesi," diye mırıldandı titreyen bir sesle. "Pavyonda bir çalışanımız vardı. Fedai gibi, pis işleri o hallederdi. O dövmeyi nerede görsem tanırım. Adı Kazım'dı... Bizim Kazım. Belinde her zaman emanet taşırdı." Aybike nefesini tuttu: "Nerede şimdi bu Kazım? Yaşıyor mu?" Cevat Bey’in gözleri yeniden donuklaştı, hafızası o eski dumanlı dehlizlere geri döndü. Başını iki yana sallarken sesi iyice kısıldı: "Yaşıyor mudur bilmem... Çok zaman geçti... Kazım... Belki ölmüştür, belki kaçmıştır..." Adam daha fazla konuşamadı, kendi kendine anlamsız kelimeler mırıldanmaya başladı. Aybike ayağa kalktı, Yiğit’e dönüp kararlı bir şekilde baktı. Katilin adı Kazım’dı. 1980'lerin o karanlık pavyon fedaisinin bugün yaşayıp yaşamadığını, nerede saklandığını bulmak artık cinayet büronun işiydi. Aybike ve Yiğit, yaşlı pavyon patronunun yanından ayrılır ayrılmaz vakit kaybetmeden cinayet büroya döndüler. Katilin adı Kazım’dı ancak bu bilgi tek başına devasa İstanbul’da hiçbir şey ifade etmiyordu. Aybike, hızlı adımlarla emniyetin siber suçların kapısını tekmeleyerek içeri girdi. "Bana hemen bu adamı bulun," dedi Aybike, bilgisayar başındaki dahi teknisyen Hakan'ın önüne Cevat Bey'den aldıkları eski bilgileri fırlatarak. "Adı Kazım. 1980'lerde Karaköy pavyonlarında fedailik yapmış. Sol bileğinde siyah yılan dövmesi var." Hakan, önündeki kâğıtlara ve Aybike’nin kararlı yüzüne şaşkınlıkla baktı, ardından ellerini klavyenin üzerinde hızla oynatmaya başladı. Odadaki tek ses, Hakan’ın parmak uçlarından çıkan mekanik tıkırtılar ve bilgisayar kasalarının uğultusuydu. Gülten ise masanın üzerine tünemiş, Hakan’ın ekrandaki yeşil-beyaz kod akışını izliyordu. "Bak sen şu velete," diye mırıldandı hayalet tırnaklarını incelerken. "Bizim zamanımızda siber miber yoktu komiserim. Birini arıyorsak kahvehaneleri tarardık, racon kesenlere sorardık. Şimdi bir kutunun içine bakıp insan buluyorlar." Aybike, Gülten'i duymamazlıktan gelerek sabırsızlıkla Hakan’ın omzunun üzerinden ekrana kilitlendi. Yiğit ise nefes nefese arkalarında durmuş, alnındaki teri siliyordu. "Komiserim, bahsettiğiniz dönem çok eski," dedi Hakan gözlerini ekrandan ayırmadan. "1980’lerde dijital kayıt yok. Ama SGK dökümlerinden, o dönem Karaköy’deki o işletmede resmî ya da gayiresmî kaydı geçmiş, adı Kazım olan ve sabıka kaydı bulunan kişileri filtreliyorum." Ekran birkaç kez kararıp yenilendi. Sonunda kırmızı bir uyarı ışığıyla birlikte tek bir dosya önlerinde açıldı. "Buldum," dedi Hakan, geriye doğru yaslanarak. Ekrandaki siyah beyaz, eski bir vesikalık fotoğrafı işaret etti. Fotoğraftaki adam, keskin hatları, gaddar bakışları ve bıyıklarıyla tam bir dönem fedaisiydi. "Kazım Kara. Nam-ı diğer 'Gaddar Kazım'. 1954 doğumlu. Yaralama, haraç toplama ve ruhsatsız silah taşımadan eski sabıkaları var. Ama asıl bomba şimdi geliyor..." Hakan fareyi kaydırıp güncel nüfus ve adres kayıt sistemini açtı. "Adam yaşıyor komiserim. Altı yıl önce felç geçirmiş. Şu an Maltepe’deki bir huzurevinde kalıyor." Aybike, ekrandaki adrese bakarken gözleri parladı. Katil ya da katile giden en büyük ipucu nihayet ellerindeydi. "Yiğit, arabayı hazırla," dedi sert bir sesle. "Maltepe’ye gidiyoruz." Gülten masadan aşağı süzülürken yüzündeki o alaycı ifade gitmiş, yerini derin bir intikam hırsı almıştı. "Gaddar Kazım..." diye fısıldadı sesi adeta odayı soğutarak. "Bakalım o yılan dövmeli bileğin, tekerlekli sandalyedeyken de o kadar güçlü mü Kazım Efendi? Yürü Aybike, hesabı kapatma vakti"
Bölüm etkileşimi
