ÖLÜLERİN FISILTISI kitap kapağı

27. bölüm / 25

25.BÖLÜM: ATIŞMA

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: 25.BÖLÜM: ATIŞMA

Ertesi gün küçük dairenin pencerelerinden içeri sızan sonbahar güneşi, Aybike'nin salonunu her zamankinden daha aydınlık göstermiyordu. Genç kadın, sargılı omzunu koruyarak mutfakta kendine tek eliyle kahve yapmaya çalışarken kapının zili sabırsızca çalmaya başladı.
Aybike kapıyı açtığında karşısında koca bir ordu buldu. Laboratuvar şefi Simge, yardımcısı Yiğit, adli tıpçı Can ve siber suçlardan tanıdık birkaç memur ellerinde poşetler, börekler ve meyve sularıyla kapıya yığılmıştı. Simge anında ileri atılıp Aybike'nin sağlam omzuna dikkat ederek ona sarıldı.
"Ay canım benim, çok geçmiş olsun! İçim eridi vallahi seni o halde duyunca," dedi Simge, suçluluk psikolojisiyle hemen mutfağa doğru yönelirken.
"Hoş geldiniz çocuklar, geçin içeri," dedi Aybike, ekibin bu korumacı hali karşısında burukça gülümseyerek. Salondaki geniş koltuklara yerleştiklerinde ortam ilk başta tam bir geçmiş olsun ziyareti gibi neşeliydi. Ancak Aybike, Yiğit'in ve Can'ın gözlerindeki o profesyonel durgunluğu, kucaklarındaki kalın klasörleri anında fark etti. Cinayet büro polisinin radarları tatilde bile olsa kapanmıyordu.
"Dökülün bakalım," dedi Aybike, tekli koltuğa yerleşip kahvesinden bir yudum alırken. "Simge, telefonda sadece geçmiş olsun demiştin ama görüyorum ki tüm karakolu buraya taşımışsınız. Yeni bir dosya var, değil mi?"
Yiğit ve Can birbirlerine baktılar. Can derin bir nefes alıp elindeki siyah kapaklı kalın klasörü masanın ortasına, dün gece Beril Hanım'ın börek tepsisini koyduğu yere bıraktı. "Seda Müdür bizi çiğ çiğ yer eğer burada iş konuştuğumuzu duyarsa ama... Aybike, durum çok ciddi. Bu sıradan bir cinayet değil," dedi Can, yüzündeki o her zamanki şakacı kanka ifadesini tamamen silerek. "Dün gece yarısı Üsküdar sahilde, terkedilmiş eski bir yalının iskelesinde bir kadın cesedi bulundu. 20'li yaşlarında, üniversite öğrencisi. Boğularak öldürülmüş ama asıl dehşet verici olan ne biliyor musun? Katil, kızın göğüs kafesinin tam ortasına bıçakla bir üçgen sembolü kazımış."
Aybike "üçgen sembolü" lafını duyar duymaz oturduğu yerde kaskatı kesildi. Gözleri anında masadaki olay yeri fotoğraflarına kaydı. Bu sembol yepyeni, tamamen başka bir karanlığın kapısını aralıyordu.
"Dahası var komiserim," diye araya girdi Yiğit, sesindeki o hırslı saha polisi tonuyla. "Siberden Hakan'la kızın dijital geçmişini taradık. Kızın son bir aydır sürekli gittiği, adeta saplantı derecesinde bağlandığı lüks bir psikoloji kliniği var. Başka bir bölgede, oldukça kapalı devre çalışan, sosyetik bir yer..." Tam o sırada dairenin dış kapısının zili bir kez daha çaldı. Aybike, Yiğit'in sözünü kesip "Ben bakarım," diyerek ayağa kalktı. Kapıyı açtığında, üzerinde jilet gibi antrasit rengi bir kazak ve elinde Aybike için aldığı taze çiçeklerle dikilen Dr. Erkan'ı gördü. Erkan, dün geceki o büyük itirafın ve yakınlaşmanın getirdiği o muazzam, koruyucu tebessümle içeri adım attı.
"Günaydın güzelim, nasıl oldu omzun..." diye söze başlayan Erkan, salona doğru adım attığı an kelimelerini yuttu.
Salondaki kalabalık, masanın üzerindeki ceset fotoğrafları ve Erkan'ı görür görmez oturduğu yerde yay gibi gerilen Yiğit... Koridorda ölümcül bir sessizlik oldu. Yiğit, Erkan'ın Aybike'ye "güzelim" dediğini duymuştu ve gözlerinden adeta şimşekler çakıyordu.
"Erkan... Hoş geldin," dedi Aybike, ortamdaki o ani elektriklenmeyi hissederek bozuntuya vermemeye çalıştı. "Biz de tam... çocuklarla yeni bir dosyayı inceliyorduk. Geç otur şöyle." Erkan şaşkınlığını hemen gizleyip profesyonel maskesini yüzüne geçirdi, ağır adımlarla salona yürüyüp Aybike'nin hemen yanındaki koltuğun kenarına oturdu. Çiçekleri sehpaya bırakırken gözü masadaki o ters üçgen sembollü ceset fotoğrafına kaydı. Bir doktor olarak soğukkanlılığını korumaya çalışsa da fotoğraflardaki o çiğ şiddet içini ürpertti.
Yiğit, Erkan'ın Aybike'nin bu kadar dibine oturmasından rahatsız olarak sesini bilerek sertleştirdi ve yarım kalan analizine döndü: "Evet, ne diyordum... Maktulün saplantılı olduğu o lüks klinik... İsmi Aura Psikiyatri Merkezi. Kızın son arama kayıtlarında, ölüm gecesi saat 23:00'te bu klinikten bir doktorun ismi yazıyor. Sektörden birini bulmuşken soralım... Doktor Erkan Bey, sen bilirsin bu kliniği?"
Yiğit başını kaldırıp gözlerini masanın üzerinden doğrudan Erkan'ın koyu renk gözlerine dikti. Gözlerinde hem bir rakibi tartmanın hırsı hem de bir polisin o şüpheci radarları vardı. Erkan, masadaki karta ve Aura Klinik ismine bakarken kaşlarını hafifçe çattı. Hiç tereddüt etmeden, sesindeki o net ve profesyonel tınıyla Yiğit'e döndü:
"Duymuştum o kliniği... Camiada hiç iyi bir namı yok," dedi Erkan, gözlerini masadaki ters üçgen sembolüne dikerek. "Özellikle zengin ve savunmasız genç hastaları seçtiklerini, etik dışı deneysel terapiler uyguladıklarını ve insanları adeta kendilerine bağımlı hale getirdiklerini fısıldardı meslektaşlarımız. Ama resmi olarak hiçbir zaman açık vermediler. Eğer o yalıdaki kız onların hastasıysa, tahmin ettiğinizden çok daha karanlık bir ağın içindesiniz demektir."
Salona bir anda buz gibi bir hava çöktü. Erkan'ın bu net ve uyarıcı tespitiyle birlikte Aybike, gözlerini masadaki ters üçgen sembolüne dikti. Yeni cinayet davası, Erkan'ın tanıdığı ama emniyetin henüz tam çözemediği bambaşka tehlikeli bir dünyanın kapısını aralamıştı. Aura Klinik'in adının masaya düşmesiyle odada anlık olarak esen o buz gibi polisiye havası, Simge'nin mutfaktan getirdiği taze çay bardağını masaya sertçe bırakmasıyla anında dağıldı. Simge kollarını beline koyup Yiğit'e dik dik baktı. "Yahu Yiğit, çocuk gazi gazi! Hastaneden dün çıktı, daha omzunun dikişleri taze. Gelir gelmez kucağına ceset fotoğrafı atmışsın, bir de adama sorgu çeker gibi soru soruyorsun. Bırakın da iki dakika insan gibi geçmiş olsun diyelim!"
Can da poşetten çıkardığı çikolatalı gofretlerden birini Aybike'ye uzatıp sırıttı. "Valla komiserim, Seda Müdür duysa hepimizi sürer. Ama bence bu izin sana yaradı, bak yanaklarına kan gelmiş. Hastane çorbasından sonra ev yemekleri iyi vurmuş."
Aybike gofreti sağ eliyle alıp güldü. "Seda Müdür duymayacak zaten Can, kulak memeni koparırım senin. Hem fena mı, evde canım sıkılıyordu zaten." Erkan, Aybike'nin bu neşeli haline bakıp hafifçe gülümsedi. Sehpanın üzerindeki çiçekleri vazoya koyması için Simge'ye uzatırken, odağını tamamen Aybike'ye çevirdi. "Gofret dikişlerine iyi gelmez belki ama neşeni yerine getirdiği kesin," dedi, sesindeki o sadece Aybike'nin frekansına ayarlı yumuşak ve flörtöz tonla.
Yiğit, Erkan'ın Aybike'ye attığı o sahiplenici bakışı ve aralarındaki o görünmez elektriği fark edince içten içe yine deliye döndü. Hemen hamle yapıp yatağın kenarından masanın ucuna doğru kaydı, kendini zorla Aybike ile Erkan'ın arasındaki görüş açısına yerleştirdi. Cebinden çıkardığı küçük bir kutu ağrı kesici kremi Aybike'ye doğru uzattı. Yüzüne olabilecek en şefkatli, en "sahadaki can ortağın" ifadesini takındı. "Komiserim, bu krem adli laboratuvardan özel geldi. Kas sızılarına muazzam iyi geliyor," dedi Yiğit, sesini bilerek biraz yumuşatıp Aybike'ye doğru hafifçe eğilerek. "İsterseniz... yani omzunuz çok sızlıyorsa, ben hafifçe sürebilirim dikişlerin etrafına. Sahada birbirimizin yarasını az sarmadık ne de olsa, yabancı değiliz."
Erkan, Yiğit'in bu bariz "yakınlaşma ve dokunma" hamlesini duyduğu an yüzündeki o profesyonel nezaket maskesi bir anlığına çatladı. Koyu renk gözlerini kısarak Yiğit'e dik dik bakmaya başladı. Bakışları o kadar keskin ve tehditkardı ki, odadaki florasan lambası bile bu gerilimden sönecek gibi oldu.
Erkan arkasına rahatça yaslanıp bacak bacak üstüne attı, ses tonunu tam bir jilet gibi keskinleştirerek araya girdi. "Yiğit Komiser, o bahsettiğin krem yoğun kimyasal içerir. Aybike'nin dikişleri henüz çok yeni, açık yaraya veya taze dikiş çevresine sahadan kalma kulaktan dolma bilgilerle müdahale etmek enfeksiyon riskini arşa çıkarır. Bırakın da tıbbi müdahaleleri işin uzmanı, yani ben yöneteyim."
Yiğit aldığı bu sert tıbbi block karşısında dişlerini sıktı, gözlerini Erkan'a dikti. "Biz sahada kurşun yerken kitap okumuyorduk Doktor Bey. Pratikle teori her zaman bir olmaz. Bazı yaraları sadece o yolda yürüyenler anlar." "Doğru," dedi Erkan, dudaklarının kenarı kışkırtıcı bir şekilde yukarı kıvrılarak. "Ama bazı yaraları da sadece o yükü taşıyanın ruhuna dokunabilenler iyileştirir."
Aybike iki adamın arasında tırmanan bu gizli kıskançlık savaşını, laf sokma yarışını izlerken bıyık altından gülmemek için çayından büyük bir yudum aldı. Can ve Simge ise masanın altında birbirlerinin bacağını sıkarak bu muazzam erkek egosunun kapışmasını zevkle izliyorlardı. Ozan kapıdan içeri elinde fazladan sandalyelerle girip ortama daldığında gerilimi anında kokladı. Fırlama avukat ruhu durur mu, hemen ateşe benzin dökmek için sırıttı. "Ooo, beyler bakıyorum da horoz dövüşü erken başlamış. Sahadaki güçle, klinikteki akıl karşı karşıya galiba. Ee, madem bu kadar laf soktunuz birbirinize, bunu erkek gibi masada çözelim o zaman!"
"Ne masası Ozan?" dedi Aybike kaşlarını kaldırarak.
"Bilek güreşi!" diye bağırdı Ozan, ortadaki ahşap yemek masasını öne doğru çekerek. "Hadi bakalım. Kim Aybike'nin hakiki koruyucusu, kimin bileği daha sağlam görelim. Sahadaki aslan mı, yoksa Nişantaşı'nın dâhisi mi?"
Yiğit anında montunun kollarını yukarı doğru sıyırdı, pazıları ve sahadaki o amansız operasyonlardan kalma kasları ortaya çıktı. Masaya dirseğini sertçe koydu. "Bana uyar. Doktor Bey'in kibar elleri kırılmazsa tabii," dedi meydan okuyan bir bakışla.
Erkan hiç istifini bozmadı. Yavaşça ayağa kalktı, antrasit rengi kazağının kollarını milimetrik bir düzenle dirseklerine kadar katladı. Yiğit'in karşısındaki sandalyeye oturdu. Uzun, biçimli ama bir o kadar da güçlü duran sağ elini masaya koydu. "Merak etme komiser, ellerim sandığından çok daha fazlasını tutabilir," dedi, doğrudan Aybike'ye kısa bir an bakıp göz kırparak. İki adam masanın ortasında ellerini kenetlediğinde, kemiklerinin birbirine geçme sesinden bile aralarındaki o devasa kıskançlık ve öfke hissediliyordu. Can araya girip iki elin ortasını hizaladı. "Bıraktığım an başlar. Temiz dövüşün, masayı kırmayın. Üç, iki, bir... Başla!"
Gecenin en koyu gerilimi bu masanın üzerinde patladı. Yiğit ilk saniyede tüm gücüyle yüklenip sahadaki o ham kuvvetle Erkan'ın bileğini devirmeye çalıştı. Erkan'ın kolu hafifçe yana yattı ama genç adam dişlerini sıkıp, gözlerini Yiğit'in gözlerine sabitleyerek milim kımıldamadan durdu. İkisinin de alınlarındaki damarlar şişmiş, nefesleri hızlanmıştı.
Yiğit hırsla daha da bastırdı, Aybike'ye yakınlaşma hakkını, içindeki o ayların kıskançlığını bu bileğe gömmek ister gibi yüklendi. Ama Erkan, o sakin ve stratejik gücüyle Yiğit'in bu ilk büyük dalgasını göğüslemeyi başardı. Tam Yiğit'in nefesinin kesildiği, gücünün anlık tükendiği o salisede, Erkan'ın gözlerinde karanlık, cüretkar bir pırıltı belirdi.
Erkan, tüm gövdesinin ağırlığı ve saklı gücüyle tek bir hamlede Yiğit'in elini masaya doğru bastırmaya başladı. Yiğit direnmeye çalıştı, kasları kasıldı ama Erkan'ın o sarsılmaz, soğukkanlı baskısına daha fazla dayanamadı.
"KÜT!"
Yiğit'in eli masanın ahşap zeminine sertçe yapıştı.
Salonda devasa bir sessizlik oldu. Erkan, elini yavaşça Yiğit'in elinden çekti, kazağının kollarını sakinlikle düzelterek arkasına yaslandı. Yüzünde o mutlak kazananın cool tebessümü vardı. Yiğit ise nefes nefese, kızarmış eliyle masaya bakakalmıştı; hayatında ilk defa sahanın dışında, üstelik bir psikoloğa karşı nakavt olmuştu.
Ozan kahkahayı bastı, "Vay anam vay! Doktor çarptı!" diye bağırırken, Aybike koltukta Erkan'ın bu beklenmeyen, gizli gücü karşısında hafifçe yutkundu. İçindeki o serseri komiser, Erkan'ın bu erkekçe ve ezici galibiyeti karşısında bir kez daha tamamen darmadağın olmuştu. Gözlerini Erkan'ın o gururlu, koyu renk gözlerine diktiğinde, bu iznin tahmin ettiğinden çok daha tehlikeli geçeceğini şimdiden biliyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…