Bölümler 25Şu an: 21. BÖLÜM: SABAHA KARŞI
- 1 1. BÖLÜM: RADARINDAKİLER VE ARKANDAKİLER1.158 kelime
- 2 2. BÖLÜM: BİR YATIRIM RİSKİ OLARAK İLK SEANS643 kelime
- 3 3. BÖLÜM: ZIT KUTUPLARIN SORGUSU577 kelime
- 4 4. BÖLÜM: GEÇMİŞİN GÖLGELERİ VE FISILTILAR1.054 kelime
- 5 5. BÖLÜM: SATRANÇTA İLK HAMLE530 kelime
- 6 6. BÖLÜM: KAFEDEKİ HESAPLAR634 kelime
- 7 7. BÖLÜM: GEÇMİŞİN TOZLU SAYFALARI747 kelime
- 8 8. BÖLÜM: ARŞİVDEKİ İLK ŞOK1.027 kelime
- 9 9.BÖLÜM: ÇÖZÜLEN902 kelime
- 10 10.BÖLÜM: GDB1.300 kelime
- 11 11.BÖLÜM: RUHUN ŞANTAJI2.094 kelime
- 12 12.BÖLÜM: İKİNCİ SEANS1.059 kelime
- 13 13. BÖLÜM: DEPLASMANDA İLK RAUNT774 kelime
- 14 14.BÖLÜM: KALKANLARIN ARKASINDA607 kelime
- 15 15. BÖLÜM: EMNİYETİN GÖLGESİ547 kelime
- 16 16.BÖLÜM: LİMAN OPERASYONU1.666 kelime
- 17 17.BÖLÜM: BEKLENMEYEN532 kelime
- 18 18.BÖLÜM: KISKANÇ431 kelime
- 19 19. BÖLÜM: GECE NÖBETİ1.565 kelime
- 20 20.BÖLÜM: SESLER467 kelime
- 21 21. BÖLÜM: SABAHA KARŞI1.055 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 22. BÖLÜM: YARIM KALAN HESAP547 kelime
- 23 23. BÖLÜM: EV939 kelime
- 24 24.BÖLÜM: KALANLAR VE ANLATILANLAR1.170 kelime
- 25 25.BÖLÜM: ATIŞMA1.612 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Ozan, odadaki gerilimi azaltmak için Yiğit'in koluna girdi. Aybike Abur cuburu çok sever biliyorsun. Hadi gel, bana yardım et, tek başıma taşıyamam o kadar şeyi."
Yiğit, Erkan’ı Aybike’yle odada yalnız bırakmak istemese de Ozan’ın ısrarı ve Aybike’ye abur cubur alma fikri ağır bastı. Ayağa kalktı, montunu düzeltti ve Erkan’a son bir uyarı bakışı atıp Ozan’ın peşinden odadan çıktı.
Kapı kapandığında odada sadece derin bir sessizlik ve uyuyan Aybike kalmıştı.
Erkan, sandalyesini yavaşça, hiç ses çıkarmadan Aybike’nin yatağına iyice yaklaştırdı. Dizleri yatağın kenarına değiyordu. Eğilip, genç kadının o masum, uykuda bile hafifçe çatılı olan kaşlarına baktı. Onu uyandırmaya kıyamaz, dokunursa bu büyü bozulur gibi büyük bir korkuyla elini uzattı. Parmak uçlarıyla, Aybike’nin yüzünün önüne düşen o dalgalı sarı saç tutamını inanılmaz bir narinlikle düzeltti, kulağının arkasına yerleştirdi.
Başını Aybike'nin yastığına doğru biraz daha yaklaştırdı ve sadece ikisinin arasındaki o yeni, gizemli bağın kutsallığıyla kısık bir sesle konuşmaya başladı:
"Çok güçlüsün..." diye fısıldadı Erkan, sesi odadaki florasan lambasının hafif mırıltısına karışıyordu. "Bunca yıl bu karanlıkla tek başına nasıl savaştın bilmiyorum... Ama artık uyuyabilirsin. Ben buradayım. Söz veriyorum, sen gözlerini açana kadar o gölgelerin hiçbirini bu odaya yaklaştırmayacağım."
Erkan, dudaklarında hafif bir tebessümle Aybike’nin sarı saçlarını kulağının arkasına yerleştirmiş, kısık sesle ona sözler fısıldıyordu ki... Yastıktaki okyanus mavisi gözler yavaşça aralandı.
Aybike, Erkan’ın hemen dibindeki yüzüne bakınca önce hafifçe afalladı, ardından dudaklarının kenarında o bildik muzip tebessüm belirdi. Narkozun o sersemletici etkisi geçmiş, zihni berraklaşmıştı. Sol omzundaki sargıların ağırlığını ve resmi olarak izinli bir yaralı olduğunu biliyordu ama o tatlı sert komiser tarzından da ödün vermeye niyeti yoktu.
"Doktor Bey..." dedi Aybike, sesi uykudan dolayı biraz çatallı ve derinden geliyordu ama gözleri ışıl ışıl parlıyordu. "Hayırdır ya? Baş ucumda ninni seansı mı yapıyoruz? Bir an ameliyattan çıkamadım, cennete düştüm sandım."
Erkan, Aybike’nin bu hem mesafeli hem de ince bir flört barındıran laf dokundurmasıyla şaşkınlıkla geri çekildi. Yüzünde rahatlamış, kocaman bir tebessüm belirdi. "Görüyorum ki komiserlik zekanız, omzunuzdan çok daha hızlı toparlamış Aybike Hanım."
"Ne sandın? Sol omuz gitti diye karakol ağzını kapıda bırakmadık herhalde," dedi Aybike hafifçe kıkırdayarak. Sağlam olan sağ eliyle yataktan hafifçe destek alıp doğrulmaya çalıştı ama yarasının sızısıyla yüzünü buruşturup yastığa geri yaslandı. "Neyse... Tamam, şimdilik pes. Zaten raporluyum, tadını çıkarayım bari."
Tam o sırada odanın kapısı hafifçe aralandı. Yiğit ve Ozan, ellerinde poşetler dolusu abur cubur, meyve suları ve plastik bardaktaki sıcak çaylarla sessizce içeri sızdılar. Yiğit, Erkan’ın sandalyeyi yatağa bu kadar yaklaştırmış olduğunu görünce içten içe yine kasıldı ama Aybike’nin gözlerinin açık olduğunu fark edince elindeki çayları neredeyse Ozan’ın kucağına düşürecek gibi heyecanla öne atıldı.
"Komiserim! Uyanmışsınız!" dedi Yiğit, sesindeki o aşırı korumacı, neredeyse üstüne titreyecek olan tonla. "Ağrınız var mı? Durun, yastığınızı hemen düzelteyim. Kendinizi hiç yormayın, kıpırdamayın lütfen, dikişleriniz zorlanmasın."
Aybike, ortağının bu aşırı evhamlı haline dayanamayıp gözlerini tatlı tatlı devirdi. "Yiğit, bir dur Allah aşkına, amma velveleye verdin ya," dedi, sesindeki muzip tonu koruyarak. "Altı üstü bir kurşun sıyırdı geçti. Gören de beni savaştan çıktı sanır. Karakolda kaçakçı kovalarken bu kadar pimpirikli değildin, ne ara benim özel hemşirem oldun sen?"
Ozan poşetleri masaya bırakıp neşeyle güldü. Yatağın kenarına gelip Aybike’nin yanağından hafifçe makas aldı. "Valla Yiğit, ben sana dedim bu kıza bebek muamelesi sökmez diye. Bak, uyanır uyanmaz yine kendi tarzında fırçaladı bizi."
Aybike gözlerini masadaki poşetlere dikti, burnunu hafifçe çekti. "Ozan, o poşettekiler ne? Eğer oradan hastane çorbası falan çıkarsa yemin ediyorum o sargılarla burayı birbirine katarım. Bana düzgün bir şeyler getirdiniz, değil mi?"
Yiğit, Aybike’nin bu tatlı huysuzluklarına ve eski neşesine dönmesine içten içe delicesine sevindi ama Erkan’ın yatağın diğer ucunda sessizce oturup Aybike’yi o sahiplenici gözlerle izlemesi hala içini kemiriyordu.
Aybike poşetlerin içinden çıkan çikolatalı gofretleri ve cipsleri görünce mavi gözleri çocuksu bir neşeyle parladı. Aybike, sağlam eliyle büyük bir cips paketini bağrına basarak. "Resmi olarak vuruldum ben, gazi sayılırım gazi! Artık izinliyim ve iznim boyunca yatakta yatıp sadece keyif çıkaracağım. Getirin bakalım şu çikolataları, dikişlerime iyi gelir." Ozan ve Erkan bu haline gülerken, Yiğit de Aybike’nin tatlı huysuzluğunu görünce rahat bir nefes aldı. Bu gece, bu odadaki kötü olaylar buruk kıskançlıklar ve abur cubur hışırtıları arasında, hastanenin o tekinsiz gölgelerinden uzak, sakin bir şekilde sabaha evrildi. vurduğunda, nöbetçi doktor odaya girerek son kontrolleri yaptı. Aybike’nin reçetesini ve ağrı kesici ilaçlarını Erkan’a teslim ettikten sonra, "Geçmiş olsun Komiser Hanım, çıkış izin kağıdınız hazır. Kendinizi çok yormayın," diyerek gülümsedi ve odadan ayrıldı.
Aybike, sol kolu askıda, üzerinde rahat bir sweatshirt ve üzerinde parıldayan sarı saçlarıyla nihayet odadan dışarı adım attı. Hep birlikte asansöre binip hastanenin geniş otoparkına çıktılar.
Açık havaya çıktığı an, Aybike ciğerlerini derin bir nefesle doldurdu. Hastane koridorlarında, morga giden yollarda dolanan o yüzlerce masum ya da habis ölü ruhun yaydığı o ağır, dondurucu ve kasvetli enerjiden nihayet uzaklaşmıştı. Açık hava ruhuna o kadar iyi gelmişti ki, okyanus mavisi gözlerini kapatıp güneşin yüzünü ısıtmasına izin verdi. Kendini hafiflemiş hissediyordu.
Otoparkın ortasına doğru biraz yürüdükten sonra durdu. Arkasında birer koruma ordusu gibi dikilen üç adama doğru yavaşça döndü. Yüzünde muzip ve hafiften şımarık bir tebessümle sordu:
"Ee... Şimdi kim bırakıyor beni eve?"
Aybike’nin sorusu bitmeden, milisaniyeler içinde üç adam birden asker gibi tek bir hamleyle ellerini havaya kaldırdı.
Erkan, Yiğit ve Ozan.
Üçü de aynı anda, birbirlerinin sesini bastırmaya çalışarak tek bir ağızdan konuşmaya başladılar:
"Ben götürürüm!" dedi Erkan, arabasının anahtarını göstererek. "İlaçların bende, doktor olarak evdeki durumunu görmem lazım."
"Ben bırakırım komiserim!" diye atıldı Yiğit, göğsünü kabartarak. "Emniyetin tahsis ettiği güvenli araç bende, sahadaki can güvenliğiniz bana emanet!"
"Tabii ki ben bırakıyorum, arabada senin en sevdiğin şarkı listesi açık!" diye bağırdı Ozan, ikisini de iterek öne geçmeye çalışırken.
Aybike, otoparkın ortasında kendisine doğru neredeyse üstünlük mücadelesine giren bu üç adama bakakaldı. Narkoz biter bitmez başlayan bu bitmek bilmeyen ego ve sahiplenme savaşı karşısında derin, bıkkın bir nefes aldı. Başını yavaşça gökyüzüne doğru kaldırdı, gözlerini devirerek sitem dolu bir sesle mırıldandı:
"Allah'ım... Neden ben ya? Günahım neydi benim?"
Başını tekrar aşağı indirip, "Tamam, aranızda düzgünce anlaşın" demek için onlara baktığında gördüğü manzara karşısında kelimenin tam anlamıyla nutku tutuldu.
Üç koca adam, kollarını öne doğru uzatmış, otoparkın ortasında ciddi bir ölüm kalım savaşı verir gibi ritmik bir şekilde ellerini sallıyorlardı.
"Taş... Kağıt... Makas!"
Yiğit hırsla elini makas yaptı, Erkan sakin bir kararlılıkla taş çıkardı, Ozan ise son anda kağıt yaparak Erkan’ı sarmaya çalışıyordu. Kazananın Aybike’yi eve bırakacağı bu absürt turnuvayı, otoparkta arabalarına binen diğer hasta yakınları da şaşkınlıkla izliyordu.
Aybike sağlam eliyle alnına vurup hafifçe gülerken, hayatının bu en garip ve en hareketli izninin şimdiden başladığını fark etmişti.
Bölüm etkileşimi
