Bölümler 25Şu an: 7. BÖLÜM: GEÇMİŞİN TOZLU SAYFALARI
- 1 1. BÖLÜM: RADARINDAKİLER VE ARKANDAKİLER1.158 kelime
- 2 2. BÖLÜM: BİR YATIRIM RİSKİ OLARAK İLK SEANS643 kelime
- 3 3. BÖLÜM: ZIT KUTUPLARIN SORGUSU577 kelime
- 4 4. BÖLÜM: GEÇMİŞİN GÖLGELERİ VE FISILTILAR1.054 kelime
- 5 5. BÖLÜM: SATRANÇTA İLK HAMLE530 kelime
- 6 6. BÖLÜM: KAFEDEKİ HESAPLAR634 kelime
- 7 7. BÖLÜM: GEÇMİŞİN TOZLU SAYFALARI747 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8. BÖLÜM: ARŞİVDEKİ İLK ŞOK1.027 kelime
- 9 9.BÖLÜM: ÇÖZÜLEN902 kelime
- 10 10.BÖLÜM: GDB1.300 kelime
- 11 11.BÖLÜM: RUHUN ŞANTAJI2.094 kelime
- 12 12.BÖLÜM: İKİNCİ SEANS1.059 kelime
- 13 13. BÖLÜM: DEPLASMANDA İLK RAUNT774 kelime
- 14 14.BÖLÜM: KALKANLARIN ARKASINDA607 kelime
- 15 15. BÖLÜM: EMNİYETİN GÖLGESİ547 kelime
- 16 16.BÖLÜM: LİMAN OPERASYONU1.666 kelime
- 17 17.BÖLÜM: BEKLENMEYEN532 kelime
- 18 18.BÖLÜM: KISKANÇ431 kelime
- 19 19. BÖLÜM: GECE NÖBETİ1.565 kelime
- 20 20.BÖLÜM: SESLER467 kelime
- 21 21. BÖLÜM: SABAHA KARŞI1.055 kelime
- 22 22. BÖLÜM: YARIM KALAN HESAP547 kelime
- 23 23. BÖLÜM: EV939 kelime
- 24 24.BÖLÜM: KALANLAR VE ANLATILANLAR1.170 kelime
- 25 25.BÖLÜM: ATIŞMA1.612 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İstanbul semalarına akşamın karanlığı çöktüğünde, sokaklardaki o yoğun koşturmaca yerini sessiz bir yorgunluğa bırakmıştı. Aybike, balıkçı davasını nihayet tamamen kapatmıştı. Yakaladığı tetikçi suçunu itiraf edip cezaevine gönderilmiş, maktulün cenazesi de gözü yaşlı ailesine teslim edilmişti. O dosya tertemiz kapanmıştı ama Aybike'nin asıl mesaisi şimdi başlıyordu. Aybike, küçük evinin salonunda, üzerindeki deri ceketi fırlatıp kendini koltuğa bıraktı. Salonun köşesindeki tekli koltukta ise hayalet Gülten. Aybike, seans sırasında Gülten’in transa girerek anlattığı o nadir, bölük pörçük şeyleri zihninde toparlamaya çalışıyordu. "Dahası da var sarışın," diye araya girdi Gülten, "O adam odamdan çıkarken lambanın ışığı sol bileğine vurdu. Siyah, kıvrılan bir yılan dövmesi vardı. Unutamadığım tek şey o yılan. Beni o bıçakladı. "Aybike oturduğu yerden hızla doğruldu. Elindeki telefonu kapıp hemen yardımcısı Yiğit’i aradı: "Yiğit, acil bendesin. Konumumu atıyorum, hemen eve gel. "Yaklaşık yarım saat sonra kapının zili sertçe çalındı. Aybike gidip kilidi çevirdi ve kapıyı açtı. Karşısında dikilen Yiğit, yüzünde kocaman bir tebessümle elindeki sıcak paketi havaya doğru kaldırdı. "Geldikten sonra 'Komiserim açtır şimdi, dürümsüz olmaz' dedim, gelirken çift lavaşlı bol soslu tavuk dürüm aldım!" diyerek neşeyle içeri girdi Yiğit. Aybike hafifçe gülümsedi, paketi Yiğit'in elinden alıp doğruca mutfağa geçti. Büyük cam bardaklara buzdolabından çıkardığı soğuk ayranları köpürterek doldurdu. Sıcak dürümleri tabaklara yerleştirip yanına buz gibi ayranları ekledi ve bir tepsiyle salona geri döndü. Tepsideki dürümün ve ayranın kokusu salona yayılırken, Yiğit çoktan koltuğa kurulmuştu. Aybike tepsiyi sehpanın üzerine bıraktı, kendi dürümünü alıp Yiğit'in karşısına oturdu. Yiğit olaydan tamamen habersizdi; eski defterlerin açılacağından, önlerinde bambaşka bir cinayet davası olduğundan bihaber, iştahla dürümünü ısırdı. "Elin dert görmesin Yiğit. Tam zamanında geldin," dedi Aybike, dürümünden bir lokma alıp ayranından yudumlarken. "Ama afiyetle yerken beni iyi dinle. Balıkçı bitti, o dava kapandı. Önümüzde yepyeni bir dava var." Yiğit dürümünü çiğnerken şaşkınlıkla kaşlarını çattı. "Yeni dava mı? Komiserim, emniyete yeni bir ihbar mı düştü? Ben niye hiçbir şey bilmiyorum?" Aybike derin bir nefes alıp salondaki boş köşeye, aslında Gülten'in oturduğu yere doğru kısa bir an bakıp tekrar Yiğit'e döndü. Hem dürümünü yiyor hem de sesini ciddileştirerek konuşuyordu. "Telsiz ihbarı değil Yiğit. Yıllar önce Karaköy’ün o izbe genel evlerinden birinde vahşice katledilen Gülten isimli bir kadının dosyası bu," diyerek sıfırdan anlatmaya başladı Aybike. "Kadın odasında sırtından bıçaklanarak öldürülmüş. O dönem suçlu bulunmayınca dava kapatılmış, faili meçhul denilerek arşivde çürümeye bırakılmış. Katilin çok belirgin, asla unutulmayacak bir izi var: Sol bileğinde siyah, kıvrılan bir yılan dövmesi." Yiğit lokmasını güçlükle yutkundu, şok içinde elindeki dürümü tabağına bıraktı. Soğuk ayranından büyük bir yudum alıp Aybike’ye bakakaldı. "Zaman aşımına uğramış eski bir cinayet yani... Komiserim, siz bu davanın detaylarını ve o dövmeyi nereden öğrendiniz?" Aybike gizemli bir şekilde gülümsedi, dürümünden bir lokma daha aldı. "İstihbarat diyelim Yiğit. Bu kadının katili hâlâ dışarıda elini kolunu sallayarak geziyor. Yarın uzun bir gün olacak, hazır ol." Yemeklerini bitirdikten sonra, sehpanın üzerindeki boş tabakları bir kenara itip üzerine eski İstanbul haritalarını ve veri tabanından çıkardıkları eski sabıkalı listelerini yaydılar. Saatler gece yarısını çoktan geçmiş, sabaha karşı ikiye, üçe gelmişti. Aybike, Karaköy'ün o dönemki kural tanımaz sokak yapısını anlatıyor, o yıllarda o bölgede bölge amirliği yapan polislerin isimlerini tek tek kağıda döküyordu. Yiğit ise gözlerini ovuşturarak, "Komiserim, yarın sabah ilk iş veri tabanından 'yılan' lakaplı ya da dövmeli eski çete üyelerini filtreleyelim. Sonra da doğrudan o dönemki arşiv kayıtlarının fişlerine bakarız. Eğer yukarıdan bir örtbas varsa, illa ki imza sirkülerinde bir açık bırakmışlardır," diyerek harita üzerinde bir sokağı işaret ediyordu. "Doğru," diye mırıldandı Aybike, sesi artık iyice fısıltıya dönmüştü. "O sokağa bakarız... Önce arşive ineriz, sonra..." Konuşma gittikçe yavaşladı. Gecenin o geç saatinde, hem Eminönü sokaklarındaki amansız kovalamacanın hem de saatlerdir kağıtlar üzerinde kurdukları o yoğun stratejinin tüm yorgunluğu iki ortağın üzerine kurşun gibi çöktü. Yiğit, elindeki kalemi haritanın üzerine düşürürken başı yavaşça tekli koltuğun arkasına kaydı. Aybike ise dirseğini sehpanın kenarına dayamış, davanın sonraki adımını mırıldanırken göz kapaklarının kapanmasına daha fazla engel olamadı. Başını koltuğun yumuşak yastığına bıraktığı an derin bir sessizlik odayı kapladı. İki ortak, ellerinde davanın notlarıyla gecenin geç saatine kadar sürdürdükleri o hararetli planlamanın tam ortasında, farkında olmadan koltuklarda derin bir uykuya daldılar. Salondaki hayalet Gülten yavaşça oturduğu köşeden kalktı. Havada süzülerek sehpanın üzerindeki kağıtlara, haritalara ve kendi ismi için sabaha kadar didinen bu iki polise baktı. Kırk yıldır ruhunu sıkan o ağır zincirlerin ilk defa gevşediğini hissetti. Aybike'nin saçlarına doğru hafifçe üfledi, yüzünde buruk bir minnet tebessümü belirdi. "Teşekkür ederim sarışın... Beni duydun ya, artık yalnız değilim," diye fısıldadı loş karanlığa doğru. Birkaç saat sonra doğacak olan güneş, o tozlu arşiv odasındaki büyük sırları uyandıracaktı. Birkaç saat sonra doğacak olan güneş, o tozlu arşiv odasındaki büyük sırları uyandıracaktı.
Bölüm etkileşimi
