ÖLÜLERİN FISILTISI kitap kapağı

16. bölüm / 26

16.BÖLÜM: LİMAN OPERASYONU

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 16.BÖLÜM: LİMAN OPERASYONU

Ekip arabası, tepe lambasının mavi-kırmızı ışıkları eşliğinde şehrin kalabalık caddelerinden sıyrılıp eski mezarlığa giden ıssız, virajlı yola saptı. Direksiyondaki Yiğit’in gözleri yoldaydı ama zihni tamamen gelen ilk bilgilerle meşguldü.
"Komiserim, Can’ın söylediğine göre ihbarı sabah erken saatlerde oradan geçen bir belediye işçisi yapmış," dedi Yiğit, göz ucuyla yan koltukta oturan Aybike’ye bakarak. "Boş arazide, eski bir ağacın dibinde bulmuşlar cesedi. İlk gelen rapora göre üzerinde herhangi bir kimlik çıkmamış."
Aybike camdan dışarıyı seyrediyor, parmaklarıyla montunun fermuarıyla oynuyordu. "Cinayet aletine dair bir bilgi var mı?" diye sordu, sesi her zamanki iş ciddiyetine bürünmüştü.
"Net bir şey söylemedi Can ama boğulma ihtimali yüksekmiş. Darp izleri de varmış üzerinde," Yiğit arabayı mezarlığın dış duvarının hizasına park ederken derin bir nefes aldı. "Buranın gecesi tekinsizdir, gündüzü bile insanı ürkütüyor. Eski mezarlık olunca kimse pek uğramaz buralara."
Arabadan indiklerinde havadaki o buz gibi, kasvetli koku yüzlerine çarptı. Aybike, belindeki silahını kontrol edip hızlı adımlarla mezarlığın paslı demir kapısına doğru yürümeye başladı. Zihni karmakarışıktı; burası eski bir mezarlıktı ve etrafta normalden çok daha fazla ruh, çok daha fazla acı çeken gölge olma ihtimali yüksekti. Yeteneğinin getirdiği o tekinsiz ürperti şimdiden omuzlarına çökmüştü.
Mezarlığın içine doğru açılan, yabani otlarla ve kırık mermer parçalarıyla dolu engebeli patikaya girdiler. Aybike etrafı incelerken, gözü bir an için uzaklardaki yaşlı bir söğüt ağacının altında dikilen, yarı şeffaf bir siluete kaydı. Gördüğü şeyle dikkati saniyeliğine dağıldı, kalbi hızla çarpmaya başladı.
Tam o sırada, toprağın altından fırlamış gizli bir mezar taşı parçasına ayağı sertçe takıldı.
Dengesini tamamen kaybeden Aybike, acı bir nefes alarak öne doğru savruldu. Tam sert ve taşlı toprağa kapaklanmak üzereydi ki hemen arkasından gelen Yiğit’in refleksleri devreye girdi.
Yiğit, güçlü bir hamleyle ileri atılıp Aybike’yi tam belinden yakaladı. Onu kendine doğru çekerken ikisinin de dengesi sarsıldı ama Yiğit ayaklarını yere sağlam basarak Aybike’nin düşmesini son anda engelledi.
Aybike, sırtı Yiğit’in göğsüne yaslanmış halde, nefes nefese kaldı. Yiğit’in elleri hala belindeydi ve onun da kalbinin nasıl hızla çarptığı Aybike’nin sırtından hissediliyordu. Yiğit, endişe ve o gizleyemediği hayranlıkla karışık bir ses tonuyla eğildi:
"Komiserim! İyi misiniz? Dikkat edin, buraların zemini çok tekinsizdir..." dedi, sesindeki o titremeyi saklamaya çalışarak ama Aybike’yi bırakmaya da pek acele etmiyordu.
Aybike, sırtı Yiğit’in göğsüne yaslanmış halde nefes nefese kalırken, gözlerini bir anlığına kapatıp açtı. Yiğit’in elleri hala belindeydi, "Komiserim! İyi misiniz? Dikkat edin..." diyen sesi kulağına bir uğultu gibi geliyordu. Çünkü Aybike gözlerini yeniden açtığında, dünya bir anda değişmişti.
Gördüğü şey karşısında soluğu boğazında tıkandı.
Eski mezarlık, sadece kırık mermerlerden ve yabani otlardan ibaret değildi artık. Patikanın kenarında, eski aile kabristanlarının parmaklıklarına tutunmuş, yüzleri solgun onlarca siluet belirdi. Hemen sağ taraftaki yıkık bir mezar taşının üzerinde, Aybike’ye boş gözlerle bakan yaşlı bir adam oturuyordu. Birkaç metre ötede, toprak yolun ortasında, üstü başı çamur içinde kalmış küçük bir çocuk ruhu, elindeki hayali bir oyuncağı sallayarak Aybike’ye bakıp gülümsedi.
Aybike’nin bakışları dehşetle etrafta gezindi. Ağaçların gölgelerinden süzülen, mezarların arasından sessizce doğrulan, fısıldaşan, acı çeken onlarca, yüzlerce ölü... Kimi ona elini uzatıyor, kimi sadece donukça izliyordu. Mezarlığın kasvetli havası, bu ruhların yaydığı soğuklukla birleşince Aybike'nin tüyleri diken diken oldu. Hayatında hiç aynı anda bu kadar çok ölüyü bir arada görmemişti. Burası adeta sessiz bir çığlık denizeydi.
Yaşadığı görsel şok ve etrafını saran bu ruh kalabalığının ağırlığıyla Aybike'nin dengesi iyice sarsıldı. Zihni bulanıyor, kalbi göğüs kafesini yırtacak gibi çarpıyordu.
Yiğit, kollarının arasındaki kadının aniden buz kestiğini ve gözlerinin dehşetle boşluğa dikildiğini fark etti. Aybike'nin bu titreyen, savunmasız hali içini titretti.
"Komiserim? Aybike..." dedi Yiğit, bu kez resmiyeti tamamen unutup adıyla hitap ederek. Kollarını biraz daha sıkılaştırdı, onu tamamen dik tutmaya çalıştı. "Yüzünüz kireç gibi oldu, bir yeriniz mi acıyor? Aybike, korkutma beni, neyin var?"
Aybike, Yiğit’in sesini duyduğunda sanki bir rüyadan uyanır gibi silkelendi. Eğer şimdi kendini toplamazsa Yiğit her şeyi anlayacaktı. Gözlerini o yüzlerce gölgeden zorla ayırıp Yiğit’in endişeli gözlerine dikti. Yutkundu, sesinin titremesini engellemeye çalışarak hafifçe geri çekildi.
"Yok... Yok bir şeyim," dedi, Yiğit'in ellerinden yavaşça sıyrılarak. Üstünü başını düzeltirken kalbinin ritmini yavaşlatmaya çalışıyordu. "Sadece... zemin çok kötü. Birden başım döndü herhalde, aç karnına koştuk ya karakolda... Ondandır. İyiyim ben."
Yiğit'in elleri boşlukta kaldı. Gözlerinde hala o tatlı endişe ve şüphe vardı ama Aybike’nin kendini hemen profesyonel duvarların arkasına gizlediğini görünce üstelemedi. "Emin misiniz? İsterseniz Can'ların yanına gitmeden önce biraz soluklanın?"
"Gerek yok," dedi Aybike, gözlerini tekrar etrafa dikmemeye çalışarak ileri doğru bir adım attı. Ruhların varlığını görmezden gelmek, şu an hayatta kalmasının tek yoluydu. "Can bizi bekliyor. Hadi, gidelim."
Sarı olay yeri inceleme şeritlerinin altından eğilerek geçtiklerinde, Adli Tıp Uzmanı Can’ı tepeden tırnağa beyaz tulumlar içinde, cesedin başında diz çökmüş halde buldular. Can, postalların sesini duyunca başını kaldırdı. Maskesini çenesinin altına indirirken yüzündeki o her zamanki neşeli kanka ifadesinden eser yoktu.
"Geldiniz mi?" dedi Can, sesi oldukça bitkin geliyordu. "Durum bildiğiniz gibi değil çocuklar."
Aybike cesede doğru bir adım attı ve tam o anda, cesedin hemen baş ucunda dikilen ruhu fark etti. Bu ruh, diğer mezarlık sakinleri gibi dalgın veya kendi aleminde değildi. Yeni ölmüş olmanın verdiği o büyük şok ve öfkeyle, kendi cansız bedenine bakıyordu.
Aybike maktulün yüzünü gördüğü an donakaldı. Seda Müdür haklıydı; bu adam emniyetten biriydi. Hatta daha bir hafta önce adliyede karşılaştıkları, Narkotik Şube’de çalışan kıdemli başkomiser turgut’tu.
Turgut Başkomiser’in ruhu, öfkeyle kendi katilinin arkasından sayıklıyor, ellerini havaya savuruyordu. Tabii ki o da Aybike’nin kendisini izlediğinin farkında değildi. Kendi kendine, "Seni bulacağım... O paraları sana yar etmeyeceğim..." diye mırıldanıp duruyordu. Yiğit cesedin yanına çömelip yüzündeki örtü hafifçe açılınca şok içinde geri çekildi. "Siktir... Turgut Başkomiser bu! Komiserim, Narkotik’teki Turgut abi bu!"
Aybike, Yiğit’in sesine odaklanmaya çalışırken göz ucuyla Turgut’un ruhunun söylediklerini aklına kazıyordu: O paraları sana yar etmeyeceğim...
Can, eldivenli elleriyle maktulün boynundaki morlukları gösterdi. "Boğularak öldürülmüş Aybike. Çok profesyonelce bir boğma ipi veya tel kullanılmış, direnmeye bile fırsat bulamamış. Ama asıl garibi ne biliyor musun? Cebinden sadece eski bir kumarhane pulu ve arkasında bir adres yazılı kartvizit çıktı."
Can’ın elinde tuttuğu şeffaf delil torbasının içindeki kartvizite bakan Aybike, gözlerini kısmıştı. Kartın üzerinde lüks bir gece kulübünün adı ve arkasında aceleyle tükenmez kalemle karalanmış bir isim ve saat yazıyordu: "23:30 - Serkan Akça"
Yiğit cesedin yanına çömelip yüzündeki örtüyü incelerken şokunu hala atlatamamıştı. "Turgut Başkomiser... Narkotik’in en kıdemli adamıydı. Komiserim, bu işin arkasında kesinlikle aylardır peşinde olduğu o büyük sevkiyat şebekesi var. Adamı resmen susturmuşlar."
Aybike, Yiğit ve Can konuşurken tüm dikkatini cesedin baş ucunda, kendi ölü bedenine bakarak öfkeyle titreyen Turgut Başkomiser'in ruhuna vermişti. Turgut’un ruhu Aybike'nin kendisini net bir şekilde izlediğinden tamamen habersizdi. Kendi kendine, gözlerini boşluğa dikerek yumruklarını sıkıyor ve öfkeyle sayıklıyordu:
"Beni harcadınız... Ama o sevkiyat patlayacak... Serkan her şeyi biliyor... Depodaki malları kaçıramayacaksınız..."
Aybike duyduğu bu tamamen yabancı isimle rahat bir nefes aldı ama yüzündeki iş ciddiyetini bozmamak için dişlerini sıktı. Serkan Akça kimdi? Ve bahsettiği depo neredeydi? En azından bu kez ucu kendi arkadaşlarına dokunmayan, tamamen Narkotik Şube'nin içindeki o karanlık operasyonla ilgili bir gizem vardı karşısında.
"Aybike? Komiserim, iyi misiniz? Yine daldınız," dedi Yiğit, elini Aybike’nin omzuna hafifçe koyarak.
Aybike hemen kendini toparladı ve bakışlarını ruhtan kaçırıp delil torbasına sabitledi. "İyiyim Yiğit. Can, bu kartvizitteki 'Serkan Akça' ismini ve gece kulübünü hemen sorgulatmamız lazım. Turgut Başkomiser oraya tek başına gitmiş olamaz. Yiğit, hemen karakola dönüyoruz. Bu kulübün sahibini, Serkan Akça’nın kim olduğunu ve Turgut’un son 24 saatteki telefon trafiğini hemen masama istiyorum."
Yiğit başını salladı, gözlerinde olayı çözme hırsı parlıyordu. "Hemen hallediyorum komiserim. Telsizden çocuklara anons geçiyorum, Serkan Akça ismini sistemden tarasınlar."
Aybike arkasını dönüp olay yerinden uzaklaşırken, arkasında bıraktığı o yüzlerce mezarlık ruhunun kendi alemindeki fısıltıları ve Turgut’un öfkeli gölgesi yavaş yavaş gözünün önünden çekiliyordu. Şimdi önlerinde çözülmesi gereken, ucu büyük bir uyuşturucu şebekesine uzanan yepyeni bir av vardı. Aybike arkasını dönüp gitmeye yeltenmişti ki, Turgut Başkomiser’in ruhu aniden Can’ın ve Yiğit’in üzerine doğru hamle yaptı. Ölümün şokunu yeni yeni atlatan ruh, hala yaşadığını sanarak çırpınıyordu. Can cesedi torbaya yerleştirmek için fermuarı çekerken, Turgut’un ruhu Can’ın omuzlarından tutmaya çalıştı ama elleri havayı dövmekten başka bir işe yaramadı.
"Can! Yiğit! Buradayım be, baksanıza bana!" diye bağırdı Turgut. Sesi, mezarlık sokağında sadece Aybike’nin kulaklarında yankılanan, ekolu ve buz gibi bir çığlıktı. "Yüzümü kapatma Can! Yaşıyorum ben, buradayım!"
Yiğit o sırada ayağa kalkmış, delil torbasını inceliyordu. Turgut’un ruhu bu kez Yiğit’in tam karşısına geçip yüzüne doğru bağırmaya başladı: "Yiğit! Dinle beni aslanım! Serkan Akça dedikleri adam Narkotik’in içindeki köstebek! Beni o limandaki depoya çağırdı! Duyuyor musun beni, yüzüme baksana!"
Yiğit hiçbir şey hissetmeden, Turgut’un ruhunun içinden geçerek Aybike’nin yanına doğru yürüdü.
Aybike’nin içi paramparça oluyordu. Gözlerini sımsıkı kapatmamak, "Seni duyuyorum!" diye bağırmamak için yumruklarını montunun cebinde öyle bir sıkmıştı ki tırnakları avcuna batıyordu. Etrafında dolanan diğer eski ölüler, Aybike’nin bu kasılmış halini fark etmeden kendi sessiz dünyalarında süzülmeye devam ediyorlardı. Aybike dümdüz ileriye bakıyor, Turgut’un ruhunu asla görmüyormuş gibi yapıyordu. Çünkü tek bir göz teması, Turgut’un onun kendisini duyduğunu anlamasına ve Aybike’nin üzerine çullanmasına sebep olurdu.
Turgut’un ruhu, Yiğit’in de onu duymadığını anlayınca çaresizlikle geriledi. Tam Aybike’nin önünde durdu. Gözlerini Aybike’nin tam göz hizasına dikti.
"Aybike... Sen zeki kızsın," diye fısıldadı Turgut, sesi bu kez çok yakından, adeta kulağının dibinden geldi. Soğuk nefesi Aybike’nin tenini ürpetti. "Beni kimse duymuyor ama sen bu işi çözersin. Serkan Akça... Limandaki 4 numaralı depo... Oraya gidin..."
Aybike, göz bebeklerinin titremesine engel olmaya çalışarak Turgut’un ruhunun tam içinden geçti ve arabaya doğru yürümeye devam etti. Kulaklarında hala o buz gibi ses yankılanıyordu: Limandaki 4 numaralı depo...
Yiğit, Aybike’nin arkasından yetişip kapıyı açarken, onun yüzündeki o aşırı konsantre ve gergin ifadeyi fark etti. "Komiserim, gerçekten iyi görünmüyorsunuz. Renginiz iyice attı. Turgut abiyi böyle görmek hepimizi sarstı tabii..."
Aybike arabaya bindi, emniyet kemerini çekerken derin bir nefes verdi. "Şoktayım sadece Yiğit. Ama bu şok bizi yavaşlatmayacak. Telsizden çocuklara söyle, Serkan Akça ismini araştırırken özellikle liman bölgesindeki depolarla bir bağlantısı var mı baksınlar."
Yiğit arabayı çalıştırırken şaşkınlıkla Aybike’ye baktı. "Liman mı? Kartta sadece Serkan Akça yazıyordu komiserim, limandan bahsetmiyordu ki?"
Aybike bir an duraksadı, pot kırdığını fark etti ama bozuntuya vermeden hemen salağa yattı. "Narkotik davası oğlum bu. Turgut Başkomiser aylardır neyin peşindeydi? Kaçakçılığın. Şehirde bu işlerin döndüğü tek bir yer var, o da liman ve civarındaki depolar. Tecrübe konuşuyor burada Yiğit, hadi bas gaza."
Yiğit, Aybike’nin bu ani ve keskin zekasına bir kez daha hayran kalarak gülümsedi. "Haklısınız komiserim. Hemen merkeze geçiyoruz."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…