40. bölüm · Lanet~ Hyunlix
Final.
"Güzelim! Nerdesin? Hadi ama Felix. "
"Ya beni rahat bırak Jinie."
"Ama güzelim. Endişeleniyorum. Sende beni anla."
"Off ya. Sen beni sevmiyorsun artık."
"O nerden çıktı bebeğim? Niye sevmeyeyim seni?"
"Güzel değilim artık çünki. Şuna bak göbeğim ne kadar büyüdü. Bende çok fazla kilo aldım."
"Güzelim sen bizim bebeğimizi taşıyorsun. Kilo alman çok normal ve bu inan seni çok daha güzel yapıyor."
Sarışın olan karnını tutarak üç ay önce evlendiği eşinin yanına adımlamış, kollarını bebek gibi kaldırarak onu kucağına almasını istemişdi.
Jeonginin derin uykuya dalmasından sonra hayatları yoluna girmeye başlamıştı.
Üzerinden tam tamına 3 yıl geçmişti o günün. Felix Jeonginin kalbinin üzerine sapladığı bıçağın ardından yere çökmüş, bağrı yarılırcasına ağlamaya başlamıştı.
Birini öldürmeyi kabullenemiyordu.
Jeonginin gözlerini yumması üzerine Hongjoong ve Seonghwayı tutanlar devrilmiş, onlarda serbest kalmıştı.
Kenarda durmuş eşini izleyen Hyunjin hemen sarışına koşmuş, sarılarak teselli etmeye çalışmıştı.
Bu sırada Chan ve diğerleri gelmişti.
Minho kardeşine koşmuş, onu sigmanın kollarından alarak kendi kucağına çekmiş, saçlarını okşamaya, göz yaşlarını silmeye başlamıştı.
Vitalar Jeonginin yanına gitmiş onu kontrol etmişlerdi.
Aniden Seonghwanın bakışları Hongjoonga çevrilmiş, iki eş bakışlarıyla anlaşmıştı.
"Yaşıyor. Kalbi durmamış."
Duyduğu kelimelerle anında abisinin kollarından çıkmış, kanlı vücuda yaklaşmıştı gamma.
Jeonginin vücudu yaşamın son kırıntılarına tutunmuştu.
Alel acele yaralı bedeni bilgeye götürmüşlerdi.
"Ruhu arınıp, günahının kefaretini ödeye bileceği bir beden bulana kadar bu bedende kalacak ruhu. Ölmeyecek ancak yaşamayacakta. Yeni başlığı yazılmış ancak hala daha doğacağı beden bulunamamış."
"Yeni başlığı derken?"
"Ruhunun yeni eşi onu bekliyor."
Bilgenin son sözleri olmuştu bunlar.
O günden sonra Jeongin uzun bir uykuya dalmıştı.
Başsız kalan Yang klanının yönetimine Hongjoongla Seonghwa geçmişti.
Hongjoong, Seonghwa ve Seungmin için donmuş olan zaman tekrar akmaya başlamıştı.
Jeonginin uykuya dalmasına rağmen Yang sarayı hala daha karanlıktaydı.
Hyunjin ve Felix, Felixin biraz daha büyümesini beklemiş, üç ay önce de evlenmişlerdi.
Onlardan nerdeyse iki yıl önce dünya evine giren Chan ve Seungmin ikilisi şu an ikinci bebeklerini bekliyorlardı.
Minho ve Jisung ikilisinin şu an Yeosang adında vita bir oğulları vardı. Küçük Yuki haşara bir çocuktu. Minho babası amcasına benzediğini söyleyip duruyordu. Kendisi şu an iki bucuk yaşındaydı.
San ve Wooyoung ikilisi o günden sonra ortalardan kaybolmuş, bir daha göze görünmemişlerdi. Hongjoongdan öğrendikleri kadarıyla kendileri istemeden Yang klanı kurallarıyla büyütülmüşlerdi. San ne kadar karşı koymaya çalışsa da sonunda direnememiş, eski kralın öğretilerini benimseyerek hiç istemediği biri olmuştu.
O günün ertesi sabah San gamma, vita ve beta karşısında eğilerek yaptığı ve dediği her şey için özür dileyerek, eşiyle birlikte ortadan kaybolmuştu.
Changbinse hala daha silik iziyle eşinin geleceği günü bekliyordu.
Derken tuhaf bir şey oldu günlerin birinde.
Yeni evlerinde huzurla uyuyan yeni evliler sabahın erken saatlerinde Chanın kapıyı alacaklı gibi çalmasıyla uyanmış, Hyunjin küfür ederek kapıyı açmıştı.
Karşısında gördüğü alfa oldukca endişeliydi.
"Jeongin yok!"
"Ne demek yok? Lan adam yarı ölü. Nereye gidebilir?"
"Yok işte, yok. Sabah kontrol için gittiğimde, yerinde yeller esiyordu."
"Geliyorum. Minho ve Hongjoonglara haber sal. Changbini de alarak babamlara haber ver, ardından onlarla birlikte Jeonginin tutulduğu yere gidin."
Chan kafasını sallayarak onaylamış ve hızla uzaklaşmıştı.
"Neler oluyor Jinie?"
"Jeongin yok."
"Nasıl yok?"
"Bildiğin yok güzelim."
Gamma hem endişelenmiş hemde şok yaşamıştı.
Nereye gitmiş ola bilirdi?
Yarım saat sonra Hongjoong ve Seonghwadan başka herkes ordaydı.
Minho, Jisung ve Yuki zaten Hwang klanına gelmek için yolda olduklarından onların gelmesi uzun sürmemişti.
"Ne yapacağız? Nereye gitmiş ola bilir?"
Soruyu soran Jisungdu. Kendi kontrol etmişti. Jeongin yarı ölüydü.
Kapı açılmış içeriye telaşla Hongjoong ve Seonghwa ikilisi girmişti.
"Saray. Saray yıllar önceki haline dönmüş."
"Nasıl yani?"
Hongjoongun bağırarak içeri girmesi üzerine kafalar dahada karışmıştı.
Neler oluyordu kurtlar aşkına?
"Hyunjin, bilge. Bilgeyi çağıralım. O neler olduğunu biliyordur."
Bayan Hwangın önerisi üzerine kapıdaki nöbetçilerden biri koşarak bilgeyi getirmeye gitmişti.
Bilge geldiğinde ağzından sadece tek bir cümle çıkmıştı.
"Lanet bitti. Artık herkes özgür."
Doğru mu duymuşlardı?
Lanet bitmişmiydi?
Evet bitmişti.
Bu haberden bir hafta sonra çok daha güzel bir haber almışlardı.
Gamma hamileydi.
Aylar geçmiş, gammanın karnı büyümüştü.
Hamile gamma, hamile betayla birlikte ortalığı ayağa kaldırıyordu.
Gecenin köründe Chan ve Hyunjini uyandırıp ormana böğürtlen aramaya göndermek mi dersiniz ya da vızır vızır arıların olduğu kovandan bal istemelerimi dersiniz.
Kısacası bu ikili eşlerini deli ediyorlardı.
Ah tabi tek delirenler Hyunjin ve Chan değildi.
Minho ve ikilinin doktorluğunu üstlenen Jisunguda delirtmeyi becermişti bu ikili.
Honhjoong iyice kendisini Felixin abisi bellemiş, onun her istediğini yerine getirmeye başlamıştı.
Seonghwada aynı şekilde Jisungla birlikte ikiliye doktorluk yapıyordu.
Changbin Felixin hamile olduğunu öğrendiğinde evden koşarak uzaklaşmış, bir kenara geçip hönkürerek ağlamaya başlamıştı.
Kurdu hiss ediyordu.
Silik izi belirginleşecekti.
Ruh eşi Felix ve Hyunjinin yavrusuydu.
Kalbi bu gerçeği kabul edemiyordu.
En yakın arkadaşının çocuğu onun ruh eşi olamazdı, olmamalıydı.
Aylar geçmiş, gün gelip çatmıştı.
Bir sabah tüm klan gammanın çığlığıyla sallanmıştı.
"Yahhh. Hwang Hyunjin seni öldüreceğim. Hepsi senin suçun. Ağğghhhh"
"Bebeğim ben ne yaptım ki?"
"Sus ulan sus. Öldüreceğim seni. Ağğğğhhhh"
"Geldik, geldik. Dayan güzelim. Hadi bakalım ıkın şimdi. Üç deyince tamam mı?"
Jisung ve Seonghwa ikilisi doğum yaklaştığı için eşleriyle beraber Hwang klanına gelmişlerdi.
Bir hafta önce doğan Sky da onlar sayesinde doğmuştu.
"Hadi güzelim. Az daha dayan. Hadi, hadi."
Odayı dolduran ağlama sesi her kesi gülümsetmişti.
Kapının önünü kestirmiş olan beş beden de ağlama sesini duyar duymaz içeri dalmışlardı.
Odayı mükemmel kiraz çiçeği kokusu sarmıştı.
Sigma ve gammanın omega bir oğlu olmuştu.
Minicik ve tilkiye benzer yüzüyle çok güzeldi.
Minho kardeşine ve bebeğe dolu gözlerle bakıyordu.
Koskoca iki delta da ağlıyordu.
Ama odada öyle biri vardı ki, kokuyu aldığı an kurdu şaha kalkmış, bebeği kucağına alıp kimseye vermemek için savaş vermeye başlamıştı.
"Adı ne olacak?"
Konuşan Bay Lee idi. Klanda yayılan salhın yüzünden savaşda çok fazla olamamış, Felixin kaybolduğundan bile çok sonradan haberi olmuştu.
"İsmini Bob koymak istiyoruz baba."
"Güzel bir isim. O zaman ailemize hoş geldin Hwang Bob."
Ve tüm odaya yayılan çığlık sesi.
Changbinin çığlığı sarmıştı tüm odayı.
Sebebi kolundaki izin delicesine yanmasıydı.
Silik izi belirginleşmişti.
Korktuğu başına gelmişti.
Hwang Bob.
Tarçın kokulu baskın alfanın kolunda yazan tamda bu isimdi.
En yakın arkadaşının oğlu onun ruh eşiydi.
"N-ne demek bu şimdi?"
Herkes dumura uğramıştı.
"Tuhaf bir şey yok. Zaten bunun olacağını biliyorduk. Ancak şunu bil Changbin, omegama en küçük bir zararın dokunursa, çoçukluğum demem yakarım canını."
"Merak etme Hyunjin. O senden öte benim canım."
