11. bölüm · Lanet~ Hyunlix

9.

Ari🌹 🌹🌹

Her taraf karanlıktı. Göz gözü görmüyor, kan kokusu mide bulandırıyordu. Hyunjin karanlık bir yolda durmadan koşuyordu. Neyden kaçtığını, niye kaçtığını bilmiyordu. Beyni sadece kaçmasını, kurtulmasını söylemişti ve o da öyle yapıyordu.

Arkasına baktığında hiçbir şey görmese bile korkusu artmış, koşmaktan damarları şişen bacaklarını daha da zorlayarak biraz daha hızlanmıştı. Neyden korkmuştu Hyunjin?
Bilmiyordu.

Derken bembeyaz bir ışık belirdi. Önce karanlık kayboldu, ardından kan kokusu yerini şeftali kokusuna bıraktı. Hyunjin kalbindeki korkunun azaldığını, yüreğinin ferahladığını hissetti. Işıkların arasından beyazlar içinde melekleri kıskandıracak kadar güzel biri belirdi.

Güneş sarısı saçları özenle omuzlarına inmiş, masmavi gözleri gökyüzünü kendine saklamıştı.
Yüzündeki çiller semadan bir hediyeymişçesine yüzüne serpiştirilmişti. Kalp şekilli dudakları göreni baştan çıkaracak cinsteydi.

"Ben geldim sevgilim. Artık dinlenebilirsin."

Diyerek konuşmuş, ardından Hyunjin'in kolundan tutarak yere oturmuş ve genç prensin başını dizlerine yaslamıştı. Ellerini uzun siyah saçlara daldırmış, nazik ve şefkat dolu hareketlerle okşamaya başlamıştı.

Hyunjin kafasını yasladığı dizlerde rahatça uzanmış, bu güzeller güzeli çocuğu daha dikkatle inceliyordu. Şeytan çocuğun kalp şekilli dudaklarını kendi dolgun dudaklarıyla birleştirmesini, tüketircesine tadına bakmasını fısıldıyordu kulağına. Bu fikir epeyce hoşuna gitmişti Hyunjin'in.

Kafasını kaldırıp kendi dudaklarıyla örtecekken çilli çocuk konuşmuş, izin vermemişti Hyunjin'e.

"İyice dinlen sevgilim. Bundan sonrası ikimiz için de oldukça yorucu olacak. Ve ne olursa olsun unutma, seni seviyorum."

Çilli çocuk bunları dedikten sonra ayağa kalkmıştı. Bu sayede genç prens de ayağa kalkmış ve çilliye bakmıştı. Çilli çocuk ona gülümseyerek yeniden ışıklara karışmaya başladığında Hyunjin arkasından bağırarak koşmaya çalışmıştı. Ancak ayakları hareket etmemeye yeminli gibiydiler.

Uykusundan irkilerek uyandı sigma. Canı acımasa bile kurdu özlem duyduğu şeftali kokusunu arıyordu. Ayağa kalkıp aynanın önüne geldi Hyunjin. Dün ruh eşini bulmuştu, ardından canı öldürecek derecede fazla yanmıştı. Bu da ismin belirdiği anlamına geliyordu.

Göğsünde, tam kalbinin üzerinde siyah harflerle italik bir şekilde Lee Felix Yongbok yazılmıştı. Kendi kendine ismi tekrar etti Hyunjin. Yıllardır özleminde olduğu o işarete kavuşmuştu sonunda.

"Lee Felix Yongbok. Sonunda seni buldum güzelim." diye kendi kendine konuşmuştu.

Aniden kapı çaldı ve buna eş zamanlı olarak burnuna müptelası olduğu şeftali kokusu dolmuştu. Hemen kapıya koşmuş, kapıyı açarak önündeki bedeni belinden tuttuğu gibi içeri çekmişti genç prens. Ardından burnunu güzel gammasının boynuna gömmüştü.

"Uyandınız mı diye bakmaya gelmiştim. Ama bakıyorum da uyanmışsınız."

"Hyunjin. Adım Hyunjin, bana siz diye hitap etme."

Genç gamma sigmanın konudan alakasız söyledikleriyle hayrete düşmüş, içinden 'Böyle bir rahatlık olamaz.' demişti.

Felix ne diyeceğini şaşırmış, karşısındaki adama bakıyordu. Hyunjin kafasını çilli çocuğun boynundan çekmiş, rüyasında da gördüğü o kalp şekilli dudaklara yapışmıştı.

Felix önce şaşırmış, ardından içinden gelen dürtüye karşı koyamayarak karşılık vermeye başlamıştı.

Hyunjin, Felix'e nazaran daha sertti.

"Açın lan şu kapıyı! Leş gibi feromon kokuyor her yer. Çek lan ellerini çocuğun üzerinden. Minho gelirse almam elinde. Acele edin. Çabuk!"

Chan tam kapının önünde durmuş, bağırarak ikilinin şehvet ve tutku dolu anlarının kelimenin tam anlamıyla içine etmişti.