28. bölüm / 43
Lanet~ Hyunlix26.
Bölümler 43Şu an: 26.
- 1 Tanıtım456 kelime
- 2 1.532 kelime
- 3 2.522 kelime
- 4 3.556 kelime
- 5 4.514 kelime
- 6 5.536 kelime
- 7 6.672 kelime
- 8 7.657 kelime
- 9 8.628 kelime
- 10 9.453 kelime
- 11 10.734 kelime
- 12 11.569 kelime
- 13 12.615 kelime
- 14 13.784 kelime
- 15 14.1.056 kelime
- 16 15.497 kelime
- 17 16.600 kelime
- 18 17.601 kelime
- 19 18.687 kelime
- 20 19.657 kelime
- 21 20.866 kelime
- 22 21.779 kelime
- 23 22.667 kelime
- 24 23.667 kelime
- 25 24.644 kelime
- 26 25.827 kelime
- 27 26.593 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 27.737 kelime
- 29 28.634 kelime
- 30 29.737 kelime
- 31 30.628 kelime
- 32 31.289 kelime
- 33 32.703 kelime
- 34 33.603 kelime
- 35 34.851 kelime
- 36 35.551 kelime
- 37 36.287 kelime
- 38 37.893 kelime
- 39 Final.1.003 kelime
- 40 Özel bölüm (1)656 kelime
- 41 Özel bölüm (2)899 kelime
- 42 Özel bölüm (3)2.043 kelime
- 43 Son özel bölüm.1.229 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hayat öyle bir oyundur ki, adalet denilen şey zor çıkar karşına.
Hak etmeyen öyle güzel bir hayat yaşarki şok olursun. Hakkı olansa binbir türlü zorluğa göğüs germeli olur.
Hayat öyle bir oyundur ki, kuralları belli değildir, kazanmak için ne yapman gerektiği büyük bir muammadır.
Hayat öyle bir oyundur ki, tek canın vardır. Canın biterse tamamen, bir daha hayata dönmemek üzre ölürsün.
Ancak karma öyle bir yaşanır ki, öyle dönüp dolaşıp seninle karşılaşır ki, yaşadığın her haksızlık sana mutluluk olarak döner.
Hayat planları bol, ancak bölümleri bilinmez bir oyundu.
Ve hayat öyle bir oyundu ki, önce bossu karşına çıkarır ardından yardımcı görevleri verirdi.
Acıyordu.
Kalbi acıyordu.
Ruhu acıyordu.
Bedeni acıyordu.
Sigma tüm benliğiyle acıyordu.
Kurdu her geçen dakika deliriyordu. Eşinin anlık olarak canı yanmıştı. Bunu hiss etmişti genç prens.Şu an eşinden haber alamıyordu. Mühürlü değillerdi bu yüzden eşinin kalp atışlarını hiss edemiyordu.
Her dakika deliriyordu.
Odanın kapısını kırarcasına açmış, ardından odadan dışarı çıkmıştı.
Kurdu öyle bir korku yaşıyordu ki, bedeni kızgınlığın etkisini bastırıyordu.
Korku, endişe ve eşini hiss edememesinin öfkesi tüm bedenini sarmıştı.
Adımını evden dışarı attığı gibi kurda dönüşmüştü.
Gece kadar siyah, ancak güneş kadar parlak bir kürk.
Bembeyaz, keskin dişler.
Ve öfkeyle parlayan yeşil-mavi gözler.
Son sürat savaş alanına doğru koşuyordu. Öyleki etrafı görünmez olmuştu onun için. Bir günlük yolu beş saate kat edecek kadar büyük bir hızla koşuyordu.
Sigma alana vardığında kan gövdeyi götürmüştü. İki tarafta geri çekilmiş, biraz dinlenmeği amaçlamışlardı.
Ancak bir terslik vardı.
Çadırın içinden duyulan sesler hiç iyiye işaret değildi.
Bayan Hwang çadırda oturmuş, öfkeyle soluyordu. İçinde öfke, sıkıntı, endişe, kısacası her duygudan vardı. Oğluna ne hesap vereceğini bilmiyordu baş omega.
Felix ortalıkta yoktu.
Geri çekildikleri an meydanın her yerini aramış, hatta Lee klanı birliklerine haber salarak ormanı bile aratmışlardı.
Bayan Hwangdan daha endişeli biri vardı çadırın içinde. Bay Lee oğlunun nerede olduğunu bilmemenin endişesini yaşıyordu. Yüreği oğluna bir şey olur korkusuyla cayır cayır yanıyordu.
Oğlu, biricik gamması ortalıkta yoktu.
Jisung çadırın bir köşesinde oturmuş, kara kara bu haberi Minhoyaya nasıl söyleyeceğini düşünüyordu.
Biliyordu vita. Eğer delta kardeşinin kaybolduğunu öğrenirse taş üstünde taş bırakmazdı.
Beta kenara çekilmiş, aklındaki ihtimalin gerçekleşmemiş olması için dua ediyordu.
Ancak hepsinin aklında bulunan o koca soru hepsinin ortak noktasıydı.
Sigma bunu öğrenirse neler olacaktı?
Bu sorunun cevabı hiç gecikmeyecekti halbuki.
"Ne yapacağız anne? Hyunjin hyung öğrenirse delirecek."
Bayan Hwang bakışlarını konuşan betaya çevirmişti.
"Delirmekte sözmü? Taş üstünde taş bırakmıyacak. Hyunjin öğrenmeden Felixi bulmamız gerek."
"Nasıl yapacağız peki? Nerde, nasıl kaybolduğunu bilmiyoruz bile. Tek bildiğimiz sizinle birlikte meydanda savaşa girdiği. Sonra yok. Ortalıktan kayboldu."
Bay Lee o kadar sinirlenmiştiki, ses tonuna dikkat etmiyor, yaydığı feromon miktarını her geçen dakika dahada artırıyordu. Gözlerinde ufaktan alfa kırmızılıkları belirmeye başlamıştı.
"Biliyorum Lee. Her yeri aratıyorum zaten. Kaybolan yalnızca senin değil benimde oğlum. Ona bir şey olmasını bende istemiyorum. O senin olduğu kadar benimde canımdan, kanımdan. O benim kahramanım. O yüzden gelipte bana bu kadar yükselme."
"Eşim nerde?"
Çadırda yankılanan gür, baskın ve üstün ses.
O sese eşlik eden okyanus ve orman karışımı feromon kokusu.
İçeriye giren uzun boylu, siyah saçları omuzlarına ulaşan, yapılı bir beden.
Parıl parıl parıldayan mavi-yeşil gözler.
Sigma tüm ihtişamı ve yüreklere hayranlıkla korkuyu aynı anda salan görünümüyle çadırın içindeydi.
Bayan Hwang tam ağzını açıp oğluyla konuşmak istiyordu ki, çadırın tam önünde gür bir kükreme yankılandı.
Sigmanın orman ve okyanus kokulu feromonlarına deltanın çikolota kokulu feromonları katıldı.
Delta kızgınlığın etkisiyle mühürden yararlanarak eşinin beyninin içine girdiğinde, duyduğu şeylerle beyninden vurulmuşa döndü.
Kardeşi, biricik gamması kayıptı.
Aynı sigma gibi vücudunu saran duygular tüm bedenini hükmü altına almış, kızgınlığın etkisini bastırmıştı.
Delta sigma gibi bir günlük yolu beş saate kat etmiş, kampa, kardeşinin kaybolduğu yere gelmişti.
Bölüm etkileşimi
