22. bölüm / 43
Lanet~ Hyunlix20.
Bölümler 43Şu an: 20.
- 1 Tanıtım456 kelime
- 2 1.532 kelime
- 3 2.522 kelime
- 4 3.556 kelime
- 5 4.514 kelime
- 6 5.536 kelime
- 7 6.672 kelime
- 8 7.657 kelime
- 9 8.628 kelime
- 10 9.453 kelime
- 11 10.734 kelime
- 12 11.569 kelime
- 13 12.615 kelime
- 14 13.784 kelime
- 15 14.1.056 kelime
- 16 15.497 kelime
- 17 16.600 kelime
- 18 17.601 kelime
- 19 18.687 kelime
- 20 19.657 kelime
- 21 20.866 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 21.779 kelime
- 23 22.667 kelime
- 24 23.667 kelime
- 25 24.644 kelime
- 26 25.827 kelime
- 27 26.593 kelime
- 28 27.737 kelime
- 29 28.634 kelime
- 30 29.737 kelime
- 31 30.628 kelime
- 32 31.289 kelime
- 33 32.703 kelime
- 34 33.603 kelime
- 35 34.851 kelime
- 36 35.551 kelime
- 37 36.287 kelime
- 38 37.893 kelime
- 39 Final.1.003 kelime
- 40 Özel bölüm (1)656 kelime
- 41 Özel bölüm (2)899 kelime
- 42 Özel bölüm (3)2.043 kelime
- 43 Son özel bölüm.1.229 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İçimde bir hiss vardı. Bu sabaha uyanmamı zorlayacak derecede bir hiss. Göğsümü sıkıştıran, nefes almamı zorlaştıran cinsten bir hiss.
İki sabahtır olduğu gibi yine sarmaş dolaş uyanmıştık Hyunjinle. Kafası boynuma gömülü, burnu feromon bezlerimin tam üzerindeydi. Alışılmış bir görüntüydü artık.
İki gündür buradaydık ancak hala daha o tuhaf hissler beni salmıyordu. Dediğim gibi içimde bir hiss vardı bu günle ilgili. Bir şey olucaktı. Ne olacağını bilmiyordum ama emindim bir şey olacaktı.
"Günaydın bebeğim."
"Günaydın."
Hyunjinin yeni uyandığından dolayı çıkan derin sesiyle düşünceler aleminden ayrılmıştım.
"Yine dalmışsın. Neler oluyor yavrum?"
"Bilmiyorum ki, dün anlattım zaten. Başka bir şey yok."
"Tamam, ama ne olursa olsun bana anlata bileceğini biliyorsun. Ben senin eşinim."
Şimdi siz söyleyin bana, ben bu çocuğa erimeyeyimde ne yapayım.
Bana ışıltıyla bakan gözleri içimi tuhaf ancak çok güzel bir hisle doldurmuştu. Yüzüme eşsiz bir varlığa bakıyor gibi bakıyordu. İçimi görmek istiyormuş gibiydi. Ve benim kalbim bu kadar sevilmeye dayanamıyordu.
Emindim. Seviyordu beni. Evet belki bir kaç haftadır tanışmıştık, ancak emindim. Çünki sevmeyen biri bu kadar ince düşünmezdi. Hiç bir şeyi umursamaz, kalbimin kırılıp kırılmamasını önemsemezdi.
Emindim. Hoşlanıyordum ondan. Sevmek yada aşık olmak diyemezdim hislerime. Çünki içimde bir yerde hep ya vardı.
Ya ruh eşim değilse?
Ancak sonra başka bir ses geliyor, o göğsündeki yazı ne peki diyor susturuyordu beni.
"Hadi kalk hazırlanda kahvaltıya inelim. Hem şu soygun olayının detaylarınıda konuşuruz belki. Herif çağırdıktan günler sonra amacını söylüyor. Sanki çocuk oyuncağı."
"Hyunie senin kızgınlığınmı yaklaşıyor?"
"Evet de, ne alaka?"
"Sinirlisin. Üstelik kokum olmadan iki dakika bile duramıyorsun."
"Nasıl ya? Nerden çıkardın onu öyle?"
"Dün duştayken kapıyı çalıp, Yavrum lütfen kokunu salgılarmısın? diyen kimdi Hyunie?"
Hyunjin benim konuşmamla susmuş, yataktan kalkarak lavaboya yönelmişti
Kalbinimi kırmıştım?
"Hyunjin? Hyunjin? Kalbinimi kırdım? Hyunjin?"
Lavabodan ses gelmeyince oraya yönelmiş, kapıyı tıklatmaya başlamıştım. Bu sıradada adını sesleniyordum.
Aniden kapı açılmış, beni belimden tutarak içeri çekmişti.
"Çok mu sıkıyorum sen?"
Aniden gelen soru beni afallatmıştı. Durduk yere nerden çıkmıştı bu soru?
"Sevgilim iyimisin sen? Sence sen beni sıksan şuan yanında olurmuydum? Hem istesende sıkamazsın beni."
Gözlerinin içine bakarak konuşmamla, her kelimeyele yüzü daha aydınlanmış, yüzündeki tebessüm dahada büyümüştü.
"Sevgilim mi?"
Bu adama kızgınlığa giriş dönemi yaramıyordu. Milletin ki sinirli olurken benim ki, şapşal ve aptal bir şeye dönüşüyordu. Onu anlamıştım ben.
"Evet. Sevgilim. Ve lütfen artık hazırlanıp kahvaltıya geçelim. Acıktımmmm."
Küçük isyanımla birlikte hazırlanmış ve aşağı, kahvaltı masasına geçmiştik. Kahvaltı salonuna gittiğimizde, Bay San ve Wooyoung başta olmak üzere herkes ordaydı.
"Günaydın. Beklettiğimiz için kusura bakmayın."
Elimden geldiği kadar nazikçe konuşmuş, ardından yerimize geçmiştik. Hyunjin ufak bir baş sallamayla geçiştirmişti.
İkimizde Wooyoung ve Sandan hoşlanmamıştık. Hazetmiyorduk bu ikiliden.
Masada oturmuş, minik sohbetler eşliğinde yemek yiyorduk.
"Bay San. Dün konuştuğumuz konu hakkında kouşmak istiyordum. Anladığım kadarıyla Hwang ve Yang klanlarının sınırında durmadan baskınlar ve soygunlar oluyor. Yanlışmıyım?"
"Hayır kesinlikle haklısınız Bay Hyunjin. Ancak hala daha nedenini ve ne istediklerini çözemiyoruz. Tuhaf olanıysa baskıncılar durmadan baskın yaptıkları yerlere Choi klanını bayrağını asıyor. Lakin klanın baş alfası olan Yeonjunla konuştuğumuzda bununla kesinlikle ilgiler olmadığını savunuyorlar."
Hyunjinin konuşmasıyla Bay San yemeğine ara vermiş ve onu cevaplamıştı.
"Anlıyorum. Belki de baskıncılar Choi klanıyla kötü olan aranızı dahada bozmaya çalışıyordur. Böylelikle çıkan savaştan yararlanarak sizi bitirmeye çalışıyorlardır."
Jisungun konuşmasıyla Bay San kaşlarını çatmış, sinirle ona çevirmişti kafasını.
"Bay Lee, lütfen eşinizi uyarın. Böyle bir konuyla ilgili fikir belirtmenin onun haddi olmadığını bilmiyor galiba."
Bay San Jisunga yaptığı şey mutlak bir yanlışmış ve düzeltilmesi gerek gibi bakıyordu. Sanki affı olmayan bir hata yapmış, bağışlanamayan bir günah işlemişti.
Çok büyük bir hata yapmıştı. Abim birinin Jisunga laf söylemesinden nefret ederdi.
"Bay Yang şunu bilmenizi isterim ki, burada en çok konuşma hakkı onların. Belki bilmiyorsunuz ancak araştırarakta öğrene bilirsininz, bizim gibi baskın türler onları ezmek yada yargılamak için yaratılmadık. Bizler onların kutsallığını korumak için yaratıldık. Kaldı ki, eşim kesinlikle yalnış bir şey söylemedi. Çoğu klanla aranızın bozuk olduğu tüm dünyaya malum olan bir şey. Üstelik eşimin fikir ve düşünceleri benim için her şeyden daha üstün ve önemlidir."
Söylemiştim. Jisung ve ben abimin en hassas noktalarıydık. Birinin bize bir şey yapmasına, kaldı ki, ters bir şey söylemesine dayanamazdı.
"Bay Yang, tutumunuzun yanlış olduğunu bildirmek isterim. Eşlerimizin güçleri azımsanamayacak kadar fazla. En güçlü kurt olan sigmam bile eşinin önümde diz çökmekten çekinmiyor. Ve buna hazır."
Bu adan beni kalpten götürecekti.
Jisung ve ben birbirimize işte bizim eşlerimiz adlı bakışlar atıyorduk.
Tam Bay San ağzını açıp bir şey söyleyecekken, kapı açılmış, içeriye uzun beyaz saçlı, üzerine bordo kıyafet giymiş birisi girdi.
Bay San bakışlarını bizden çekip içeri giren şahısa çevirmişti.
"Seonghwa? Bir sorunmu var?"
"Efendim kendisi içeri girmek için izin istiyor."
"İzinmi? Ne diyorsun? Hemen içeri al onu."
Kimden bahsediyordu bunlar?
Tam bunu sormak için Bay Sana yönelmişken, kapı tekrar açılmış ve içeriye bal rengi gözleryle biri girmişti. Suratı tilkiye benziyordu.
Üzerindeki zincir işlemeli deri ceketi oldukça şık bir hava katmıştı ona.
Gözlerimiz kesiştiğinde, sanki içimde bir yerlerde kurdum ulumağa, kaçıp saklanmak istemeye başlamıştı.
Hani demiştim ya içimde anlamsız bir korku var diye. Onun dahada fazlası vardı şuan.
Kalbim ağzımdan çıkacakmış kibi korkuyla çarpıyordu. Ne o, nede ben gözlerimizi birbirinizden ayıra biliyorduk.
Kurdum içimde şaha kalkmıştı. Durmadan Hyunjinin sigmasına sesleniyordu. Sigmaysan onu rahatlatmaya çalışıyordu. Ancak hiç bir faydası yoktu. Kurdum korkudan çıldırmaya başlamıştı.
Neydi beni korkutan kurtlar aşkına??
Özlemle bakıyordu bal gözlü ve korkuyordu şeftali kokulu. Bunun yanında sinirliydi siyah, uzun saçlı. Ve hepsi nedensizdi.
Bölüm etkileşimi
