37. bölüm / 43
Lanet~ Hyunlix35.
Bölümler 43Şu an: 35.
- 1 Tanıtım456 kelime
- 2 1.532 kelime
- 3 2.522 kelime
- 4 3.556 kelime
- 5 4.514 kelime
- 6 5.536 kelime
- 7 6.672 kelime
- 8 7.657 kelime
- 9 8.628 kelime
- 10 9.453 kelime
- 11 10.734 kelime
- 12 11.569 kelime
- 13 12.615 kelime
- 14 13.784 kelime
- 15 14.1.056 kelime
- 16 15.497 kelime
- 17 16.600 kelime
- 18 17.601 kelime
- 19 18.687 kelime
- 20 19.657 kelime
- 21 20.866 kelime
- 22 21.779 kelime
- 23 22.667 kelime
- 24 23.667 kelime
- 25 24.644 kelime
- 26 25.827 kelime
- 27 26.593 kelime
- 28 27.737 kelime
- 29 28.634 kelime
- 30 29.737 kelime
- 31 30.628 kelime
- 32 31.289 kelime
- 33 32.703 kelime
- 34 33.603 kelime
- 35 34.851 kelime
- 36 35.551 kelime · Okuduğun bölüm
- 37 36.287 kelime
- 38 37.893 kelime
- 39 Final.1.003 kelime
- 40 Özel bölüm (1)656 kelime
- 41 Özel bölüm (2)899 kelime
- 42 Özel bölüm (3)2.043 kelime
- 43 Son özel bölüm.1.229 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Deja vu yaşamışızdır hepimiz. Şuan yaşadığımızı eskidende yaşamışız gibi hiss ederiz.
Ama onların yaşadıkları deja vu değildi. Gerçektende bu saray koridorlarında gezmişti hepsi.
Son konuşmaların üzerinden geçen bir haftanın ardından tüm planlar yapılmış, şu ansa tam tamına dokuz kişi kamufle olarak sarayın içine girmişti.
Sınırdan geçmek çokda zor olmamıştı. Neticede yanlarında yıllardır sınırlarda görev yapan bir baskın alfayla, Yang klanını avcunun içi gibi bilen deltayla vita vardı.
"Dikkat edin. Saray eski ola bilir ancak bazı yerlerinde hala daha tuzaklar var."
Ah, tabi betayı unutmakta olmazdı.
"Gruplara ayrılalım. İlk bulan diğerlerine haber verecek. Ve unutmayın. Ne olursa olsun Felixi korumak zorundayız. Onun ölümü her şeyi başa sarar."
Herkes hem fikirdi Hongjoongla. Burda korunması en önemli kişi Felixden başkası değildi.
O öldüğü an lanet başa sarmakla kalmaz, deltalar, vitalar ve ruh eşi dayanılmaz acıya mahkum edilirdi.
Gruplara ayrılmış, sarayın içinde dolaşmaya başlamıştılar. Herkesin adımları dikkatli ve temkinliydi.
Felix, Hyunjin, Hongjoong ve Seonghwa bir grupken, diğerleride bir grup olmuştu.
Dikkatli adımlarla irerliyordu hepsi. Gelecek her hangi bir tehlikeye karşı Felix ve Seonghwa ortaya alınmıştı. Hongjoong yol göstermek için en öndeyken, Hyunjin olası tehlikelere karşı en arkadaydı.
Sessiz adımlarla irerlerken duyulan adım sesleri endişelendirmişti dörtlüyü. Hongjoong soğuk kanlı davranmış, diğerlerini yönlendirerek hızlı ama sessiz şekilde bir odaya sokmuştu.
Sokmaz olaydı.
"H-hyunjin."
Felixin sesi korku dolu çıkmıştı. Sesindeki tedirginlik ve korku uyum sağlamış, gammanın ses tellerine yansımıştı.
Diğerleri odaya göz gezdirdiğinde şaşıramadan edemediler.
Her yer, istisnasız her yer Felixin resimleri, kara kalem çizimleri ve fotoğraflarıyla kaplıydı. Resmen tüm oda Felixle kaplanmıştı.
Ama en korkutucu olanı yerde kanla çizilmiş olan resimdi.
Jeongin kendisinin ve Felixin resmini resmen kanla yere çizmişti.
"Korkunç."
Yıllardır bu sarayda yaşayan Seonghwa ve Hongjoong bile gördüklerine inanamıyorlardı. Asla böyle bir odanın varlığından haberdar değillerdi.
Betanın planı tam tıkırında işliyordu.
Beta öyle bir plan yapmıştı ki, Jeonginin affedilme olasığı tamamen ortadan kaldırıyordu.
"Bu adamın çıldırdığını biliyordum ama bu kadarıda fazla. Kanla çizmiş resmi lan. Kanla. Hangi aklı başında insan yapar bunu."
Hongjoongdu bunu soran ancak gammanın aklında daha başka sorular vardı.
"Merak ettiğim bir şey var. Neden istiyor beni? Onunla olmayacağımı çok iyi biliyor. Kendiside bunun farkında. Peki, o zaman ne? Ne istiyor benden?"
"Özür dilerim ancak bunun cevabı bizde değil güzelim."
Çıldırıyordu.
Hyunjinin kurdu tek kelimeyle çıldırıyordu.
Bu resimleri gördükce deliriyor, bunu çizen kişiyi öldürmek istiyordu.
Çizerken kalem tutan parmaklarını kırmak, bakan gözlerini oymak istiyordu.
"Gitmiş olmalılar, hadi çıkalım burdan."
Günler önce Hyunjin askerlerin yanından yüreğinde ki, sızıyı kontrol etmek için ayrılıp çadıra geldiğinde, önce ince ağlama seslerine eşlik eden hıçkırıklar duymuş, ardından da endişeyle içeri dalmıştı.
Felix bir kenara çökmüş ağlıyordu.
"Güzelim. Ne oldu bebeğim? Neden ağlıyorsun?"
Sigmanın ağzından çıkan kelimeler acıyla yoğrulmuştu. Eşi gözleri önünde sebebini bilmediği bir nedenden ağlıyordu.
"H-hyunjin. B-ben kimseyi öldüremem."
Ah be minik gamma. Hayat daha sana istediğinde ne kadar acımasız ola bileceğini göstermemişti. Seni, senin bile tanımadığın o yüzünle tanıştırmamıştı.
Tanıştıracaktı.
"Bebeğim. Kimseyi öldürmek zorunda değilsin. Kim söyledi bunu sana?"
"Bilge söylemişti. Jeongini öldürmeliymişim. Ancak öyle lanet bozulurmuş. Onu öldürmezsem lanet peşimizi bırakamazmış."
"Sana söz veriyorum güzelim. Kimseyi öldürmek zorunda kalmayacaksın."
Ah be sigma verme işte şu tutamayacağın sözleri.
Şu ansa sarayın içinde, didik-didik Jeongini arıyorlardı.
Kolidorlarda dolaşırken bir tablo çarptı Hyunjinin gözüne.
Tabloda zarif biri vardı. Uzun sarı saçları omuzlarına dökülmüş, güzel çilleri yanaklarını süslemişti, ancak mutsuzdu.
"Beğendin mi? Kendi ellerimle çizdim. Her bir zerresini kendim yaptım."
Jeongin Hyunjinin arkasında belirmiş, hançerini sigmanın boynuna dayamıştı.
Bölüm etkileşimi
