27. bölüm · Lanet~ Hyunlix

25.

Ari🌹 🌹🌹

Bir savaşçının en büyük düşmanı kimdir? Yada daha doğru vereyim soruyu. Nedir?

Bana göre bir savaşcının en büyük düşmanı önyargıdır, dışa aldanıb, içini görmezden gelerek, tehlikeye en güzel şekilde kucak açmaktır.

Bana göre bir savaşçının en büyük düşmanı küçümsemedir. Kendini üstün görerek değil, karşındakini küçük görerek yenilirsin. Onun potansiyelini bilmeden, anlamadan, ne yapacağını önceden tahmin edemeden savaşırsan, bir mücadile başlatırsan zaten kaybetmişsindir.

Bal gözlü karşısındakileri küçümsemişti. Öyle ki, en yakınındaki insanın gözlerindeki öfke ve intikam ateşini görememiş, intikam arzusuyla yanıp yakılan kişiyi fark etmemişti.

Simsiyah, etrafı kan kırmızısı güller sarmış sarayındaki tahtında oturmuş, içeceğini yudumluyordu. Aklı eski günlerdeydi.

Gözüne uyku girmemiş, saatin gecenin üçü olmasını bile umursamamış, kendini onunla tanıştığı ilk yere atmıştı.

Burda, bu sarayda yazılmıştı kaderi. Bu sarayda maruz kalmıştı, hayatını karatan bu lanete.

Eskiden altın, gümüş, beyaz renklerle süslenmiş bu saray o lanet günden sonra siyah ve kırmızının esareti altına girmişti.

Bazen keşke diyordu, keşke öldürmeseydim o kurdu. Belki şu an kemiklerim toprağın en altında yok olmuş olurlardı.

Yaptığı yanlışlar çoktu, ve bunlara birisi daha eklenmişti.

O, sevaşçının en büyük düşmanlarıyla ittifak kurmuştu.

Bayan Hwang malikanedeki yönetimi ele geçirmiş, üç kurduda alarak eşinin çalışma odasına kapanmıştı.

Dörtlü durmadan plan yapıyor, her ihtimali, her olasılığı, her sonu değerlendiriyordu. Bazen yardım gerekiyordu ki, bu zamanda dörtlü kendi eşlerinin değilde başkalarının yanına gidiyordu.

Hyunjinin yanına Jisung gidiyordu mesela. Yada Chanın yanına Bayan Hwang gidiyordu. Gerekenleri söylüyor, onlardan fikir alıyorlardı, daha doğrusu almaya çalışıyorlardı,aldıkları cevap yalnızca hırlamalardan ibaret oluyordu.

Ertesi sabah haberci kurtlardan biri haber getirmiş, savaşın başladığını bildirmişti.

Baş omega, vita, gamma ve beta anında hazırlanmış, savaş meydanındaki kampa doğru yol almışlardı.

Vardıklarında anında çadıra girmiş, orda konuşup, savaş için kafa patlatan savaşçı kurtlarla karşılaşmışlardı.

"Bayan Hwang, hoş geldiniz efendim. Ancak Bay Hwang neredeler?"

Konuşan savaşçı kurtların öncü birliğinin başı olan Nikiydi. Zeki kurt baş omeganın burda olmasından anlamıştı birşeylerin ters gittiğini.

"Yang klanı sadece dışarıdan değil, içeriden de müdahele ediyor savaşa. Yönetici ailede olan tüm baskınlara kızgınlık tetikleyici vermeyi becermişler."

"Anladım efendim. O zaman savaşa siz rehberlik edeceksiniz demek bu."
"Evet öyle. Son durumlar nasıl?"
"Çok ağır yada çok iyi olduğumuzu söyleyemem. Ancak hala daha üzerimizde üstünlük sağlayamadılar."
"Böylede devam etsin. Çocuklar sizde hazırlanın, o meydana bizde çıkacağız."

Yang klanları küçük saldırılar yapıyordu henüz. Asıl savaşı hala daha başlatmamışlardı.

Bayan Hwang gururla çenesini kaldırmış, önündeki üçlüye çevirmişti bakışlarını.

Biliyordu. Lee ailesi her zaman baskın yada pasif türleri ayırmadan her birine savaş eğitimi verir, onları en iyi savaşçılar gibi yetiştirirdi. Ve beta Yang klanında büyümüştü, eğer pasifsen Yang klanında hayatta kalmak için savaşmayı bilmek zorundaydın.

Baş omeganın emriyle tüm herkes odayı terk ederek hazırlıkları tamamlamaya gitmişti.

"Anne."
Bayan Hwang gözlerini, sesi kısık ve korkak çıkan betaya çevirmişti.
"Efendim oğlum."
"Neden benden şüphelenmedin? Sonuçta Yang klanından geldim. Hiç size ihanet edeceğimi düşünmedinmi?"
"Gözlerime bak beta. Ben senin gözlerinde gördüm. Yang klanının adı bile geçtiğinde gözlerinde öyle bir nefretin ışığı parlıyor ki, imkanı yok senden şüphelenmemin."

Korkmuştu beta. Yapmadığı, işlemediği bir şey yüzünden ona kucak açan, yılların yalnızlığında buz tutmuş kalbinin buzlarını çözen bu insanların güvenini kırmak istemiyordu.

Her kes hazır bir şekilde savaş meydanındaydı. Meydanın tam ortasında iki klanın birlikleride karşı karşıyaydı.

Bay Lee haberi aldığı gibi birlikleriyle birlikte klana doğru olan yönünü savaş meydanına çevirmiş, geldiği gibi planlamaya yardım etmek için çadıra dalmıştı.

Plan hazırdı. Olası kaybetme durumuna karşılık Lee klanının birlikleri meydanı çevreleyen ormanın içinde saklanacak, hem de ormanda saklanan Yang birliklerini yok edeceklerdi.

Bayan Hwang en önde gurula durmuştu. Başı dik, çenesi yukarı kalkık duruyor, düşmana yenilmez olduğunu isbatlar nitelikte bakışlar atıyordu.
Onun hemen yanında yer alanlarda hiçte ondan farklı değillerdi.

Hepsi kurtlarını uyandırmış, gözlerini kurtlarının rengine çevirmişlerdi. Vitanın gözleri morun en göz alıcı tonuna bürünmüşken, betanın gözleri sarı renglerle alev alıyordu. Gammanın gözleri zümrütlerden pay almışcasına yemyeşil bir renkle ışıl ışıldı.

"Bakıyorumda Hwang klanınım üstün türleri epey korkakmış. Buraya vasıfsız bir kaç kurdu savaşa önderlik etmeye göndermelerinden belli olmalı."

En önde duran bal gözlünün hemen arkasındaki, Sandı konuşan. Yüzüne iğrenç bir gülümseme yerleştirmiş, kurnazca bakıyordu.

Yaşayacağı şaşkınlıktan bihber.

"Seungmin, bu savaşı daha fazla uzatmayalım. Onu buraya getir."

Bal gözlü yıllardır ona sadık olan adamının ona yine sadakat göstererek gammayı ona getireceğini sanmıştı.

Aptal.

Yalanının ortaya çıkmayacağını sanan koca bir aptal.

İhanetinin anlaşılmayacağını sanan aptal.

"Bende ve ailemden uzak dur Jeongin. Artık sana hizmet etmeyeceğim."

"Sana onu buraya getirmeni söyledim beta. Çabuk onu buraya getir."

Beta hiç bir şey söylememiş sadece kılıcını kaldırarak pozisyon almıştı.

Jeongin sadece kafasını sallamış ve kırgın gözlerini dikmişti betanın gözlerine.

Lanet bu ikiliye öyle bir kader belirlemişti ki, bir ömür acısı geçmezdi.

Bal gözlünün işaretiyle meydanın tam ortasına bir ok atılmış, bununlada savaşın başladığı duyurulmuştu.

Şu saatten sonra merhamet pılını pırtını toplamış, affedişle birlikte meydanı terk etmişti. Gaddarlık ve vahşet tüm varlıklarıyla gelerek onların yerine yerleşmişti.

Meydandaki kurtların yarısı dönüşerek yarısı silahlarla birbirlerine hücum etmeye başlamışlardı. Öyle bir hengameydiki iğne atsan yere düşmezdi. Ne olduysa o an oldu zaten.

Acı dolu bir inleme.

Gövdeden süzülen kan.

Acıyan bir beden.

Ve evde, odasının kapalı kapıları ardından sinir, öfke, endişe ve üzüntünün karman çorman olmuş hali sesine yansıyan sigmanın acı dolu kükremesi.