32. bölüm / 43
Lanet~ Hyunlix30.
Bölümler 43Şu an: 30.
- 1 Tanıtım456 kelime
- 2 1.532 kelime
- 3 2.522 kelime
- 4 3.556 kelime
- 5 4.514 kelime
- 6 5.536 kelime
- 7 6.672 kelime
- 8 7.657 kelime
- 9 8.628 kelime
- 10 9.453 kelime
- 11 10.734 kelime
- 12 11.569 kelime
- 13 12.615 kelime
- 14 13.784 kelime
- 15 14.1.056 kelime
- 16 15.497 kelime
- 17 16.600 kelime
- 18 17.601 kelime
- 19 18.687 kelime
- 20 19.657 kelime
- 21 20.866 kelime
- 22 21.779 kelime
- 23 22.667 kelime
- 24 23.667 kelime
- 25 24.644 kelime
- 26 25.827 kelime
- 27 26.593 kelime
- 28 27.737 kelime
- 29 28.634 kelime
- 30 29.737 kelime
- 31 30.628 kelime · Okuduğun bölüm
- 32 31.289 kelime
- 33 32.703 kelime
- 34 33.603 kelime
- 35 34.851 kelime
- 36 35.551 kelime
- 37 36.287 kelime
- 38 37.893 kelime
- 39 Final.1.003 kelime
- 40 Özel bölüm (1)656 kelime
- 41 Özel bölüm (2)899 kelime
- 42 Özel bölüm (3)2.043 kelime
- 43 Son özel bölüm.1.229 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Acı.
İnsana yaşadığını hiss ettiren o duygu.
Bedeni bir kez sardımı ağır hasarlar bırakan duygu.
Öfke.
Yalnızca insanı değil, çevresini de yakan o duygu.
Tüm çevreyi yakıp kavuran duygu.
Öfke ve acı çevrelemişti genç prensin bedenini. Tam tamına dört gündür ortalıkta yoktu sarışını.
Kendini suçluyordu koruyucu. Kendine kızgındı. Kardeşini koruyamadığını düşünüyordu. Yine kaybedeceğinden korkuyordu Lee Know. Verilen güce rağmen onu koruyamamaktan ölesiye korkuyordu.
Canı yanıyordu betanın. Eşinin, uğruna can vermeği kabullendiği insanlardan birini koruyamamıştı. Eşinin fedakarlığını boşa çıkarmıştı. Aklına yerleşen bu düşünceden kurtulamıyordu.
"Nerde? Nerde? Ruh eşim nerde? Bilmiyorum. Lanet olsun ki, bilmiyorum. Kurdum içimi parçalıyor. Kalbim acıyor. Felixi özledim."
Tüm ortalığı velveleye vermişti sigma. Kurdu gammasını bulana kadar rahatlamayacaktı.
"Sakin ol Hyunjin. Elbet bulacağız onu."
"Nasıl sakin olayım Jisung. Felix nerde bilmiyorum. Dört gün koskoca dört gündür bulamıyorum onu."
"Yok. Yok. Yok. Baktırdığım, baktığım, aradığım, haber gönderdiğim hiç bir yerde yok. Tek çare Yang sarayına bakmak. Bir tek oraya bakmadık."
Dikkatler gecenin karanlığında çadırın kapısını açarak içeri giren deltaya dönmüştü.
Saatler gece yarısını geçeli çok oluyordu. Ancak kimse uyumamıştı.
Uyuyamamıştı.
Dört gündür olduğu gibi.
Delta sürüsüyle beraber deli gibi her taşın altını arıyordu. Bu süreçte sigmada devam eden savaşta sanki kurdunu sakinleştire bilecekmiş gibi herkesin içinden geçiyordu.
Nafile bir çabayla.
Vita savaşta yaralananlarla ilgileniyorken beta ve baş omega gereken planlamaları yapıyordu.
İki gün önce kızgınlığı atlatıb onlara katılan şarap kokuluda sigmayla, içindeki anlamlandıramadığı duyguyla birlikte savaşa katılıyordu.
Kızgındı şarap kokulu.
Özlem doluydu şarap kokulu.
Anlamıyordu.
Neden bu kadar çok endişeleniyordu küçük gamma için.
Ah be Chan. Nerden bilecektin ki,canını uğrunda feda ettiğin bu gammanın senin çocukluğun olduğunu, gençliğin olduğunu.
Ah be şarap kokulu. Nerden bileceksin bu küçük gamma sayesinde bulduğunu, karamelini.
Delta ve sigma kızgındı.
O kadar kızmışlardı ki, feromonları artık tüm odadakılara işgence etmeye başlamıştı.
Öfkeleri hat safadaydı.
Tüm çadırın içi çikolata ve okyanusla orman karışımı kokuyordu.
Koku o kadar güçlüydü ki, artık çadırdan dışarı taşmış, dışardakileri bile rahatsız etmeye başlamıştı.
"Iyyy, bu koku ne be. Senin şu delta kardeşinle sigma eşin iyice delirmiş olmalı ha."
Çadırın içini dolduran tanıdık olmayan ses dikkatleri üzerine çekmeyi becermişti.
Felix yanında tanımadıkları bir adamla tam karşılarındaydı.
Ancak ufak bir sorun vardı.
Gamma yabancının kucağındaydı.
"Felix. Güzelim."
Sigma donub kalmış, şaşkın gözlerle eşine bakıyordu.
Kucağında olduğu bu adamda kimdi kurtlar aşkına?
Minho hızlı adımlarla kardeşine yaklaşmış, onu yabancının kucağından almıştı.
Ancak alırken biraz hızlı olduğundan gammanın ağzından ufak bir inleme kaçmıştı.
"Abicim! Noldu meleğim? Yaralımısın? Neresi? Hadi göster abine."
Duyduğu sözler karşısında aniden ağlamaya başlamıştı gamma. Zaten korkan delta dahada korkmuştu bu durumda.
"Abiiiii!!"
Gammanın ağlaması tüm çadırı kaplamıştı.
Felix Minhonun boynuna sarılmış hıçkırıklarla ağlıyordu.
Minho ne yapacağını şaşırmış halde küçük kardeşine sarılmıştı.
"Bebeğim. Abicim. Noldu birtanem? Neren yaralandı? Söyle bakayım abine. "
"Omzum. Bıcak saplanmıştı. Hongjoong hyung çıkarıb sardı. Ondan öncede savaşta Jeongin iti karnımdan yaralamıştı."
Sigma şokunu atlattığı gibi soluğu küçük gammasının yanında almıştı.
Abisinin kollarından nazikçe, canını acıtmaktan korkarak almış, kendi kolları arasında sıkıca sarmıştı ruh eşini.
Ardından dikkatlice çadırın içindeki yatağa yatırmış, Jisung,Seungmin ve Bayan Hwang dışında herkesi dışarıya çıkarmıştı.
"Hadi biz çıkalım. Ji , gammam sana emanet."
"Merak etme hyung. Emin ellerde."
Her ne kadar gammasını yalnız bırakmak istemesede, sorgulaması gereken bir "Hongjoong hyung" vardı.
Dışarı çıktıkları an, tüm gözler yabancının üzerine dikildi.
Lee Know tek kaşını kaldırmış, anlamlandırmaya çalışıyordu.
Eskiden Chanla ikisinin bildiği ancak şu an yalnızca onun bildiği sır tam şu an karşılarında duruyordu.
Ha karamel kokulu betayı da unutmamak lazım.
"Sen de kimsin? Ve onu nasıl kurtardın?"
"İsmim Hongjoong. Gammayı korumakla görevli olan deltayım."
"Yalan söylemeyi kes. Delta burda. Hem bu saçmalıkta ne. Gammayı korumakla görevli delta,bilmem ne de bilmem ne."
Sigma sinirden delirmek üzereydi.
"Bence bunu Felix anlatsa daha iyi olur. Artık geçmişin yüzeyindeki tozların süpürülme vakti geldide çattı."
Hongjoongla aynı fikirdeydi Lee Know. Artık çoğu şey ortaya çıkmalıydı.
Artık düşmanlıkları netleşmeliydi.
Çünki son savaş başlamak üzereydi.
Ve avantaj Lee Knowdaydı.
Bölüm etkileşimi
