Anonim Yazıyor kitap kapağı

29. bölüm / 29

Anonim Yazıyor

Bölüm: 29

Vaveyla Yazarı: Beyaz Yeşim

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 29Şu an: Bölüm: 29

Geç oldu ama uzun bir bölüm sizlerle 🌿 Diğer bölümde daha şaşırtıcı şeyler olabilir ✧(≖ ◡ ≖✿)

Stresli ve gergin geçen günler çoktan geçmiş ve artık günlerim daha sakin ve huzurlu ilerliyordu.

Uzun bir ders maratonundan sonra soluklanmak için kafeteryaya gelmiştim. Ağrıyan sırtımı gerilerek rahatlatmaya çalışırken Nil'in sesiyle irkildim.

Arkamdan omzuma hafifçe dokunup "Naber?" diyerek karşı sandalyeye oturdu. Elimle omzuma masaj yapmaya devam ederken "İdare eder. Bugün biraz yoğunum." dedim gülümseyip.

"O zaman bugün bize gelsene."

Âni teklifi karşısında önce donmuş ve bir süre kafamda sorusunu tartmaya çalışmıştım. Evine davet edecek kadar yakın olduğumuzu düşünmüyordum. Üstelik konuya direk girmesi de error vermeme sebep olmuştu.

Donuk halim yüzünden olmalı "Biraz âni mi oldu acaba?" diyerek kendini sorgulamıştı. "İstemiyorsan zorlayacak değilim tabi ki. Sakin ol."

Komik bir şey olmuş gibi gülmüştü. Sanırım onu eğlendiriyordum. İçeceğimden bir yudum alıp cevap verdim.

"Gerçekten âni oldu." Gözlerimi tereddütle etrafta gezdirdikten sonra Nil'e döndüm ve endişemi dile getirdim.

"Diğer kızlar bunun hakkında ne düşünür? Onlarla yaşadığını söylemiştin diye hatırlıyorum. Rahatsız etmek istemem."

Elini havada sallayıp "Onları dert etmee." demişti. "Esila her şeye okeydir. Diğer ikisi de her şeye hayır'dır. Sorun değil."

Bu gerçekten bir sorun değil mi?

"Emin misin?" diye sormadan edemedim. Bu tuhaf ilişkileri anlamakta zorlanıyordum ama biliyordum ki herkes kendi hayatında istediği gibi yaşamakta özgürdü.

"Elbette eminim. Çıkışta bekleyeceğiz tamam mı?"

Bu kadar enerjik ve rahat olması gerginliğimi biraz azaltmıştı. Ben de gülümseyip "Tamamdır." demiştim.

~~~

Öğleden sonraki derslerim bitmişti ama ben de bitmiştim. Kampüsten çıkışa kadar geçen 2 dakikada boyunca alnımı ovmuştum. Kapıya yaklaşırken üzerimdeki negatif enerjileri atmak için derin bir nefes alıp verdim ve yüzümü büyük bir gülümseme yerleştirdim.

Ne demişler: "Nasıl hissetmek istiyorsan önce öyle davran. Sonra gerçek olur."

Çıkışta sadece Nil'i görünce sormadan edemedim.

"Diğer kızlar nerde?"

"Onlar araçlara geçti. Ben de seni bekledim."

Tahmin edilebilir bir cevap olmuştu. Neden kızlar beni beklesin ki değil mi?

"Gidelim mi?"

"Gidelim." diyerek gülümsedim. Bugün daha fazla depresif hissetmek yok Mihrimah.

Park alanına girdiğimizde gözüme çarpan lüks arabalarla ağzım açık kalmıştı. Bu taraflara uğramak için sebebim olmadığı için görmemişim ama pahalı oldukları her halinden belli olan araçlarla gözüm bayram etmişti.

Benim gözlerim diğer araçlardayken SUV kasa, siyah bir Range Rover önünde durmuştuk. Nil, ön koltuğa oturduğunda sürücünün o olmadığını anlamıştım. Tabi önce bu arabayı alacak kadar zengin olduklarını farkettikten sonraydı bu.

Ben de arka kapıyı açıp oturduğumda sürücü koltuğunda omzu üzerinden bana bakan Öktem'le göz göze gelmiştik. En son ki olaylı görüşmemizden sonra ilk konuşmamız olacaktı.

Tereddütle "Selam, Nasılsın?" dedim biraz uzun bir bakışmanın ardından. Umursamayıp önüne döndü ve arabayı çalıştırdı. İlk dakikadan istenmediğimi hissetmek modumu düşürmüştü.

Nil cam tarafından bana dönüp sessizce "Onu takma, bazen mağaradan yeni çıkmış gibi davranıyor." dediğinde gülümsemiştim.

"Seni duyuyorum."

Öktem'in sesiyle yaramaz bir çocuk gibi sırıtıp önüne dönmüştü.

"Bilmediğin şey değil. Kız selam veriyor, sadece önüne dönüyorsun. İnsan bir karşılık verir."

"Her selama karşılık verseydik.."

Nil bıkkınca nefes verdi.

"Ayh! Annem liseyi devlet okulunda okuttuğu için memnundur umarım. Bu saçma egoları ordan aldın zaten. Nezaket denen şeyi ne zaman öğreneceksin?"

Benim yüzünden kavga çıkmaması için araya girdim.

"Nil, sorun değil. Yakın olmadığımız için böyle davranmasını anlıyorum. Herkesin iletişimi farklıdır."

"İyi niyetli olduğun için böyle düşünüyorsun Mihrimah. Ortada iletişim yok, sorun orda."

Öktem'in dişlerinin arasından "Abla, çok oluyorsun." demesinin ardından tekrar Nil'i sakinleştimeye çalıştım. Gerginliği artıran oydu aslında. Fazla konuşkanlığı ve açık sözlülüğü bir yerde zarar da oluyormuş.

Beni rahat duyması için ortaya doğru yaklaştım.

"Nil, lütfen benim yanımda böyle konuşmayı bırakır mısın? Siz kardeşsiniz. Böyle şeyleri kendi aranızda konuşup halletmelisiniz."

Nil kollarını göğsünde bağlayıp başını cama çevirmişti.

"Pekâlâ, anladım."

Şimdi de bir çocuk gibi somurtuyordu. Bu hâline gülümsedim. Yerime geçmek için geri giderken gözüm dikiz aynasına takıldı. Bir anlık Öktem'le gözgöze gelmiştik ama hızlıca gözlerini yola çevirmişti.

Ne kadar zıt iki kardeşti bunlar.

Yolun devamı eve varana kadar sessiz geçti. Bahçeli evin otoparkına girdiğimizde bugün birçok kez olduğu gibi gözümü dikmiş etrafa bakınıyordum. Bu kadar zengin olacaklarını tahmin etmiyordum. Tamam her seferinde onu farklı kıyafetlerle görüyordum ama kendi vilları olacağını düşünmemiştim.

İmrendim doğrusu..

"Hadi Mihrimah!"

Elim açık kapıda dikildiğimi farkedince hızlıca kapatıp benden uzaklaşmış Nil'e yetiştim. Öktem kapıyı anahtarla açtı.

Böyle zenginlerin hizmetlisi olmaz mı?

İçeri girdiğimizde kocaman br salonla karşılaşmıştım. O kadar eşsiz bir şekilde dizayn edilmişti ki ağzım açık kalmıştı.

Yine kafam etrafı izlemekten yerinde durmuyordu. İçeriden orta yaşlı bir teyze çıkıp "Hoşgeldiniz kızlar?" diyerek kocaman sarıldı ikisine. Sonra da bana bakıp "Seni ilk defa görüyorum." dediğinde "Merhaba, adım Mihrimah." dedim utanarak.

Kızları geçip bana doğru ilerlediğinde ne yapacağımı şaşırmıştım. Bana da sıkıca sarılıp "Amaaan, bizim kızlar eve ilk defa başkasını getirdiler." dedi kahkaha atarken. Geri çekilip kollarımı tuttu.

"Hoşgeldin, sefa getirdin. İyi ki geldin!"

Afallamış bir gülümsemeyle "Hoşbuldum." diyebildim sadece.

"Neriman teyze kızı korkuttun!"

Nil'in kahkasıyla ona döndü başım. Gelip Neriman teyzenin omuzlarından tutup ellerini benden kurtarmak için kendine çekti.

"Bu kadar sevineceğini bilsem daha önce getirirdim."

"Ay ne yapayım? Buraya geldim geleli sadece dördünüz berabersiniz. Tamam birbirinize yetiyorsunuz ama farklı arkadaşlıklar da güzeldir. Korktum tek takılıyorsunuz diye."

"Sen dert etme. Biz iyiyiz."

Neriman teyzenin Nil'in yanağını sıkması ve kolunu okşaması ne kadar yakın olduklarını gösteriyordu. Bir hizmetliden çok anne olmuş gibiydi.

Nil, aklına yeni gelen şeyle "Neriman teyze, mutfak bugünlük bizde. Sen dinlen." dediğinde Neriman teyze elini çenesine koyup düşüncelere daldı.

"Dinlenirim dinlenmesine de.. bunun sonu felaket olmasın kızım. Valla kendinizi yakmanızdan korkarım."

"Abartmaaa! Bizi ne sanıyorsun sen de. Hadi hadi."

Arkasından iterek ona yön verdiğinde Neriman teyze de gitmeye mecbur kalmıştı.
Neriman teyze söylenerek mutfaktan çıkıp gözden kaybolduğunda, salonun o görkemli ama bir o kadar da kasıntı havası bir anda dağılıverdi. Nil neşeyle ellerini birbirine vurdu, gözlerinde adeta yaramaz bir çocuk parıltısı vardı.

"Pekâlâ Mihrimah! Operasyon: Mutfak Başlasın," dedi kollarını sıvarken. "Şimdi sana gastronomi dünyasının altını üstüne nasıl getirdiğimizi göstereceğim."

"Umarım tam olarak altını üstüne getirmiyoruzdur," dedim kıkırdayarak. Öktem’in arabada yarattığı o soğuk rüzgâr tamamen silinmiş, yerini Nil’in bulaşıcı enerjisine bırakmıştı.

Devasa, ada tezgahlı ve son teknoloji mutfağa geçtiğimizde kendimi bir yemek programı stüdyosunda gibi hissettim. Nil buzdolabını ardına kadar açıp içindeki malzemeleri saymaya başladı: "Makarna var, tavuk var, kremamız var... Bir dakika, Esila’nın geçen gün aldığı o saçma sapan acı soslar nerede?"

Tam o sırada mutfağın kapısından içeri Esila girdi.

Üzerindeki rahat ev kıyafetleriyle bile öyle havalı görünüyordu ki, bir an duraksadım.

"Soslarıma dokunanı yakarım Nil," dedi düz bir sesle, ama gözlerindeki muzip ifadeyi kaçırmamıştım. Bana dönüp hafifçe gülümsedi. "Mihrimah, Nil seni mutfağa sokarak hayatının hatasını yaptırmış ama neyse, hoş geldin."

"Hoş buldum,"

Nil’in 'Esila her şeye okeydir' derken neyi kastettiğini şimdi anlıyordum; inanılmaz rahat ve mesafesiz bir havası vardı.

"Öyle deme ama!" dedi Nil elindeki krema kutusunu sallayarak. "Mihrimah ve ben harika bir kremalı mantarlı makarna yapacağız. Sen de masayı kuruyorsun."

Esila gözlerini devirip tezgahtaki taburelerden birine kuruldu. "Ben yiyici tayfadayım sweetie, masayı diğer ikisi toplasın."

Yemek yapma süreci tam bir kaos ama inanılmaz eğlenceli geçti. Nil sürekli sosun tadına bakmam için elinde tahta kaşıkla peşimde koşuyor, ben makarnanın suyunu taşırırsak Neriman teyzenin bizi mahvedeceğini söyleyip paniğe kapılıyor, Esila ise tezgahtan bacaklarını sallayarak halimize gülüp fon müziği niyetine hoparlörden yüksek sesli şarkılar açıyordu. Bir ara Nil’in yüzüne yanlışlıkla un bulaştırdığımda attığı çığlık tüm evde yankılandı.

"Şimdi bittin sen Mihrimah!" diyerek eline aldığı bir tutam unla peşime düştü. Tezgahın etrafında dönüp dururken ve ben kahkahalarla çığlık atarken, mutfak kapısında bir gölge belirdi.

Öktem.

Kapının pervazına yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmiş, darmadağın olmuş mutfağa ve yüzümdeki un lekesiyle donup kalmış bana bakıyordu. Bakışlarında yine o çözemediğim, derin ve ifadesiz durum vardı. Ama bu sefer arabada hissettirdiği o sertlik yoktu; sanki halimize içten içe şaşırıyordu.

"Evi yakmıyordunuz en son," dedi soğuk bir sesle, ama Nil hiç oralı olmadı.

"Çok konuşma Öktem, git masaya geç. Şef Mihrimah ve yamağı Nil harikalar yarattı," dedi neşeyle.

Öktem gözlerini benden ayırmadan birkaç saniye daha baktı. "İyi," dedi sadece. "Yenilebilir bir şeyse çağırırsınız." Arkasını dönüp giderken adımlarında garip bir hafiflik sezinledim. O giderken arkasından odaya giren Afra da Öktem kadar şaşırmış ve 'İflah olmazlar' der gibi başımı iki yana sallayıp elindeki laptopla salondaki koltuğa kurulmuştu.

On dakika sonra hazırladığımız makarnaları devasa tabaklara koyup salondaki masaya taşıdık.

Kızların kremalı makarnamıza verdikleri ilk tepki "O kadar da kötü değilmiş" olsa da, tabağı iki dakikada bitirmelerinden ne kadar beğendikleri anlaşılıyordu.
Yemek boyunca Nil’in çocukluk anıları, Esila’nın laf sokmaları ve Neriman teyzenin gizlice mutfağa süzülüp "Aferin kız, tezgahı temiz bırakmışsınız" fısıltıları arasında zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Öktem masanın en ucunda oturmuş, az konuşup çoğunlukla bizi dinlese de, ortamdaki neşe yavaş yavaş onun da katı duruşunu yumuşatmıştı.

Hatta bir ara Nil, Öktem’in küçüklük rezilliklerinden birini anlatırken onun gözlerini devirip tabağına sakladığı o gizli tebessümü yakaladım.

Günün başında kampüs kapısında hissettiğim o yorgunluk ve yalnızlık hissinden eser kalmamıştı. Başımı arkama yaslayıp masadaki bu tatlı karmaşayı izlerken kendi kendime gülümsedim.

Yemekten sonra masayı hep birlikte topladık. Daha doğrusu Öktem ve Afra söz verdikleri gibi bulaşıkları makineye dizme görevini üstlendi. Arabadaki o soğuk ve mesafeli tavrından sonra Öktem’in mutfakta Afra ile sessiz bir iş bölümü yapıp beceriyle bulaşıkları yerleştirmesini izlemek oldukça şaşırtıcıydı.

Öktem meğer sadece biraz mesafeli ve sert mizaçlı bir kızmış; Nil’in onun için kullandığı "mağaradan yeni çıkmış" benzetmesi şimdi çok daha komik geliyordu.

Esila salondaki büyük L koltuğa yayılmış telefonuyla ilgilenirken, Nil kolumdan tutup beni üst kata, kendi odasına doğru sürükledi.

"Hadi ama Mihrimah, sana göstermem gereken harika şeyler var!"

Odanın kapısını açtığında kocaman, gün ışığı alan ve inanılmaz zevkli döşenmiş bir alanla karşılaştım. Nil hemen gardırobuna koşup içeriden rengârenk pijama takımları çıkarmaya başladı.

"Kız gecesi konseptine girmemiz şart. Bunları giyiyorsun, itiraz istemiyorum!"

Bana uzattığı yumuşacık, bol pijamayı giyip üzerimdeki günün yorgunluğunu taşıyan ders kıyafetlerinden kurtuldum. Üstümüzü değiştirip aynaya baktığımızda, Nil çoktan saçlarını tepesinde darmadağınık bir topuz yapmış ve elinde yüz maskeleriyle yanımda belirmişti.

Yüzümüze o serinletici maskeleri sürerken kahkahalarımız balkonda yankılanıyordu. Ne zaman girdiğini farketmediğimiz Esila'nın başımızda dikildiğini ve loş ışıkta gölgelenen yüzünün korkusuyla küçük bir çığlık attık.

"Bensiz bakım yapıyorsunuz öyle mi?"

Nil, attığı çığlıktan sonra çatlayan maskesinin siniriyle "Koltukta telefonla uğraşıyorsun diye seslenmedim, ne olmuş?" diye çıkıştı. Esila ruh rolünden çıkıp saçlarını geriye savurdu ve kendisine bağırılmamış gibi sırıttı.

"Sormak bu kadar mı zordu sweetie?" Esila parmağıyla kutudaki maskeden koca bir parça alıp pat diye burnunun ortasına sürdü. "Neyse ki kriz yönetimim iyidir. Çağırılmadığım yere böyle çökerim işte."

Balkondaki o küçük alanda üçümüz yan yana dizilip yüzümüz yeşil çamur kaplı halde birbirimize bakınca ortam iyice çığırından çıktı. Esila elindeki fırçayla bana dönüp, "Mihrimah, bunların ikisi kardeş diye çete olmuşlar ama sen sakın kanma. Bu evde tek normal insan benim, unutma," diye fısıldadı.

Gülmemi tutmam gerekiyordu ama burnumdan gülmek zorunda kalıyordum.

"Bunu aklımda tutacağım."

"Evet, tutsan iyi olur."

Bu kızların bu kadar samimi ve komik olacaklarını tahmin edemezdim.

Aşağı indiğimizde salonun ışıkları kapatılmış, dev projeksiyon ekranına bir film yansıtılmıştı. Derin ve Melis koltukta yerlerini almış, devasa bir kase patlamış mısırı aralarına koymuşlardı. Biz de gidip halının üzerindeki puf minderlere yerleştik.
Film başladığında ortamda sadece filmin sesi ve mısır çıtırtıları vardı.

Film ilerledikçe sahneler iyice hareketlendi ve salondaki o neşeli atmosfer hepimizi içine aldı. Nil ve Esila her sahnede ayrı bir yorum yapıyor, ortama gürültülü ama tatlı bir neşe katıyordu.

Bakışlarımı biraz arkamda kalan ikili koltuğa çevirdiğimde, Öktem ve Afra’nın yan yana oturmuş, kollarını kavuşturmuş halde filmi izlediklerini gördüm.

Dışarıdan bakıldığında o mesafeli halleri Nil'in bahsettiği "hayır"cı imajını desteklese de, aslında bıkkın veya isteksiz değillerdi. Aksine, kendi sakin ve dengeli ritimleriyle ortama tam bir uyum sağlıyorlardı.

Filmdeki komik bir sahnede Afra daha fazla dayanamayıp kıkırdadığında göz göze geldik. Ağzını kapatmaya çalışsa da yüzündeki mahcup tebessüm soğuk duvarlarını çoktan yıkmıştı. Hemen yanındaki Öktem de Afra'nın bu haline eşlik edip gizli bir tebessümle dudaklarını birbirine bastırdı.

Beni fark ettiğinde gözlerini hafifçe devirip fısıldadı: "Önüne dön Mihrimah, filmi kaçıracaksın."

Sesi arabada hissettirdiği o sertlikten tamamen uzaktı; aksine bu ortamda bulunmaktan, sessizce de olsa bizimle bu anı paylaşmaktan gayet memnundu. Gülümseyip önüme döndüm ve puf mindere biraz daha yerleştim.

Gecenin ilerleyen saatlerinde film bittiğinde, salonun loş ışığında derin ve sıcak bir sohbet başladı. Esila’nın komik hikayeleri, Nil’in bitmek bilmeyen enerjisi, Afra’nın tam yerinde yaptığı o nokta atışı espriler ve Öktem’in sakince araya girmesiyle beşimiz harika bir denge yakalamıştık.

Kafeteryada sırtımın ağrısıyla yalnız oturduğum o endişeli sabahı düşündüm. Bir de şu anki halime baktım: Üzerimde Nil’in bol pijamaları, yüzümde maske kalıntıları ve etrafımda her biri kendi karakteriyle ortama bambaşka bir renk katan dört kız...

Günün tüm yorgunluğu silinip gitmişti. Başımı arkama yaslayıp gülümseyerek bu uyumlu karmaşayı izledim.
Gerçekten de: Nasıl hissetmek istiyorsan önce öyle davran. Sonra gerçek olur.

Kalbe basmayı unutmayın (¬◡¬)✧

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

57okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.