15. bölüm / 29
Anonim YazıyorBölüm 15
Bölümler 29Şu an: Bölüm 15
- 1 Bölüm : 11.156 kelime
- 2 Bölüm : 21.333 kelime
- 3 Bölüm : 31.112 kelime
- 4 Bölüm : 41.105 kelime
- 5 Bölüm : 51.252 kelime
- 6 Bölüm : 61.077 kelime
- 7 Bölüm : 71.511 kelime
- 8 Bölüm : 81.031 kelime
- 9 Bölüm : 91.266 kelime
- 10 Bölüm : 101.133 kelime
- 11 Bölüm 111.110 kelime
- 12 Bölüm 121.544 kelime
- 13 Bölüm 131.278 kelime
- 14 Bölüm 141.469 kelime
- 15 Bölüm 152.275 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 Anonim 162.237 kelime
- 17 Anonim 171.007 kelime
- 18 Bölüm 182.226 kelime
- 19 Bölüm 192.481 kelime
- 20 Bölüm 201.480 kelime
- 21 Bölüm 212.147 kelime
- 22 Anonim 22: Deniz ve Rukiye2.016 kelime
- 23 Bölüm: 231.801 kelime
- 24 Bölüm: 241.322 kelime
- 25 Bölüm: 252.414 kelime
- 26 Bölüm: 262.173 kelime
- 27 Bölüm: 272.054 kelime
- 28 Bölüm: 282.068 kelime
- 29 Bölüm: 292.033 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aman Allah'ım Kenan bey! Bunlar nasıl sorular? Benim merak ettiğim soruları bana soruyorsunuz amaa..
Konuşmayacağım halde boğazımı temizledim.
Ben: Açıkçası belli birisini düşünmüyorum 😅
Yalan!!
Olayın çok ciddi bir konuşmaya dönüşmesini istemiyordum. Kalbim henüz buna hazır değildi.
Ben: Bu soru haksızlık ama.. ben senin kimi düşündüğünü biliyorum. Ben sana soramadım 😅
Kenan: Kimi düşünüyormuşum?
Ben: Sevgilini elbette, kim olacak sen de.
Kenan: Yanlış tahmin.
Ben: Nasıl? (‧_‧?)
Kenan: Çünkü ayrıldım. Sana daha önce anlatmıştım. Onunla bir şey hissetmeden çıkmaya başlamıştım.
Ben: O seni seviyordu ama değil mi?
Kenan: Evet. Ama o da zaten anlamış ilk zamanlar. Yine de buna devam etmiş. İkimizde biraz hatalıymışız. Dostça ayrıldık diyebilirim.
Açıkcası bu duruma üzüldüğümü söyleyemem. Ama kötü ayrılmadıkları için de sevinmiştim. İleride başıma bela açılsın istemezdim.
Ne-ne diyorum ya?! Kendine gel Mihrimah! Bu ne cıvıklık a-aaa! İstersen 'ben seni teselli ederim yamacıma gel' de tövbeee!
Kendimi azarlamam bitince yazmaya başladım.
Ben: Kötü ayrılmadığınız iyi olmuş. Bazen ilişki kadar ayrılıklar da sorunlu olabiliyor. İkinizi de olgunluğunuz için tebrik ederim 👏🏻
Kenan: Bunun için tebrik almam ilginçti :) Ama yine de teşekkürler.
Ben: O zaman sıra ben de 😈 Sen birisini düşünüyor muydun?
Hayır de lütfen!
Kenan: Evet..
Ne?
Kenan: Ama bu bir sır.. söylemeyeceğim
Bu durumdan dolayı eğleniyor gibisiniz Kenan bey. Ama moralimi çok bozdun bak. Daha yeni ayrıldın ve ben olmayan birini mi düşünüyorsun? Yazıklar olsun gitti hayalleriiiimm
Ama sır dedi. Belki de benim ama utanıyor he! Gereksiz avutmalar vol:2662838
Ben: Ama ben sır sevmem ki (。•́︿•̀。)
Ben: Sen bana söyle ben sır olarak tutarım merak etme (ˊo̴̶̷̤⌄o̴̶̷̤ˋ)
Kenan: Bu şirin emojileri kullansan da söylemeyeceğim üzgünüm.
Ben: Neden? ꒰ˊ• ·̭ •̥ ꒱
Cevap vermesi gecikmişti.
Kenan: Çünkü herşeyin bir zamanı var. Israr etme lütfen, şimdi söylemeyeceğim.
Ben: Peki ꒰ˊ• ·̭ •̥ ꒱
Kenan: Üzülme.. uzun bir süre beklemeyeceksin.
Ben: Pekâlâ sana inanıyorum.
Şuan ben ne yapıyorum? Adamın kimi düşündüğünü bu kadar merak edersem benden şüphelenmeyecek mi? İyi ki 'Neden bu kadar merak ettin ki?' diye sormadı. Sâhi niye sormadı?
Bir anda bastıran esneme isteğiyle ufak çaplı esnedim.
Ben: Bugün duygusal anlamda yorucu bir gündü. İkimiz için de yatma vakti geldi sanırım.
Kenan: Senin için uyku vakti gelmiş geç oldu. Ben şimdi Düzce'ye doğru yola çıkacağım. Artık İstanbul'da olmayacağım.
Ben: Yaaa, Gündüz daha iyi olmaz mıydı?
Kenan: Bugün iznimin son günüydü. Geç de olsa şimdi çıkmam lazım.
Ben: Anladım. Dikkatli sür o zaman. İyi yolculuklar 👋🏻
Kenan: Sürerim merak etme. Sana da iyi geceler.
Ben: İyi geceler 🌙
Görüldü olunca telefonu kapatıp hayallere dalarak uyudum.
~~~~~~~
- 𝑂̈𝑔̆𝑙𝑒𝑛 / 𝐶𝑎𝑓𝑒‘𝑛𝑖𝑛 𝑎𝑟𝑘𝑎 𝑘𝚤𝑠𝑚𝚤 -
"Naber kuzen? Beni dışarıya çağırman şaşırttı."
Mehmet eliyle saçlarını geriye doğru tarayıp cebine koymuştu. Duvara yaslanmış kendisine ters ters bakan Ali'yle sırıtışı düşmancıl bir hal almıştı.
"İnsan kuzenine böyle bakış atar mı? Ayıp ediyorsun."
"Açıkçası seninle iyi anlaşamadığımızı ikimiz de biliyoruz. Rol yapmana gerek yok."
Mehmet alaycı bir tavırla burnundan nefes verdi. Ali yaslanmayı bırakıp doğruldu ve Mehmet gibi ellerini cebine koydu.
"Lafı uzatmaya gerek yok. Mihrimah'ı rahat bırakır mısın?"
Bu cevap isteyen bir sorudan daha ziyade kibarca uyarmak için söylenen bir cümleydi. Ancak Mehmet elbette bunu anlamayacaktı.
"Hayır, dersem?"
"Açıklamama izin ver. Bu bir soru değildi."
Mehmet'in suratı düşmüştü. Kaşlarını çattı.
"Bu seni neden ilgilendiriyor çözemedim? Daha 1 haftadır buradasın ve yeni gördüğün bir kıza sempati mi besliyorsun?"
"Yeni tanışmam veya eskiden tanıyor olmam bir şeyi değiştirmez. Sen rahatsız edici bir insansın. Kim olsa seni bu konuda uyarırdım. Ondan uzak dur."
"Hah!" Mehmet iyice yaklaştı. Öfkeden şakağındaki damar belirginleşmişti. "Sen kim oluyorsun da bana emir veriyorsun he?! Kuzenim olmanı umursamayacağımı biliyorsun değil mi?"
Onun aksine Ali, yeterince sakindi.
"Biliyorum. Bu konuda seninle aynı fikirdeyim hem." Gözlerini arkasındaki kafeye çevirdi. "Ve ikimiz de bu cafe için ne kadar çabaladığını da biliyoruz." Gözlerini tekrar Mehmet'e çevirdiğinde bakışlarındaki ciddiyet Mehmet'i bile şaşırtmıştı.
"Ne demeye çalışıyorsun? Bizim pısırık Ali beni tehdit mi ediyor?"
Ali yumruk yaptığı eliyle ağzını kapatıp gülmüştü.
"Pısırık mı? Lakabımın bu olduğunu bilmiyordum."
Mehmet'se alay ve öfke içeren bir gülümseme gösterdi.
"Aaaynen öyle! Kendini soyutlamış, bir cafede garsonluk yapan sen! Beni tehdit edebileceğini mi sanıyorsun? Güldürme!"
Mehmet'in bu tavırları Ali'ye işlememişti.
"Beni sadece dedikodulardan tanıyor olman üzücü. O yüzden sana benim hakkımda birkaç bilgi vereceğim. Bu hayatı benim seçtiğim doğru ancak bu, hâlâ bir vâris olduğumu ve beni bekleyen bir mevkî olduğunu değiştirmiyor." Bakışlarını donuklaştırdı. "Senin bu değerli cafe'nin de benim mülküm olacağını belki bilmiyorsundur."
"Hayır! Burası benim!"
"Immm, demek bilmiyordun. İşler kötüleştiğinde ve borçlar altında ezildiğinde dayım burayı babama sattı. Eh, babam da kira almadan bir süre devam etmenize izin veriyor." Alaycı bir tavır takınma sırası Ali'deydi. "Ama üzgünüm, benim öyle bir niyetim yok. Fikrimi değiştirmek istersen şimdi tam sırası."
Mehmet dişlerinin arasından "Ne istiyorsun?" diye sordu. Genç adam bu hayatta çok az şeye bağlıydı. Bu cafe ise listenin en başındaydı. Emeklerini aptalca bir heyecan için harcamayacaktı.
Zaten öyle değil mi? Bazı insanlar sözlerle değil, bir şeyleri kaybetmekten korktukları zaman değişirlerdi.
"Mihrimah'ın arkadaşından ayrılacaksın ve Mihrimah'tan uzak duracaksın. Bundan sonra buraya gelseler bile sanki hiç yoklarmış gibi davranacaksın. Biraz düşününce; arkadaşından ayrıldıktan sonra artık geleceklerini pek düşünmüyorum. Sen ne dersin?"
"Umrumda değil." İşaret parmağını Ali'nin suratına doğrulttu. "Ben dediklerini yapacağım ve sen de cafemi rahat bırakacaksın! Ve burayı sizden almak için elimden geleni yapacağım!"
Ali, bu adamı sevmese de bir amaç için çabalayan insanlara hep saygı duymuştur. Belki de ilk ve son kez ona saygı duyacaktı. Tokalaşmak için elini uzattığında Mehmet geri dönerken orta parmağını havaya kaldırıp kısık sesle bir küfür etti. Düşüncesinde ne kadar haklı olduğunu anlamıştı.
"Pekâlâ, sana bol şans."
~~~~~~~~
Bugün Şirin ve Ferhat'ın düğün günüydü. Rukiye'yle olanlardan sonra onu çağıramazdım. Tek başıma da gitmek istemiyordum.
Yatakta yan dönüp perdenin izin verdiği kadar güneş ışığına baktım. Sıcak bir gün..
Biraz daha yatakta pinekledikten sonra kalkıp üstümü değiştirdim. Annem kahvaltıyı hazırlamıştı. Hep beraber yemeklerimizi yedikten sonra annemle sofrayı toplamaya başladık.
"Bugün arkadaşının düğünü yok muydu?"
Bardakları makineye koyarken "Evet var. Ama kiminle gideceğimi bilmiyorum." dedim.
"E Rukiye'yle git. Her zaman onunla gidersin."
Burnumdan sesli bir nefes verdim.
"Tartıştık." Anneme bakıp "Lütfen bu sefer bize karışma anne." dediğimde "Ben kötülüğünüzü mü istiyorum? Arkadaşlar arasında küslük çok sürmez." demişti.
"Bir daha hiç konuşmayacağız demiyorum. Sadece.. ikimizin de düşünmesi gereken şeyler var. O yüzden bu sefer bizim halletmemize izin ver."
"Peki, madem öyle kiminle gideceksin düğüne?"
Omuz silktim.
"Belki de gitmem. Özel olarak beni bekliyor değil ya? Düğün telaşıyla anlamaz bile."
"Kesin bir şey söyle ki ona göre şu mutfak dolaplarını iç-dış temizleyelim."
Fırsatını buldukça haftada bir temizletiyordu şu dolapları. Bilerek mi yapıyor? Gideyim diye bahane mi üretiyor anlamıyordum. Sahte gülümseyişimle "Bak sen şu işe! Aklıma birkaç kişi geldi. Hemen söyleyeyim de geç kalmasınlar. Sen halledersin değil mi gerisini?" diyerek son dokunuşları anneme bıraktım. Yatağıma oturup Rukiye dışında kimi çağırabileceğimi bulmak için rehberde gezindim.
Hmm.. sanırım şansımı denemem gerekiyor. Boğazımı temizleyip ara tuşuna bastım.
"Alo!"
"Alo! Nasılsın Selin?"
Selin liseden arkadaşımdı. Eğlenceli, biraz patavatsız ama samimi bir kızdı. İnsanlarla hemen kaynaşan, içime kapanma anlarında beni dışarı çeken ve sürekli güldüren bir kızdı. Ara sıra telefonla görüşürüz.
"İyiyim, sen nasılsın?"
"Ben de iyiyim. Ferhat ve Şirin'in düğününden haberin var mı?"
"Evet, bana davetiye attı. Geliyorsun değil mi? Acayip eğleniriz. Şirin'in ailesi küçük bir düğüne müsaade etmez biliyorsun!"
Selin'in eğlenen sesi beni de iyi hissettirmişti.
"Evet, geleceğim ben de. Beraber gidelim mi?, diye sormak için aramıştım zaten."
"Gidelim! Nerede buluşalım?"
Buluşacağımız yeri de ayarladıktan sonra kapattık ve odamı toparlayıp banyoya girdim.
Rahat ama şık bir şeyler giyinip Selin'le buluşacağımız yere geldim. Düğün yapılacak yere yakındı. İçeri beraber girmenin benim için daha az stresli olduğuna karar vermiştim. Selin de geldiğinde içeri girdik.
Salon ışıl ışıldı. Kristal avizeler, gümüş detaylı masalar ve beyaz güllerin kokusu havaya yayılmıştı. Selin kıkırdayarak koluma girdi.
“Şu masaları görüyor musun? Benim odamdan büyük! Vallahi bu zengin düğünleri ayrı boyut.”
İstemsizce gülümsedim.
“Şirin’in tarzı işte. Hep gösterişliydi.”
Tam o sırada gelin ve damat sahneye çıktılar. Şirin göz kamaştıran, taşlarla süslü gelinliğini sanki podyumdaymış gibi taşıyor, herkese öpücükler gönderiyordu. Yanında ise her zamanki gibi sakin, soğuk görünen Ferhat vardı. Ama şunu farkediyordum ki; Şirin ne zaman yanına eğilip bir şey söylese, Ferhat’ın gözlerindeki yumuşama her şeyi anlatıyordu.
"Siyah ve beyaz gibiler değil mi? Ama yine de birbirilerini tamamlıyorlar.."
Kendi kendime konuşsam da ağzı kulaklarında olan Selin bunu duymuştu. Ağzıma küçük bir kurabiye tıkıp "Hadi ye, yüzün asıldı biraz. Bugün dert yok!" demişti gülerek.
Nikâh kıyıldığında Şirin yerinde duramadı. İmzayı atar atmaz ayağa fırlayıp kalemini havaya kaldırdı:
“Evlendiiiik! İtirazı olan varsa sonsuza kadar sussun çünkü çok geç!”
Ferhat ise sessizce başını eğdi, ama ben o an Şirin’e baktığı gözlerde bir ömürlük bağlılık görmüştüm. Selin bunu da fark edip dirseğiyle dürttü:
“Bak, işte o bakış için çabalamış kız. Şimdi değdiğini görüyorsun, değil mi?”
Başımı salladım.
Müzik başladığında Şirin sahneden seslendi:
“Dans pistinde kimseyi görmezsem kırılırım! Mihrimah, Selin, ilk siz geliyorsunuz!”
Selin hiç beklemeden kolumdan çekti.
“Hadi bakalım! bir geceliğine bütün dertlerimizi unutuyoruz şekerim!"
Pistin ortasına geldiğimizde kolumu bırakıp çılgınca dönmeye ve saçlarını savurarak dans etmeye başladı. Ne yapacağımı bilmez şekilde etrafıma bakındım. Etrafım kısa sürede dans eden insanlarla dolunca çekinsem de bir süre sonra ben de rahat bir şekilde dans etmeye ve eğlenmeye başladım. Hayatımdaki tüm kargaşa arka planda kalmıştı.
Bir ara Şirin yanımıza uğradığında nefes nefeseydi ama hâlâ kahkaha atıyordu.
“Kızlar! İyi ki geldiniz. Mihrimah, seni görmesem düğünüm eksik kalırdı.”
Ferhat da arkasından gelmiş ve u alnızca başıyla selam vermişti. Selin hiç düşünmeden atladı:
“Beni de gördün ya, demek ki düğünün tamamlandı. Yoksa pistte kendini yerlere atman gerekecekti.”
Şirin kahkaha atıp Selin’in omzuna dokundu.
“Senden tam olarak bunu beklerdim zaten!”
Gülerek ikisinin atışmasını izlerken araya girdim.
“Seni çok mutlu gördüm Şirin. Umarım hayatınız boyunca böyle mutlu olursunuz."
Şirin’in gözleri parladı, ama hemen dramatik bir tavırla ellerini açıp,
“Teşekkürler canım, ama dur! Bu daha başlangıç! Az sonra öyle bir oyun havası açtıracağım ki, Ferhat bile dayanamayacak. İzleyin ve görün!” dedi.
Selin kahkaha atarken başımı iki yana sallarken "Sen gerçekten hiç değişmemişsin.” dedim gülerek. Şirin dudaklarını büzüp göz kırptı:
“Değişmem, çünkü ben buyum. Ve Ferhat da hâlâ benim bu deliliğime katlanıyor.”
Sonra bir koşu tekrar kalabalığın arasına karıştı.
Selin, Şirin’in arkasından bakıp gülerek fısıldadı:
“Vallahi bu kız Oscar’lık. Ferhat kesin içten içe ‘Ben ne ara böyle bir fırtınaya kapıldım’ diyordur.”
Selin'in sözleri üzerine bir yorum yaptım.
"Belki de o fırtınanın tam ortasında huzuru buluyordur.”
"Belki de! Hadi! Gece devam ediyor!"
-1 ℎ𝑎𝑓𝑡𝑎 𝑠𝑜𝑛𝑟𝑎-
Kendimi yatağa sırtüstü attım. Coşkulu bir düğün gecesinden kasvetli bir cenazeye gitmiştik. Bu hafta ummadığımız bir zamanda annemin yakın bir akrabasının cenazesinden dolayı şehir dışındaydık. Tüm hafta cenaze ve cenaze eviyle ilgilenmiştik. Defin olur olmaz insanların tekrar cenaze evine dönmeleri üzüntüden değil, yemekleri yemek içindi.
İnsanlara tabak verirken insanoğlunun ne kadar garip olduğunu düşündüm. Herhangi bir üzüntülü tavır yerine kimisi iş hakkında konuşuyor, kimisi yılda bir gördüğü akrabasına hal hatır soruyor ya da havadan sudan muhabbetler ediyorlardı. Cenaze sahibi ise acısını yaşayamadan misafirlere hizmet için çabalıyordu. Bu tuhaf ortamı sorgulamamak elde değildi.
Derin bir nefes verip yataktan kalktım. Gece geç geldiğimiz için öğlene kadar uyumuştum. Yine de sersem gibi hissediyordum kendimi.
Rukiye'yi düşündüm. O günden sonra hiç yazmamıştı. Ben de yazmamıştım. Şundan eminim; İlk yazan ben olmayacaktım.
Biraz gerildikten sonra sonunda yataktan kalkıp işlerimi hallettim. Bavulları boşaltmak, evi toparlamak, alışveriş ve yemek derken akşam olmuştu bile. Bugünü de böyle bitirmiştim.
Ertesi gün telefonuma gelen bildirim sesiyle gözümü açtım. Uyanma saatim olduğu için sesi beni uyandırmaya yetmişti. Uyuşuk bir şekilde telefonu elime alıp tek gözümle parmak izini kullanarak telefonu açtım ve mesajı okumaya çalıştım.
Mesaj Rukiye'dendi ve bugün bize gelmek istediğini yazıyordu. 'Gelebilirsin.' Yazıp gönderdim. Kalkıp rutin işlerimi hallettikten sonra salona geçip yelpazemi sallamaya başladım. Bir ara durup yelpazeyi süzdüm.
"Bayadır görüşmüyorduk, seni özlemişim." diyerek göz kırptım ve sallamaya devam ettim. Bazen böyle saçma diyaloglar keyfimi yerine getirebiliyordu. Toplu ortamda kendi şakama kendim güldüğüm zamanlarda bana tuhaf tuhaf bakıyorlardı. Kendimi eğlendirebiliyorsam benim ne suçum var?
Çalan zille yerimden kalktım ve kapıyı açtım. Karşımda eskisi gibi capcanlı içeri dalan bir Rukiye görmeyi bekliyordum ama kafasını önüne eğmiş ve utangaç bir kız vardı.
"Gelebilir miyim?"
"Ne zamandan beri girmek için izin istiyorsun?" dedim hafif gülerek. Kolundan tutup içeri girdirdim.
"Hadiii, salona geç. Annem yukarı komşuya gitti."
Tekli koltuğa oturmuştu. Ben de karşısındaki 3'lü koltuğa oturmuştum. O konuşana kadar beklemeye karar verdim. Odada sadece yelpazenin çıkarttığı ses vardı. Bir de camdan gelen çocuk bağırtıları. şu veletler..
"Özür dilerim Mihrimah.."
Odağımı arkadaşıma verdim.
"Ne için?" dediğimde bana baktı.
"Geçen gün için. Sana ağır şeyler söyledim sanırım."
"Sanırım?"
Başını eğip konuşmaya devam etti.
"Yani.. ağır şeyler söyledim ve seni kırdım. Bu yüzden senden özür dilerim." Yüzüne düşen bir tutam saçını kulağının arkasına sıkıştırdı. "Bu hafta hep bunu düşündüm. Ben.. aslında Mehmet'le çıkmaya başladığımdan beri bencillik yapmışım. Onunla olan kötü anılarını yok sayıp seni bazı şeyler için zorlamışım bunu farkettim. Seni incittiği halde benimle iyi olacağını düşünecek kadar safmışım."
Derin bir sessizlik oldu. Öyle ki çocuklar bile bağrışmıyordu. Gözlerini bana çevirdiğinde ona gülümsedim.
"Hatanı anlamış olmana sevindim."
Vücudunu dikleştirdi. Umutlu bakışıyla "Beni affettin mi?" dediğinde "Henüz değil." dedim. Tedirgin olduğunu görüyordum. Sırıttım.
"Korkma, biraz kedi mamasıyla kendini affettirebilirsin."
Rahatlamış bir şekilde gülümsedi.
"O kadarcıksa sorun değil."
"Biliyorsun ki seninle çocukluk arkadaşıyız. Herzaman kavga ettik. Bundan sonra da edeceğiz. Ama işin sonunda birbirimizden samimi şekilde özür dilersek sanırım herşey hallolabilir he?"
"Evet."
"Ve ben de özür dilemeyelim."
Şaşırmıştı.
"Sen neden özür dileyesin ki? Bütün hata bendeydi. Bunun farkındayım ve kendini suçlamak için yer arama."
"Suç aramıyorum. Ben de seninle o gün aram bozulmasın diye duymak istediğini söylemeseydim doğru seçimmiş gibi düşünmezdin. Sana acı gerçeği söyleseydim belki biraz düşünürdün."
Mahcup bir gülüşle "Şeeey, sanırım yine aynı hatayı yapardım." diyerek kafasını kaşıdı.
"Sanırım haklısın."
"Hey! Hemen onaylamasana!"
"Ama doğruuu." dedim gülerek.
"Üf herneyse! Hadi kalk şu rüşvetimi vereyim de şu iş bitsin."
"Ne rüşveti?"
"Kedi maması ne olacak?"
Elimden tutup kaldırdı ve sırıtmaya başladı. Yine eski haline dönmüştü. Bu halini daha çok seviyordum.
"İstikâmet kedi parkı!"
❉ ❉ ❉ ❉ ❉ ❉ ❉ ❉ ❉ ❉ ❉
Bölüm etkileşimi
