1. bölüm / 29
Anonim YazıyorBölüm : 1
Bölümler 29Şu an: Bölüm : 1
- 1 Bölüm : 11.156 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Bölüm : 21.333 kelime
- 3 Bölüm : 31.112 kelime
- 4 Bölüm : 41.105 kelime
- 5 Bölüm : 51.252 kelime
- 6 Bölüm : 61.077 kelime
- 7 Bölüm : 71.511 kelime
- 8 Bölüm : 81.031 kelime
- 9 Bölüm : 91.266 kelime
- 10 Bölüm : 101.133 kelime
- 11 Bölüm 111.110 kelime
- 12 Bölüm 121.544 kelime
- 13 Bölüm 131.278 kelime
- 14 Bölüm 141.469 kelime
- 15 Bölüm 152.275 kelime
- 16 Anonim 162.237 kelime
- 17 Anonim 171.007 kelime
- 18 Bölüm 182.226 kelime
- 19 Bölüm 192.481 kelime
- 20 Bölüm 201.480 kelime
- 21 Bölüm 212.147 kelime
- 22 Anonim 22: Deniz ve Rukiye2.016 kelime
- 23 Bölüm: 231.801 kelime
- 24 Bölüm: 241.322 kelime
- 25 Bölüm: 252.414 kelime
- 26 Bölüm: 262.173 kelime
- 27 Bölüm: 272.054 kelime
- 28 Bölüm: 282.068 kelime
- 29 Bölüm: 292.033 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Buzdolabını açıp soğuk su şişesini aldıktan sonra boynuma koyarak salona ilerledim. Kendimi koltuğa attığımda geriye doğru yaslanarak sıcaktan mayışmış halde gözlerim yarı kapalı şişenin kapağını açıp kafama diktim. Soğuk su boğazımdan mideme inerken hissettiğim serinlikle uzun bir 'oh' çektim.
Temmuz'un ortalarına geldiğimiz bu günlerde İstanbul kavruluyordu. Nem desen ooohhooo.. nefes aldırmıyordu valla. Şişenin ağırlığını kullanıp elimi indirirken yanımdaki yelpazeyi alıp sallamaya başladım. Bu soğuk suyu içerken iyi hoş da.. sanki daha fazla sıcaklamama sebep oluyordu.
"Gene başlamış sallamaya." diyen anneme baygın bakışlarımı gönderdim.
"Ne yapayım anne, bırakayım da kavrulayım mı? Terlemekten eriyeyim mi? Bu arada kışa ne kadar kaldı?"
Gözlerini ördüğü havlu kenarından bana çevirerek "Yazın başından seni kaybettik, bakalım Ağustos'a dayanabilecek misin?" diyip tekrar işine döndü. Daha 19 yaşındayım, kadın bana çeyizlik örüyordu.
"Anne, sen bunları yapıyorsun da.. bakalım ben kullanacak mıyım? Sana kaç kere daha şunları yapma diyeceğim? Dantelleri de dizdin bilmem kaç tane, sanki dantel kaldı bu zamanda?"
"Kaldı tabi, bak bitireyim şu kenarları hayran kalacaksın."
"Yaa, ne demezsin." dedikten sonra yasladığım başımı cam tarafına eğip kavurucu güneş ışınlarına gözümü kısarak baktım. Perdeler yanmasa iyidir.
Ben yelpazeden gelen esintiyle yetinmeye çalışırken annem yine laf attı.
"Şuradaki vantilatörü açsana kızım sallayıp duruyorsun onu."
"Çok uzak." dedim istifimi bozmadan. Telefonumun uzaktan gelen melodisiyle başımı tembelce sesin geldiği tarafa çevirdim.
"E buna kalkarsın herhalde?"
Annem yaşlandıkça çenesi açılmıştı. Eskiden böyle değildi bu. El mahkum yelpazeyi sallayarak kalkıp odama gittim. Oturma odasının yanındaydı. Kendimi yatağa sırtüstü attıktan sonra arayan kişiye bakıp kulağıma götürdüm. Parmakla açmaya üşendiğim için hareketle açma özelliğini kullanıyordum resmen, sıcaktan hep bunlar.
"Ey?"
"Yeni mi uyandın? Ne bu baygın ses?"
Rukiye 8 yıllık arkadaşımdı. İsmi yerine 'Raki' diyorduk ona. Tuhaf kız, hiçte itiraz etmemişti. Biz de devam ettik söylemeye. Aklıma gelen melodiyi dışıma vurdum ama baygın halim az çekiyor, sesimin yavaş modda çıkmasına sebep oluyordu.
"Hep sıcaktaan, hava sıcak esmiyoor, yelpaze de kesmiyoor, Buz koy-"
"Ay! Tamam! Ölmüş haliyle bir de şarkı söylemeye çalışıyor! Kalk hazırlan bir yerlere gidelim. Açılırsın belki."
"Açılmak mı? Kızım hava olmuş kaynama derecesinde, sen diyorsun ki 'Gel dışarıda kaynayak'. Yok ben dayanamam, bayılırım bile."
Karşı taraftan Raki'ciğim güzelce ofladı.
"Hayatında bayılmamış insansın dediğine bak."
"Herşeyin bir ilki vardır, ne olacağını bilemem."
"Çok konuşuyorsun bence. Hem gelirsen seni bol kedili yerlere götürürüm, mama da alırız."
Yelpazeli elimi kalbime koyup "Kalbimden vurdun." dediğimde gülmüştü.
"Anlaştık demek ki, dışarıda bekliyorum."
Cevabımı beklemeden kapattığında elimi yer çekimine havâle ettim, o gerekeni yapıp elimi yatağa atmıştı. Bu kız beni nereden yakalayacağını iyi biliyordu. Kedilere olan zaafımı böyle zor günlere saklayıp, diğer günlerde her gördüğüm kediyi çağırıp sevme girişimlerimi kınıyordu. Böyle de fırsatçı bir kızdı işte. Neyse, benim için güzel oluyordu ya önemi yoktu.
Raki'lerin evi hemen karşı çaprazımızdaydı. Buraya ilk taşındığımızdan beri hep beraberdik. Okullarımız nedendir bilmiyorum ayrı olsa da mahallede oyun oynamak bizi fazlasıyla yakınlaştırmıştı. Sonuçta okuldaki arkadaşlarımı yaz tatilinde göremezken, Raki'yi her mevsim görebiliyordum.
Sonra anneler tanıştı, babalar kanka oldu, erkek kardeşler bro oldu derkeeen, akraba olmayan ama daha yakın olan iki aile olduk. Raki benden 1 yaş küçük olsa da bir önemi yoktu bizim için. Erkek kardeşlerimizden de benimki küçüktü, değişik bir uyumdu bu da işte.
Yataktan kalkıp dolabıma yöneldim. Siyah ince kumaşlı etekli pantolonumla beyaz salaş, yarım kollu t-shirtümü alıp üzerimi değiştirdim. Saçımı at kuyruğu yaptıktan sonra beyaz şapkamı takmıştım. Saçımı da arkasındaki boşluktan çıkarmıştım, yoksa durmuyordu. Yelpazemi, cüzdanımı, anahtarlığımı küçük sırt çantama atıp telefonumu cebime koyduktan sonra yüzüme, boynuma ve kollarıma güneş kremi sürmüş, kiraz çiçeği esansımı da elimin üzerine sürdükten sonra diğer elimin üzeriyle yayıp boynumda gezdirmiştim. Artık hazır olduğumda anneme Raki'yle gezeceğimizi söyleyerek ayakkabılıktan parmak arası terliklerimi alıp dışarıda giyindikten sonra kapıyı kapattım.
Beni gören tatil köyündeymişim gibi giyindiğimi düşünebilir ama İstanbul'da da hava sıcak, illa oralarda mı böyle giymek zorundayız? Yaz geldi diye vücudumu açıp güneşte daha çok yanmak istemediğim için de aşırı kıyafetler giymiyordum. Özellikle kot! O dar şeyi bu sıcakta nasıl giyiyorlar anlamıyordum. Pişmek hoşlarına gidiyorsa artık..
Dış kapıyı açtığımda yüzüme vuran sıcak havayla bir şok geçirdim önce, ondan sonra çıktım. Bina yine daha serindi.
Raki beni görüp yanıma geldiğinde "Acaba şemsiye mi alsam?" diye sormuştum. "Şapka bana yetmedi gibi.."
Raki göz devirdikten sonra koluma girip "Abartma!" diyerek beni çekiştirmeye başladı.
"Neden ki? Bazen kullanırım ben, ilk olmayacak yani."
"Ben istemiyorum ama, gölgede yürürüz."
Kaldırımın gölgeli kısmında yürümeye başlamıştık. Ellerim cebimde öylece Raki'nin çektiği yere gidiyordum.
"Bu arada nereye gidiyoruz?" diye sordum bir zaman sonra.
"Önce bir kafede otururuz, gerisini ayarlarız sonra."
Demek terk derdi oydu he? Gideceğimiz kafenin neresi olduğunu tahmin etmem pek zor olmamıştı. Çünkü tahmin edersiniz ki, Raki'nin hoşlaştığı çocuk oranın sahibiydi. Neyse ki çalışanlarından birini sevmemişti, yoksa aşkı okullar açılana kadar sürerdi. Ya da saçma salak bir hâl alırdı.
Kafeye geldiğimizde, artık sık gelmekten tapulu yerimiz hâline gelen masaya oturduk. Buradan daha iyi gördüğü için başka masalara geçemiyorduk.
"Senin bu sevda kaç zamanlık?"
Gözlerini tezgah arkasında dolandıran arkadaşım önce bir laf soktu.
"Senin odunluğundan daha kısa olduğu kesin." dedikten sonra sorumu cevapladı. "Ben de bilmiyorum ki, bir anda kendimi onu izlemek için buraya gelirken buldum. Farkında olduğum zaman şu 2 ay ama habersiz olduğum zamanları bilmiyo- Gördüm!"
Sondaki sessiz çığlığıyla ellerini ağzına kapattı sevinçle. Bir anda gözleri parlamıştı resmen. Ne değişik bir şey şu sevmek..
Yanımıza gelen garsona soğuk tatlılarımızı sipariş ettikten sonra gayri ihtiyâri ben de Raki'nin sevdiceğine ilk defa alıcı gözle göz atmıştım. Diğer gelişlerimizde sadece başka şeylerle ilgilenmişimdir.
"Bizden büyük sanki." diye kendi kendime mırıldandığımı duyan Raki'ciğim hemen çocuğun şeceresini sunmaya başladı.
"Evet, bizden büyük. Adı Mehmet, yaşı 25, ünivertiseyi 2 yıl okuyup burayı babasından devralmış. Çok çalışkan değil mi ama? Hatta burayı bu kadar geliştiren de oymuş. Babası hasta olduğu için ilgilenememiş, yani burası küllerinden yeniden doğmuş desek yeridir. Bir de doğum günü yaklaşıyormuş biliyor musun?! Ay ne hediye alsam bilmiyorum!"
Arkamdan iş çevirip elin adamının hayatını araştıran arkadaşıma bakakaldım.
"Sen bunları nereden öğrendin? Ve hangi ara?" diye imâ ile sorduğumda ne demek istediğimi anlamıştı. Gelen tatlılardan sonra suçlu olduğunu bilen gülümsemesini takındı.
"Valla bilerek olmadı, bak sen bilmiyorsun. Meğer bunun kardeşi benimle aynı sınıftaymış. Buraya sensiz geldiğim bir zaman gördüm kızı, çektim masaya, muhabbet ayağına ağzından laf aldım."
Tatlımı yemeye başlarken "Ben yokken, tabi." dedim sitemle. Aslında ciddi değildim ama yapmadan da duramıyordum. 8 yıllık olunca o da beni çözmüştü artık. Zaten sık sık yaptığım bir şey değildi şükür ki.
Raki masaya eğilip alttan alttan bana gülümseyerek "Aşkısı, sen beni kıskandın mı?" diye sorduğunda oyununa ayak uydurup kıskanç sevgili moduna girmiştim.
"Hıh, eğlenmelikleri kıskanmam için hafızamı yitirmem gerekiyor canım. Evlenecek kızı bulmuş da bulandıran kendine yan." diyip omuz silktiğimde sessiz bir kahkaha attı. Ben de sırıtmıştım.
"Odunsun ama iyi kıskanç rolü yapıyorsun valla, hayranım sana!" demişti. Tabî ki kıskanmış rolü yapamıyordum, sadece şakaya vurarak gösteriyordum. Kıskanmak, ağlamak, şikayetçi olmak gibi zayıf olduğuna inandığım duygularımı göstermekte iyi değildim. Göstermem de şaka yollu olduğundan ciddiye alınmıyordu. Ben bundan memnundum.. çoğu zaman.
Raki'nin tatlıyı gözlerimle işaret edip "Biraz daha beklersen sıcak tatlı yiyeceksin." dediğimde benimle onun arasında mekik dokuyan gözleri tatlıya döndü. O sırada telefonuma gelen mesajla yemeyi bırakıp mesaja baktım.
053...: 𝑴𝒆𝒓𝒉𝒂𝒃𝒂
Bilinmeyen numaradan mesaj mı?
---------------------
Bölüm etkileşimi
