Anonim Yazıyor kitap kapağı

25. bölüm / 29

Anonim Yazıyor

Bölüm: 25

Vaveyla Yazarı: Beyaz Yeşim

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 29Şu an: Bölüm: 25

𝑲𝒆𝒚𝒊𝒇𝒍𝒊 𝒐𝒌𝒖𝒎𝒂𝒍𝒂𝒓!

Amo988: Glülüşüne yanıyorum.

"Ne gülde var senin gibi kokaaaan, Ne Yıldız var senin gibi parlayaaan! Çünkü been sevdalı bir kul,
Aşkınaaa dua eden hep “Onu sevdiğim gibiii sevsin beni Allah'ııımm!

Gülmeee gülüşüne been, yanıyorum amman, sevmeee gitmek varsaa sevgin hep yaaalann!"

"Bugün pek bir neşelisin hayırdır?"

Pazar kahvaltısını toplarken mırıldandığım şarkıyı bir anda kesip "Hiiiç, öylesine mırıldanıyorum." dedim. Annem inanmasa da şimdilik pas geçmişti. Konuyu biz mutfağı toplarken açmaya karar verene kadar..

"Kim bu oğlan?"

Elimdeki bardağı son anda düşmekten kurtarıp "Ne oğlanı anne?" dedim panikle. Gözünü bardaktan bana çevirip "Elini ayağını birbirine dolayan oğlan işte." diye îmalı bir ifadeyle sırıttı. Bardağı yerine koydum ve bulaşık makinesini boşaltmaya devam ettim.

"Nerden çıkardın şimdi bunu anlamadım. Bir anda sorarsan tabiki afallarım."

Çaktırmamaya çalışıyorum ama tek yaptığım oyalamak.

"Sen söylememeye devam et bakalım. Ben anneyim. Senin her halinden neler hissettiğini anlarım. Bir sevdaya tutulmuşsun belli ki, hadi hayırlısı."

Yalan söylemek istemediğim için sadece dinliyordum.

"Kızım, şunu unutma; Karşındaki kişiyi yeterince tanımadan kendini heba etme. Bir anda yoğun duygularla herşey iyi gibi görünür ama sonra duygular aradan çekilince gerçek yüzüne vurur ve pişmanlık duyarsın. Sana güveniyorum, nerede nasıl davranman gerektiğini herzaman iyi bilirdin. Eminim ki, şimdi de öylesin."

Annemin destekleyici konuşması kalbimi yumuşatmıştı.

"Annneeee."

Tam kollarımı açmış sarılacaktım ki;

"Okul bitmeden evlenmene izin vermeyeceğimizi de biliyorsundur eminin.."

"Ya anne 2 dakikada beni evlendirdin. Dur daa. Şurda hoşuma gitmişsin sarılacaktım."

Omuz silkti.

"Ben söyleyeyim de. Başıma iş açma."

"Daha 20 yaşındayım. Neden bu yaşta evleneyim ki?"

Annem tekrar omuz silkip "Sen topla buraları ben şu babana bakayım." diyerek çıktı mutfaktan. Burnumdan sesli bir nefes verip işime döndüm.

Evlenmek mi? Yani elbette bir gün illa ki olur muhtemelen de.. şimdi bunu düşünmek için erken zaten. Değil mi yoksa?

Evlenme yaşı gençler arasında düşüyor şu sıralar. Karşıma habire üniversitede evlenen fenomenler çıkıyor. İnsta bey dinleme yapmasak! Ben bunları görmek istemiyorum yani!

Ufff, erken daha ne bu strese girme şimdi! Rahatım.. sıkıntı yok..

Hızlı hızlı işimi bitirmeye odaklandım ve bittiğinde odama geçip Kenan'a yazdım;

Siz: Selam, napıyorsun?

Çok mu resmî oldu? Biz artık sevgiliyiz ve aşkım mı demem gerekiyor? Ama ben diyemem kiiii!

Yatakta tepinirken gelen bildirim sesiyle durup mesajı açtım.

Kenan: Selam, kahve eşliğinde işlere bakıyorum. Sen ne yapıyorsun?

Siz: Ben de mutfağı topladım, şimdi uzandım.

Siz: Bir dakika! Pazar günü bile iş mi? (。•́︿•̀。) Baban seni neden bu kadar çalıştırıyor? En azından bugün kafanı dinleseydin.

Kenan: Sorun değil, bunu ben istiyorum.

Siz: Çalışmayı seviyorsun demek.

Kenan: Açıkçası sevmekle ilgili değil, emek vermeden bir şeylere sahip olamıyorsun bu hayatta. Ben de henüz başka bir sorumluluğum yokken iş hayatımı düzene sokmalıyım diye düşünüyorum. Bu da ancak sıkı bir çalışmayla mümkün değil mi?

Vaaay, ne kadar da olgun bir düşünce. Üniversitede üst sınıfları dinlerken ne kadar çocuk olduklarını düşünürdüm. Ama Kenan çok başka seviyedeymiş.

Siz: Öyle gerçekten. Bana vakit ayırdığın için sıkı çalışmalarını bölüyor muyum acaba diye düşündüm şu an.

Kenan: Böyle bir şeyi asla düşünme sakın. Bir erkek sevdiği kadına zaman ayırmıyorsa onu sevdiğini söylememeli zaten.

Kenan: Ben seninle ciddi düşünüyorum Mihrimah, benim için bir heves değilsin. Bu yüzden sana ayırdığım zaman, işe ayırdığım zamandan daha değerli.

Ay bu kadar ciddi bir şeye dönüşeceğini bilmiyordum.. Hızlıca yanlış anlaşılmayı düzelttim.

Siz: Elbette senin bana verdiğin değerden şüphem yok. Bir anlık gelen bir düşünceydi. Fevri davranıp sana yazmasaydım unuturdum bile (✿◠‿◠)

Kenan: Seni üzme ihtimali olan bütün düşüncelerini bana anlatabilirsin. Hepsini sevgimi ispat ederek şutlarım.

Siz: Teşekkür ederim 🥹

Kenan: Ne demek, vazifemiz.

Kenan: Başka kafanı karıştıran bir şey var mı?

Böyle sorunca direk annemin açtığı konu aklıma geldi. Hem Kenan'ın ciddi düşündüğü şey ne? Merak ettim. 👉🏻👈🏻

Siz: Şey...

Siz: Benimle ciddi düşünüyorsun derken, kastettiğin neydi?

Sordum gitti, sordum gitti!

Ayy, saçma bir soru olduğunu söylemez dimiii? Söylese haklı ama yine de kalbim kırılır ya! Normal cevaplasın lütfen!

Yazıyor!

.....

Kenan: Benim saf sevgilim, tabiki seninle evlenmek istiyorum.

Oha oha oha! Bu kadar açık söylemesi mi gerekiyordu?! Hani biraz alıştırsaydın Kenan bey! Pat diye daldınız konuya!

Siz: Ama daha çok erken!

Kenan: Yarın nikah kıyacağız demedim ya :)

Kenan: Niyetimin ciddi olduğunu anlatmak istedim. Ben seninle bir yuva kurmak istiyorum. Bu çabalarım hep bizim geleceğimiz için.

Siz: Sen böyle geleceği ciddi ciddi planlarken ben yatakta yuvarlanıyorum ama..

Kenan: Hiç güleceğim yoktu. Böyle günümü güzelleştirmen yeter de artar bile. O zaman tüm yorgunluğum geçiyor.

Bu çocuğa aşık olmamak mümkün değil..

Kenan: Senin endişelenmen gereken bir şey yok sevgilim. Sen sadece bana ve eğitimine odaklan. Gerisi bende.

Ben: Gerçekten böyle mi düşünüyorsun? (๑•ᴗ•๑)♡

Kenan: Elbette.

Siz: Gerçekten gerçekten mi? (。︎♡︎‿︎♡︎。︎)

Kenan: Evet, gerçekten gerçekten.

Tam yazarken Kenan tekrar yazınca durdum.

Kenan: Bu diyaloğu bir yerlerden hatırlıyorum sanırım.

Siz: hehe 〜(^∇^〜)

Kenan: Tatlı kız seni.

Kenan'ın bir anda iltifatları hep mi beni şoke edecek?
Ne zaman alışacağım acaba?

Kenan: Seni özledim.

Kalbimi tuttum. Bir atak daha! Dayan kalbim!
Derin bir nefes alıp verdim. Daha önce bir erkeğe böyle şeyler yazmadığım için parmağım gönder tuşunda gidip geliyordu.

Kızım hoşlandığını söylediğin çocuğa da yazarsın yani! Özlemedin mi?

Kendime sorduğum sorunun cevabı belliydi zaten.

Siz: Ben de seni özledim.

Siz: Evde olduğum için konuşamıyorum.

Kenan: O zaman parka gel, oturalım.

Siz: Hangi park?

Kenan: Bana itiraf ettiğin park.

Siz: Orda mısın?!

Siz: Ayrıca böyle tarif etmen çok utandırıcı 🫣

Siz: Ne ara geldin sen!?

Kenan: Dedim ya özledim diye. Sen bana yazınca seni görmem için bir işaret kabul ettim.

Siz: Sen var ya!

Kenan: Hadi bekliyorum.

Siz: Hemen geliyorum!

Elim ayağım birbirine dolandı şimdi. Bu çocuk beni nasıl şaşırtacağını iyi biliyor gerçekten.

Üstüme baktım. Yok! Böyle pespaye çıkamam. Bunu görmesi için erken. Dolabı açıp tshirt-pantolon kombini yaptım ve hızlıca montumu giyindim.

Saçlarımı unuttum! Banyoda hızlıca saçlarımı üstten tarayıp açık bıraktım.

"Anne, bakkala gidiyorum. Bir şey istiyor musunuz?"

Annem içerden gelip "Bakkaldan ne alacaksın?" diye sorguladı. Annecim bir anda neden soruyorsun? Hep sorun etmezdin zaten Allah Allah!

"Çikolata bir şeyler. Canım çekti. Rukiye'ye geçerim ordan. Otururum orda tamam?"

Ayakkabımı çoktan giymiş ve aşağı inerken cümlemi bitirmiştim. Dış kapıya yaklaşırken Annemin kapı çarpışını duyunca rahatlamıştım. Demek ki diyafondan geri çağırmayacaktı.

Dış kapıdan çıktığımda yüzüme vuran soğuk hava artık yazın geride kaldığını hatırlatıyordu. Montumun fermuarını çekip ellerimi de cebime koydum.

Çok iyi, çok iyi. Soğuğu sıcağa tercih ederim.

Ayyy, gittiğimde kızarmadan durabilir miyim? Resmen yüzüne yüzüne "Senden hoşlanıyorum." dedim. Bir erkek için ilk defa böyle hissediyorum.

Kötü bir his değilmiş..

Belki de bu kişi Kenan olduğundandır..

Bu kadar yoğun duygular iyi bir şey mi? Bu duygular içime aktıkça çıldıracak gibi oluyorum. İçim içime sığmıyor hep Kenan'ı görmek istiyorum. İşte, bankta oturmuş beni bekleyen bu kişiyi hergün beni beklerken görmek istiyorum.

Henüz onu uzaktan görüyordum ve gözleri beni arar gibi etrafta geziniyordu. Görüş açısına girdiğimde ona dünyaları sunmuşlar gibi bir heyecanla gülümsemiş ve yanıma yürümeye başlamıştı. Birazdan aynı banka oturacağımız halde.

Onun benim için hissettilerini hak ediyor muyum, diye düşünmüyor değilim bazen..

Yüzümde hissettiğim soğuk ellerle irkilip daldığım endişelerden kurtuldum.

Kenan gözlerimin içine bakarak "Belli ki hâlâ bir şeyler için endişeleniyorsun." dediğinde yüzündeki gülümseme beni rahatlatmıştı. Omuz silktim.

"Bunu durduramam. Ama seni görünce hepsi geçiyor."

"Hep böyle mi düşünüyordun yoksa?"

Muzipçe gülüşüne karşılık başımı yukarı aşağı salladım.

"Mihrimah hanımdan beklenmeyen sözler. Aşkımdan kalbim yerinden fırlayacak gibi hissediyorum."

Omzuna vurdum.

"Beni duygusuz mu sandın? Senin gibi ben de içimdeki bu yoğun duygularla ne yapacağımı bilemiyorum."

Başını hafifçe yatırıp "Bunu kim söyledi? Ben ne yapacağımı biliyorum." dediğinde kaşlarım havada "Ne yapacaksın?" diye sordum. Kıkırdamaya başladı.

Kollarını omzumdan boynuma sarıp kendine doğru çekti ve beni sıkıca sardı.

"Tabi ki sarılacağım. Ne zaman bana karşı duyguların yoğunlaşsa çağır, gelirim. Böyle uzunca sarılır şarj oluruz."

Gülüşü, kokusu ve sözleriyle beni tam kalbimden vuran bu adamın kollarında olmak... Dünya bir anlığına durmuş gibiydi. Parkın soğuk havası, üzerimizden geçen bulutlar, annemin uyarıları, okul stresi... Hepsi o an o kadar uzaktı ki. Sadece onun parfümü ve montunun kumaşına gömülen yüzümün sıcaklığı vardı.

"Kenan," diye fısıldadım göğsüne doğru. Sesim kendi kulaklarıma bile boğuk gelmişti. "Şarjın doluyor mu bari?"

Hafifçe güldüğünü göğsünün sarsılmasından hissettim. Beni biraz daha kendine çekip, çenesini saçlarımın tepesine yasladı.

"Yüzde yüzü geçtik, taşıyor bile," dedi yumuşak bir sesle. "Ama bilirsin, bataryanın ömrü için sürekli dolu tutmak lazım."

Geri çekilip yüzüne baktım. Gözlerindeki o yoğun parıltı, az önce mesajda yazdığı "ciddiyetin" sadece kelimelerden ibaret olmadığını kanıtlar gibiydi. Cidden... Bu çocuk benimle bir gelecek hayal ediyordu. Yirmi yaşındaki Mihrimah için bu hem çok korkutucu hem de dünyanın en güvenli limanı gibi hissettiren bir düşünceydi.

"Biliyorum." diyebildim sadece. Banka doğru ilerleyip oturduk. Bankın soğuğu montumun altından bile hissediliyordu. Başımı omzuna yasladım.

"Seni seviyorum,” dedim bir anda. Kelime ağzımdan çıkarken kalbim tekledi. “Ama bu kadar yoğun olmasını beklemiyordum. Sanki hızlanmış bir trene binmişim de ne zaman duracağını bilmiyorum.”

Gülümsediğini hisseder gibiydim. O acele etmeyen konuşma tarzıyla beni rahatlatmaya devam ediyordu.

"Ben senden yarını, öbür günü, yıllar sonrasını istemiyorum şu an. Sadece bugünü istiyorum. Bugün buradayım. Sen de buradasın. Gerisi zamanın işi.”

Bu sözler içimde bir yere dokundu. Büyük vaatler değil, küçük ama sağlam cümleler… Sanırım beni asıl rahatlatan buydu.

Bir süre konuşmadık. Sessizlik rahatsız edici değildi; aksine, paylaşılan bir şeydi. Kenan parmaklarını montumun koluna hafifçe dokundurdu. Elimi tutmadı. Sanki “istersen” der gibi.

Elimi onun elinin üstüne koydum.

İşte o an, içimdeki karmaşa yerini sakin bir kararlılığa bıraktı. Her şeyin cevabını bilmiyordum. Hatta çoğunu bilmiyordum. Ama şunu biliyordum: Bu an gerçekti. Zorlanmamıştı. Acele ettirilmemişti

“Biliyor musun, annem bugün bana evlilik nasihati verdi,” diye devam ettim konuya.

"Eyvah, yakalandık mı? Ne dedin peki? 'Çok yakışıklı, çok zeki, mükemmel bir çocuk anne' mi dedin?"

"Ukala!" diyerek güldüm. "Hayır, tabii ki. Geçiştirdim ama o anladı. 'Duygular aradan çekilince gerçek yüzüne vurur, dikkat et' dedi. Biraz korkuyor sanırım."

Ellerimi bırakmadan başparmağıyla elimin üzerini okşamaya başladı. Bu hareketi beni her seferinde hipnotize ediyordu.

"Annen haklı Mihrimah," dedi dürüstçe. "Duygular bazen sis gibidir, önünü görmeni engeller. Ama ben sana sadece duygularımı değil, kararlarımı da sunuyorum. Seni tanımak, seninle büyümek ve en sonunda o yuvayı kurmak benim için geçici bir heves değil. Hem seni beklerim. Okulunun bitmesini, kendini hazır hissetmeni... Acelemiz yok ama niyetim belli."

Yutkundum. Boğazımda bir düğüm oluşmuştu ama bu seferki mutluluktandı. Başımı omzundan kaldırmadan yüzüne baktım. Gözlerimiz birbirini bulduğunda "Sen gerçekten... fazla iyisin. Bazen rüyada mıyım diye kontrol etmek istiyorum." dedim.

"İstersen bir çimdik atabilirim?" dedi yine o muzip gülüşüyle.

"Gerek yok," dedim başımı omzuna yaslayarak.

"Parkın bu soğuğu ve senin bu sıcaklığın yeterince gerçek."

Sessizce oturduk bir süre. Sadece insanların uzaktan gelen sesleri ve rüzgarın ağaçlardaki hışırtısı vardı. Annemin "okul bitmeden evlenmek yok" uyarısı kulağımda çınlasa da, Kenan yanımdayken her şeyin bir şekilde yoluna gireceğine dair tuhaf bir inanç doluyordu içime.

"Üşüdün mü?”

“Biraz,”

“İstersen yürüyelim."

"Olur."

Kalkmadan önce parmaklarımızı birbirine kenetlemişti. Kıkırdadım. Başını bana çevirdiğinde "İlk elimi tuttuğun zamanı hatırladım." dediğimde diğer eliyle suratını örtmüştü.

"Hatırlatma. Fazla aceleciydim."

Tatlı bir utanç olduğunu anlamıştım.

"Sorun değil, kötü niyetli olmadığını biliyordum."

Elini indirmişti.

"Bu arada evden ne diyip çıktın?"

"Bakkala gideceğimi söyledim. Sonra da Rukiye'de biraz oturacağımı."

"O zaman bakkala gidelim mi? Su almak istiyordum ben de."

"İyi olur aslında. Yalan söylemiş olmak istemem."

Bakkalın o tanıdık, hafif tozlu ve bisküvi kokan havası içeri girer girmez bizi karşıladı. Mahalle bakkalımız Hüseyin amca, gözlüğünün üstünden bize şöyle bir bakıp gülümseyerek selam verdi. Anne ve babamın kulağına gitmemesi için Kenan'ın elini bırakmıştım. O da bunu anlamış olmalı ki soru sormadı. Onlara ilk ben söylemek istiyordum.

Çikolata raflarının olduğu kısa koridorda durup en sevdiğim çikolatayı Kenan'a gösterdim.

"İşte bu! Unutma, bu benim en sevdiğim çikolata. Bana küçük bir sürpriz yapmak istersen diye."

Sırıtıp "Aklıma kazıdım." demişti. Hafifçe omuz atıp "Aferin sana, hızlı öğreniyorsun." dediğimde kafamı tutup saçımdan öptü. Saçlarımı kulağımın arkasına iterken "Sana dair her şeyi anında ezberleme yeteneğim var." demişti. Yüzüm kızarmıştı yine. Daha devam edemeyip suları gösterdim. O suyu alırken ben de Rukiye'ye gideceğim için onun sevdiği çikolatayı da almıştım.

"Sular orda. Al istersen."

Bu kadar romantiklik kafamı duman etti.

Elimizdekileri Hüseyin amcaya verdik.Kenan "Ben öderim," dememe kalmadan cüzdanını çoktan çıkarmıştı bile.

"Kenan, lütfen..."

"Mihrimah," dedi ismimi üzerine basa basa ve o yumuşak ama otoriter sesiyle. "Bunun tartışmasını bile yapmayalım. Küçük bir su ve iki çikolata." demişti. Mecbur kabul etmiştim.

Hüseyin amcaya parayı uzatırken Kenan’ın o dik duruşu, saygılı tavrı... Annemin "karşındakini tanı" uyarısı yine aklıma geldi. Ama tanıdıkça daha çok bağlanıyordum; bu bir risk miydi yoksa hayatımın en büyük şansı mı, henüz bilmiyordum.

Elimizde poşetlerle biraz daha yürümüştük.

"Şimdi Rukiye’ye mi gidiyorsun gerçekten?" diye sordu Kenan.

"Evet, biraz orada oturmam lazım. Yoksa annem 'Bakkal bu kadar uzak mıydı?' diye sorguya çeker. Hem ona da bu çikolatalardan birini veririm, günah keçim olur."

İstemediği yüzünden belliydi ama babam evdeyken bu kadar olmalıydı. Yolun geri kalanında eşlik edemeyeceği o ayrılık noktasına gelmiştik.

"Annem camdan falan bakıyorsa görmesin seni. Burada ayrılalım."

"Olur." Alnıma kısa, sıcak bir öpücük kondurup geri çekildi. "Hadi git bakalım. Haberleşiriz."

Arkama baka baka Rukiye’nin evine doğru yürürken, cebimdeki telefon titredi.

Kenan: "Bu arada, saçlarını açık bırakman çok yakışmış. Rüzgarda uçuşlarını izlemeyi seviyorum. Seni seviyorum."

Tekrar arkama baktım kocaman gülümsememle. Bir elinde telefon diğer elini hafifçe bana sallıyordu. Ben de el salladım ve köşeyi döndüm.

Rukiye’nin kapısını hızlıca çaldım. Kapı açılır açılmaz içeri dalıp, daha montumu çıkarmadan "Rukiye, ölüyorum galiba!" diye fısıldadım.

Rukiye gözlerini devirip, "Yine ne oldu? Kenan mı, annem mi, yoksa ikisi birden mi?" diyerek beni mutfağa çekiştirdi. Poşeti masaya bıraktım, içinden çikolatayı çıkarıp Rukiye’nin önüne attım.

"Al bu sus payın, şimdi beni dinle!"

"Ay sanki sus payına ihtiyacım var. Biz seninle ne sırlar paylaştık kız."

Mutfak masasına karşılıklı oturduğumuzda, Rukiye çikolatayı açarken ben de bakkala gidişimden, parktaki o sarılmaya, Kenan'ın o 'ciddi niyet' konuşmasına kadar her şeyi nefes almadan anlattım. Rukiye çikolatayı çiğnemeyi bırakmış, ağzı açık beni dinliyordu.

"Oha Mihrimah! Çocuk resmen 'yuva kuracağız' demiş. 20 yaşındayız kızım biz, daha vize notlarımızı hesaplayamıyoruz, çocuk ev geçindirme planı yapıyor!"

"Ben de öyle dedim!" dedim ellerimle yüzümü kapatarak. "Ama öyle bir anlatıyor ki Rukiye... Sanki dünya yansa o beni bir şekilde kurtaracakmış gibi. Annem de zaten bugün damat adayı varmış gibi konuştu, iyice stres oldum."

Rukiye masaya doğru eğilip elimi tuttu, sesi bu sefer daha ciddiydi.

"Bak Mihrimah, Kenan gerçekten olgun bir çocuk, bunu hepimiz biliyoruz. Ama sen daha 'sevgilim' diyemiyorsun. Hemen gelinlik modellerine bakma. Ama şunu da söyleyeyim; böyle bir adamı da kolay kolay bulamazsın. Seni üzmek yerine, seninle yaşlanmayı hayal ediyor. Bu çok kıymetli bir şey."

"Biliyorum," dedim iç çekerek. "Sadece... ya her şey çok hızlı ilerlerse ve ben buna yetişemezsem? Ya annem haklıysa ve bu duygular bir gün biterse?"

Rukiye gülümsedi. "Duygular bitse bile Kenan gibi bir adamın karakteri baki kalır. Hadi, dök içindekileri iyice. Başka ne dedi? O parktaki sarılma nasıldı bakayım? Detay ver!"

İçimdeki her şeyi ilk defa bu kadar açıkça anlatıyordum Rukiye'ye. Onun iyi bir dinleyici olduğunu yeni keşfediyordum. Kenan'la ilişkim çevremle olan ilişkilerimi bile güzel etkiliyordu. Bu ne ilginç bir şey...

✯✯✯✯✯✯✯✯✯✯✯✯

𝑩𝒆𝒈̆𝒆𝒏𝒎𝒆𝒚𝒊 𝒗𝒆 𝒚𝒐𝒓𝒖𝒎 𝒚𝒂𝒑𝒎𝒂𝒚𝜾 𝒖𝒏𝒖𝒕𝒎𝒂𝒚𝜾𝒏𝜾𝒛! ₍ᐢ⑅•ᴗ•⑅ᐢ₎♡

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

48okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.