Anonim Yazıyor kitap kapağı

13. bölüm / 29

Anonim Yazıyor

Bölüm 13

Vaveyla Yazarı: Beyaz Yeşim

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 29Şu an: Bölüm 13

"Selaaam! Beni hatırladın mı?"

"Nasıl unuturum?"

Başka sebepten unutulacak bir insan değil. Keyifle güldü.

"Haklısın aslında. Daha 1 yıl önce beraber okuyorduk."

Ali'ye gözü çarpınca yaptığı patavasızlığı anlamış olmalı ki kendini tanıttı.

"Ah! Özür dilerim! Heyecandan bir anda konuya girdim. Ben Şirin. Mihrimah'ın liseden sınıf arkadaşıyım."

Elini uzatırken "Sevgilisi misin?" diye sorduğunda içtiğim suyu az daha püskürtüyordum. Zar zor yutup öksürmeye başladım. İkisi de telaşla iyi olup olmadığımı soruyorlardı. Yaşaran gözümle Ali'ye baktım.

"İyi misin?" diye sorduğunda başımı salladım. Şirin herzaman böyleydi. Sınıfa son sene gelmişti ama geldiği günden itibaren kendisini belli etmişti. Yılın sonunda tüm okul onu tanıyordu neredeyse.

Konuşabileceğime emin olduğumda Ali'ye konuştum.

"Şirin'in kusuruna bakma. Biraz fazla aklına geleni söyleyen birisi."

Sonra Şirin'e döndüm. Ve kibar olmaya çalışarak "Sadece arkadaşız Şirin. İstersen seninle sonra görüşelim" dedim.

"Hemen dönmeni söylemiştim."

Sınıfımızın ikinci popüler çocuğu da geldi işte. Şirin'in tersi bir popülerlikti. Bu ikisinin ilişkisi bir romantik komedi olurdu. İşin komik kısmı ismi Ferhat'tı. Ferhat ve Şirin! Aklıma gelince gülmemek için kendimi zor tuttum.

"Ferhat! Kusura bakma dalmışım."

Herzamanki gibi kocaman sırıtmasıyla cevap vermişti ama karşısındaki adam sadece kafa sallamakla yetinmişti. Tekrar bana döndü.

"Mihrimah, yanımda davetiye yok ama seni görünce çağırmak istedim. Gelecek ay düğünümüz var. Seni de bekliyorum."

"Düğün mü? Sizin mi?"

Vaaay, baya hızlılar.

"Liseden sonra ailelerimizi tanıştırdık. Aynı üniversiteye gittiğimiz için evlenip kendi evimize çıkmanın iyi olacağını düşündük."

Ferhat'a baktım. Sınıfımızdaki lakâbı 'Duygusuz'du. Şimdi bile ilgisiz bir ifadeyle bizi dinliyordu. Şirin ilk günden Ferhat'a takmıştı. Aralarında ne geçtiğini ayrıntılı bilmiyorum ama işin sonunda sevgili olmayı başarmıştı. Siyah ve beyazdılar.

"Sizin adınıza sevindim. Bana davetiye resmini atarsın. Gelmeye çalışacağım."

"Pekâlâ, görüşürüz."

"Görüşürüz."

İkisi uzaklaştıklarında Ali'ye bir süre onları anlattım.

(𝐹𝑒𝑟ℎ𝑎𝑡 𝑣𝑒 𝑆̧𝑖𝑟𝑖𝑛, 𝑧𝑎𝑚𝑎𝑛𝚤𝑛𝑑𝑎 𝑠𝑎𝑑𝑒𝑐𝑒 𝑘𝑒𝑛𝑑𝑖𝑚𝑒 𝑦𝑎𝑧𝑑𝚤𝑔̆𝚤𝑚 𝑏𝑖𝑟 ℎ𝑖𝑘𝑎𝑦𝑒𝑛𝑖𝑛 𝑘𝑎𝑟𝑎𝑘𝑡𝑒𝑟𝑙𝑒𝑟𝑖. 𝑈𝑧𝑢𝑛 𝑏𝑖𝑟 ℎ𝑖𝑘𝑎𝑦𝑒𝑦𝑑𝑖 𝑎𝑚𝑎 𝑎𝑟𝑡𝚤𝑘 𝑠𝑖𝑙𝑖𝑛𝑑𝑖. 𝐵𝑢 ℎ𝑖𝑘𝑎𝑦𝑒𝑑𝑒 𝑦𝑎𝑛 𝑘𝑎𝑟𝑎𝑘𝑡𝑒𝑟 𝑜𝑙𝑎𝑟𝑎𝑘 𝑠𝚤𝑘𝑐̧𝑎 𝑔𝑜̈𝑟𝑢̈𝑙𝑒𝑐𝑒𝑘𝑙𝑒𝑟. 𝑈𝑚𝑎𝑟𝚤𝑚 𝑜𝑛𝑙𝑎𝑟𝚤 𝑠𝑒𝑣𝑒𝑟𝑠𝑖𝑛𝑖𝑧 𝑐̧𝑢̈𝑛𝑘𝑢̈ 𝑏𝑒𝑛 𝑖𝑘𝑖𝑠𝑖𝑛𝑖𝑛 𝑖𝑙𝑖𝑠̧𝑘𝑖𝑠𝑖𝑛𝑖 𝑠𝑒𝑣𝑖𝑦𝑜𝑟𝑢𝑚 . 𝐵𝑢 𝑦𝑢̈𝑧𝑑𝑒𝑛 𝑏𝑢 ℎ𝑖𝑘𝑎𝑦𝑒𝑑𝑒 𝑜𝑛𝑙𝑎𝑟𝚤 𝑡𝑒𝑘𝑟𝑎𝑟 𝑦𝑎𝑧𝑚𝑎𝑘 𝑖𝑠𝑡𝑒𝑑𝑖𝑚.)

"İlginç kişilikler değil mi?"

"Öyleler. Okulda ünlü olmaları normal standartlara uymadıkları için olmalı. Çünkü farklıysan ilgiyi iyi veya kötü çekiyorsun."

Tatlımın son parçasını yedikten sonra ağzımı peçeteyle sildim.

"Sana katılıyorum. Benim açımdan bu ikisine baktığımda yorucu bir ilişki görüyorum ama onlar bundan şikayetçi değil gibiler. O zamanlar Şirin'in Ferhat'a yakınlaşmak için yaptığı şeyleri görsen ne düşünürdün merak ediyorum."

Hafif bir tebessümle devam ettim.

"Dünyadaki son kişiymiş gibi onun için umutsuzca çabalıyordu. Ama sonunda başardı. İnsanların ilişkileri hakkında meraklı değilimdir ama neden bu kadar çabaladığını merak etmiştim."

Omuz silktim.

"Hiç sormadım ama."

"Umutsuzca çabaladı demek."

"Bana göre öyleydi. Belki onun tutunduğu bir sebep vardı bilemiyorum."

"Bence vardı. Hiçkimse umutsuz bir ilişkinin peşinden koşacak kadar kör olmamalı. Onların şimdiki hallerine bakarsak, tutunduğu sebep gerçekmiş."

"Hmm, biraz düşününce dediğinin doğru olduğuna katılabilirim."

Biraz çekingen bir tavırla "Senin hiç olmasını istediğin ama olmayacağını düşündüğün bir ilişki oldu mu?" diye sorduğunda istemsizce hâlâ karşımda olan Ali'yi düşündüm.

Neden böyle oluyordu?

Bu.. ilk görüşte aşk dedikleri şey miydi? Aramızda bir engel olmadığı halde sanki olamayacakmış gibi düşünmem nedendi? Yaşadığımız yerler arasındaki mesafe mi yoksa kalplerimiz arasındaki mesafe mi? Nedenini bilmiyorum ama sanırım şimdilik akışına bırakmalıyım gibi hissediyorum.

Hüznümü gizlemek için abartı olmayan bir şekilde gülmeye çalıştım.

"Hepimiz bir kere bu duyguyu yaşamışızdır bence."

"Haklısın."

"Benim lavaboya gitmem gerek. Hemen döneceğim."

İçeri girdiğimde direk aynadan yüzüme baktım. Pembeleşmiştim. Umarım bir şeyler anlamamıştır. Arkadaş olarak bile görmüyordur belki beni. Sadece yalnız kalmamak için muhabbet edecek birisiydim.

Şapkamı çıkarıp kafamı toplamak için yüzüme soğuk su çarptım. İyi gelmişti gerçekten. Kurulanıp çıktığımda aniden önümde beliren kişiyle irkilmiştim.

Yine mi?

Mehmet'le neredeyse çarpışıyorduk. Yüzünü gördükten sonra özür dileyip gitmek isterken bir adımla tekrar önümde durdu. Ters ters baktım.

"Bir sorun mu var? Çekilir misiniz?"

Resmî şekilde konuşmamın onu ne kadar rahatsız ettiğini tek kaşını kaldırmasından anlıyordum. Bu yüzden ısrarla devam edecektim.

"Hiçbir sorun yok. Sadece yol vermek istemiyorum."

"Çocukça davranıyorsunuz. Bu saçmalığı kesin lütfen."

Küçümseyici bir bakış attı.

"Resmiyetinin de çocukça olduğunu söyleyebilirim. Kuzenimle gayet samimi şekilde konuşuyorsun. "

"Ona biz; Kişiye göre davranmak diyoruz."

"Bu sözden bana ondan daha çok saygı gösterdiğini mi anlamalıyım?"

Suratındaki sırıtmanın uzun sürmeyeceği kesindi. Yapmacık bir gülümsemeyle "Hayır, ne kadar uzak durmak istediğimi anlamalısın ." dediğimde suratı düştü.

"Seni-"

"Mihrimah!"

Ali'nin gelmesiyle Mehmet kenara çekilip erkekler tuvaletine girmişti. Ali, kaşlarını çatmış arkasından bakıyordu. Bana dönüp "İyi misin? Seni rahatsız mı ediyordu?" diye sordu direk. Kuzeni olduğu için daha sakin olur diye düşünmüştüm ama fazlasıyla gergindi.

"Çok önemli bir şey değil. Küçük bir atışma."

"Neden seninle atışsın ki? Bu konuyu öylece bırakmak iyi olmaz."

İşin uzamasından endişenlemeye başlamıştım. Mehmet'in peşinden gitme ihtimaline karşı kolundan hafifçe tuttum.

"Gerçekten bir sorun yok. Büyük bir şey olsa sana söylerdim. Lütfen bu meseleyi uzatmayalım."

Bir süre gözlerime baktıktan sonra "Peki." dedi. Utandığım için hızlıca kolunu bıraktım.

"Masaya geçelim mi?"

"Geçelim."

Önden gitmem için elini ileri uzattığında masaya ilerledim. Oturduğumuzda konuyu değiştirip ne zaman gideceğini sormuştum. Kısaca "Akşam yola çıkacağım." demişti.

"Nerede yaşıyorsun?"

Tereddüt eder gibi olduğunu hissetmiştim ama pek emin değildim.

"Düzce'de."

Kalbimin ritmi değişmişti. Kenan'la aynı şehirdeydi. İkisinin birbirini tanıma olasılığı yoktur sanırım. Kenan'ın soyadını bile bilmiyordum.

"Şu sıralar Düzce'de yaşayan tanıdıklarım artıyor."

Merakla "Başka kim var?" diye sordu. İşaret parmağımı dudaklarımın önüne getirip sus işareti yapar gibi durdum. Sırıtarak "Bu bir sır." dediğimde şaşırdığı suratından belli oluyordu. Sonunda gülümsemiş ve "Öyle olsun." demişti.

Cebimde titreyen telefonumu aldım. Annem acil eve dönmem konusunda mesaj atmıştı. Biraz daha kalmak istiyordum ama..

"Gitmem gerek."

"Biraz daha kalsan güzel olurdu."

Benim gibi düşünüyor olması hoşuma gitmişti.

"Maalesef, tekrar geldiğinde yine görüşürüz umarım."

Ben ayaklanınca o da kalktı ve kafenin kapısından beni uğurladı. Kapıya kadar gelmesi bile yeterince centilmenceyken ben daha çok uzaklaşmadan yanıma gelip "Seni eve bıraksam daha rahat edeceğim." demişti. İtiraz etmiştim.

"Hayır Hayır! Gündüz vakti zaten sorun değil. Sen işinle ilgilen lütfen."

Ellerini cebine koyup umursadan yanımda yürümeye devam etti.

"İşim acele değil. Çalışan değilim ya."

Dudağı hafifçe kıvrıldı. Onu böyle görünce ben de sırıtmadan edemedim. Böyle davranması yanlış anlamama sebep oluyordu ama yine de memnun olmaktan kendimi alamadım.

"O zaman.. önce fırına uğramamız gerekiyor."

"Pekâlâ."

Zaten yakın olan fırında işimi hallettikten sonra direk eve gitmiştik. Mesafe çok uzun olmadığı için bir muhabbet olmadan varmıştık bile.

"Görüşürüz."

Başıyla selam verip "Görüşürüz." dedi o da.

Binaya girdiğimde aklıma en son Kenan'a attığım mesaj geldi. Telefonuma baktım. Henüz görmemişti. Tam telefonu kapatacakken mavi tik olmuştu. Ve ardından yazıyor yazısını gördüm.

Kenan: Geç döndüğüm için üzgünüm. Görüşmen nasıl geçti?

Ben: Eğlenceliydi ☺️ Yeni tanıştığım birisiydi ama sanki uzun zamandır tanıyor gibi bir his veriyordu.

Ben: Hatta sizin şehirde yaşıyormuş. Seninle tanışmış olma ihtimalini düşündüm bir ara ama sanırım pek mümkün değil 😅

Kenan: Dünya küçük derler. Kim bilir..

Üstü kapalı cevap vermesi nadirdir. Şimdi dedektiflik modunda değildim. O yüzden çok düşünmemeye karar verdim.

Ben: Seninle de bir gün buluşur muyuz dersin?

Kenan: İster misin?

Bu çocuk hâlâ bana pek güveniyor değil sanırım.

Ben: Elbette isterim. Gizemli bir arkadaş da fena değil ama 😄

Kenan: Böyle söylersen kendimi gösterme hevesim kaçar söyleyeyim. Biraz cesarete ihtiyacım var.

Gerçekten kendini göstermek mi istiyor! Bu beklenmedikti.

Kenan: Şaka yaptım.✌🏻 Henüz erken bunun için :)

Elimi ağzıma kapattım. İlk defa emoji sayılacak bir şey atmıştı. Çok tatlı değil mi?

Ben: Çok kötüsün. Gerçek sanmıştım 🥺

Kenan: Umarım bir gün..

Kenan: Eğlenceli bir gün geçirmene sevindim. Şimdilik işe dönmem gerekiyor. Görüşürüz..

Ben: Görüşürüz. Kolay gelsin 🙌🏻

Kenan: Teşekkürler.

İsminin altında son görülme tarihi çıkınca telefonu cebime attım ve zili çaldım. Kapının önünde mesajlaşıyordum. Annem kapıyı açtığında beraber mutfağa geçmiştik. Beni akşam yemeğini yapmam için çağırmıştı eve. Hayat böyle işte. Bi' kafede tatlı yersin, bi' evde yemek pişirirsin.

Hayâlen bir damla gözyaşı süzüldü yanaklarımdan..

Çok uzun sürmeyen acıklı halim annemin beni dürtmesiyle kesilmişti. Beraber yemeği yapmıştık. Sofrayı hazırlamak için tabakları çıkardığımda telefonumun çalmasıyla anneme geleceğimi söyleyip odama gittim. Raki arıyordu. Telefonu açtığımda daha kulağıma götürmeden ağlama sesini duymuştum.

"Ne oldu!?"

"Mehmet.. Mehmet benden ayrıldı!!"

------------

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

56okunma 2beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.